Tempo Dergisi'nin haberine göre, hemen hepsi aynı yaÅŸlarda hissetti bedenleriyle beyinleri arasındaki kopukluÄŸu. Bedenleri ‘erkek' olduÄŸunu söylüyor, ruhları ‘kadınım' çığlıkları atıyordu. Hiçbiri bu çığlıklara dayanamadı. Ne var ne yok terk edip, her ne pahasına olursa olsun yüreklerinin götürdüğü yere gittiler...
SİSİ (20) / "Babamın koluna girip dolaşabiliyorum"
Sisi, 1988'de Åžanlıurfa'da doÄŸdu. Ailesinin iÅŸleri nedeniyle İskenderun'da büyüdü. Küçük yaÅŸlarda durumunu fark etti, ama kimseye açamadı. Anne babası tutucu insanlardı. Yedi kardeÅŸi vardı. Dört erkek birlikte sünnet olduklarında, diÄŸerleri sünnet elbisesi giymek istemedi. O, etekli olan bu elbiseyi çıkarmadan oradan oraya koÅŸturuyordu. Zamanla ailesi, kendisindeki ‘kız gibi' davranışların farkına varmaya baÅŸladı. Onu, İstanbul'daki teyzesinin yanına yolladılar. "Orada oku, biz sana ne kadar para gerekiyorsa yollarız" dediler. Kalsaydı, babasının baskısına dayanamazdı zaten. Bu ÅŸehir deÄŸiÅŸikliÄŸi biraz da onu babasından uzaklaÅŸtırmak isteyen annesinin fikriydi. 15 yaşındaydı İstanbul'a geldiÄŸinde. Liseyi burada okudu. Okul arkadaÅŸları, "Sen kız gibisin" dediklerinde üzülüyordu. İlk kez travesti gördüğünde korktu. O bir gay'di. ArkadaÅŸları böyle kalabileceÄŸini söylediÄŸinde itiraz etti, o ‘kadın' olmak istiyordu. Son bir kez annesinin yanına gitmeye karar verdi. Bir ay yanlarında kaldı. İstanbul'a geldiÄŸinde kararını vermiÅŸti. 18 yaşında ameliyat oldu. "Ruhum kadındı, yapacak bir ÅŸey yok" diyor.
BİR KEZ AŞIK OLDU
Doktoru ameliyat sonrasında, "Dünyaya hoş geldin" dediğinde, hayatının değişeceğini düşündü. İki yıl seks işçiliği yaptı. "Anne ve babası farkına varınca, İstanbul'a taşındılar. Ona destek olacaklardı. Ayrı bir evde oturuyor, ancak ailesinin verdiği parayla geçiniyor. Normal bir ev kızı gibi yaşıyor artık, çalışmıyor. Bir kez âşık oldu. Yedi yıllık sevgilisi ailesi tarafından evlendirildi. "Severek ayrıldık" diyor Sisi. Kendisinin şanslı olduğunu söylüyor. Çünkü o, babasının koluna girip dolaşabiliyor, kardeşlerini parka götürebiliyor. Amacı böyle normal yaşamaya devam etmek.
CANSEL (30) / "Seks işçiliği yapmak istemiyorum"
Cansel, 1978 yılında Sakarya'da doÄŸdu. Altı yaşında, erkek gibi hissetmediÄŸini anladı. Amcasının kızıyla el örgüsü yaptığında 13 yaşındaydı. 14 yaşında ilk iliÅŸkisini yaÅŸadı. KardeÅŸleri büyümüştü, ailesi de ondaki farklılığı hissediyor, rahatsız oluyorlardı. Åžiddet görmedi, ama Sakarya tutucu bir yerdi. 16 yaşında İstanbul'a yerleÅŸti. Åžimdi ailesiyle görüşüyor, rahat rahat gidip evlerinde üç beÅŸ gün kalıyor. Seks işçiliÄŸi yapmak istemiyor, ama yapıyor. Günde birçok kez iliÅŸkiye giriyor. Hayatındaki her ÅŸeyi alıp götürdüğünü, bu yüzden psikolojik tedavi gördüğünü anlatıyor. 22 yaşında ameliyat oldu. Asla piÅŸman deÄŸil. Kendini bulduÄŸu için çok mutlu. Önceden, "Ben neyim?" diye sorduÄŸu soruyu bugün sormuyor. Normal bir iÅŸte çalışmak istiyor. Kahvaltı yapmayı özlüyor. "Bundan birkaç yıl önce tüberküloz oldum. Hastaneye yattım. Birkaç hafta kimse benim ne olduÄŸumu bilmiyordu. Ancak sonra hasta bakıcılardan biri, beÅŸinci katta travesti yatıyor diye yaymış. Hastane kaynamaya baÅŸladı. İnsanlar o kadar önyargılı ki" diyor. İncik boncuk yapıyor, bir dükkânı olsun, onları satsın istiyor. Para biriktirip açabilir, ama bu sefer ‘Sattıklarımı alırlar mı?' diye endiÅŸe ediyor.
MARTILARLA DOST
İlkokul mezunu. Sinemaya gitmeyi seviyor, sevdiÄŸi dizileri kaçırmamaya çalışıyor. En çok ‘Parmaklıklar Ardında' ve ‘Binbir Gece'yi izliyor. En büyük huzuru denizde buluyor. Simit alıp martıları doyurmak onu rahatlatıyor.
SILA (27) / "Bizim orası vardiyalı"
Sıla, 1981 yılında Kıbrıs'ta doğdu. Ailesiyle Ayvalık'a taşındı. Kadın olmak için evden kaçtı. Elazığ'da bulunan arkadaşlarının yanına gitti. Ailesi zengindi. Onun yanındaysa beş parası yoktu. Dönüşmek, hormon almak için paraya ihtiyacı vardı. Gay olarak seks işçiliği yaptı Elazığ'da. Altı yıl önce İstanbul'a geldi. Önce Merter'de yol üzerinde çalıştı. Şimdi Beyoğlu'nda bir genelevde çalışıyor: "Vardiyalı bizim orası. Ben gündüzcüyüm. Sabah yedi buçukta işe gidiyorum, akşam altıya kadar çalışıyorum. Daha güvenli, memurluk gibi." İnterneti sevdiğini söylüyor. Bazı sabahlar bisiklete biniyor. Eskiden ayda yedi-sekiz bin YTL kazandıklarını, şimdi işlerin düştüğünü anlatıyor. Âşık olduğu erkeklerin kendisine para makinesi gibi bakmasına çok üzülüyor.
ANIL (26) / "Bir yıl erkek görmesem aklıma gelmez"
Anıl, 1982'de Bursa Karacabey'de doÄŸdu. Ailesi onu, büyük ÅŸehirde büyüsün diye kent merkezinde oturan halasının yanına yolladığında 12 yaşındaydı. Onun deyimiyle, ‘ailesi onu başından atmıştı.' Halası duldu, iki erkek çocuÄŸuyla birlikte yaşıyordu. Bir erkekten çok kız gibi hissediyordu. Bir süre sonra Anıl'ı yanlarında istemediler. Tek başına yaÅŸamaya karar verdiÄŸinde 15 yaşındaydı. Bir erkeÄŸe âşık oldu, onunla yaÅŸamaya baÅŸladı. Bir yandan da yine Bursa'da satış elemanı olarak çalışıyordu. Çalıştığı iÅŸyeri kapandı. Kendisini daha da kadın gibi hissetmeye baÅŸlamıştı. SoluÄŸu 2001 yılında İstanbul'da aldı. Sekreter diye bir dergide çalıştı, patron parasını vermeyince iÅŸten çıktı. Uzun süre iÅŸ aradı, bulamadı. Bir yandan da kadın olma arzusuyla yanıp tutuÅŸuyordu.
BİR SÜRE SEKS İŞÇİLİĞİ YAPTIM
Åžehirdeki gay kulüplerine gitmeye baÅŸladı. DiÄŸerleri gibi peruk takıp, makyaj yapmaya baÅŸladığında kendini sevmeye, beÄŸenmeye baÅŸladı. Bir daha erkeksi bir ÅŸekilde dışarı çıkmadı. Bir süre sonra seks işçiliÄŸi yapmaya baÅŸladı. EÅŸcinsellerin çalıştığı genelevdeydi o da. Her seferinde kırıldı, utandı. Ameliyat olduÄŸunda mutluydu. Artık kadındı. Åžimdi sadece belli zamanlarda, belli ‘arkadaÅŸlar'ı olduÄŸunu söylüyor, sadece onlarla görüşüyor. Kendi evinde. Mutlu olduÄŸunu söylüyor, "Bir yıl erkek görmesem aklıma gelmez" diyor. İki kez âşık olmuÅŸ, bir daha olmayacağını düşünüyor. Ailesi durumunu biliyor. Onu sadece para istedikleri zaman arıyorlar. BoÅŸ zamanlarında Gezi Parkı'ndaki çayı bahçesinde oturup, denize nazır gazetelerini okuyarak kahvaltısını ediyor. İstiklal Caddesi ve NiÅŸantaşı'nda dolaÅŸmayı seviyor.
GÜL (52) / "Öbür dünyada nasıl hesap vereceğim?"
Gül, 1956'da Yozgat'ın bir köyünde dünyaya geldi. Ailesiyle İstanbul'a geldiklerinde dört aylıktı. Ailesi tutucuydu, ama ona verdikleri sevgide hiçbir zaman cimri olmadılar. Zamanla kendisindeki kadınsı tavırların farkına vardı. Ancak bastırıyordu. Tutucu olan ailesine bu konuyu açamazdı. İlk söylediÄŸi kiÅŸi evli olan ablasıydı, üzüldü, aÄŸladı, ‘sen umudumuzdun' dedi. 16 yaşındaydı, kendini hiçbir tarafa yakıştıramıyordu. Anne ve babası vefat etti. Gül'ü Yozgat'a yolladılar. Oradaki insanlar biraz daha tutucuydu.
İstanbul'a döndü ve bir daha Yozgat'a gitmedi. İstanbul'da yalnız kalmıştı, özgürdü. Kaynakçıda çalışmaya baÅŸladı. Ancak artık duygularını dışarı vuruyordu. Hiçbir iÅŸte istenmemeye baÅŸlandı. O zamanlar bir tek Çilli Taverna vardı eÅŸcinsellerin gittiÄŸi. Tanıştığı kiÅŸiler kadın olmuÅŸtu. O da yavaÅŸ yavaÅŸ kıyafetlerini deÄŸiÅŸtirdi. "İşe gelince tek yapacağımız fuhuÅŸtu" diyor. Bundan iki yıl öncesine kadar otobanda çalıştı. 1980 yılında ameliyat oldu. Åžimdiki aklı olsa ameliyat olmayacağını söylüyor. YaÅŸ ilerleyince ‘öbür dünya' meselesine takılmış, "Acaba orada nasıl hesap vereceÄŸim?" diyor. PiÅŸmanlığı bu yönde, yoksa kadın olduÄŸu ilk günü hatırlıyor, o günkü mutluluÄŸunun deÄŸiÅŸilmez olduÄŸunu söylüyor. 20 yıldır aynı erkekle birlikte. Gününü eviyle ilgilenerek geçiriyor.