Mynet Özel'in bu haftaki konuğu Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkileri Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Uygun Aksoy. Prof. Aksoy'la organik tarımı, ekolojik ürünleri, hormonlu yiyeceklerin Türkiye'deki durumunu konuştuk.
Öncelikle organik tarım veya ekolojik yiyeceğin tanımıyla başlayalım. Organik tarım veya ekolojik yiyecek nedir ve niye önemlidir?
Prof. Uygun Aksoy: Dünya nüfusu özellikle 20. Yüzyılın başlarından bu yana büyük bir hızla artıyor. 1965'de dünya nüfusu ikiye katlandı. Bu dönemde yaşanan panik "bu insanları nasıl doyuracağız" şeklindeydi. Bunun içinde ortaya çıkan önemli konular yeni yüksek verimli çeşitlerdi. Ancak bu çeşitlerin büyük bölümü sulanarak yetiştiriliyordu. Sulamanın yanısıra hızla gelişimleri için ek gübreleme ve bunun ötesinde de kendi bulundukları adapte oldukları ekolojik koşulların dışına çıkıldığı için bir takım yeni hastalıklar ve zararlılar ortaya çıktı. Tek tip ürün yetiştiriciliği de ağırlık kazanmaya başladı. Örneğin Rusya sadece buğday üretimi gerçekleştirdi. ABD'de yoğun mısır kuşakları oluşturuldu. Bunların getirdiği zararlılar sebebiyle pestisid kullanımı da arttı. 80'li yıllara gelindiğinde iki problem olarak ortaya çıktı. Birincisi 70'li yıllardaki enerji krizi, ikincisi ise çevre sorunları. Yapılan bütün çalışmalara rağmen açlığın da ortadan kaldırılamadığı görünce çalışmalar yeniden irdelenmeye başlandı. Ve sonuçta ekolojik dengenin bozulduğu, bu tip zorlamalarla sürdürülebilirliğin azaldığı, küçük üreticilerin tamamen açlığı yöneldiği gibi bir takım bulgular ortaya çıktı. Bunun alternatifi olarak da o yıllarda, ekolojik tarım yapan tamamen kendi çevre dostu düşünce tarzları nedeniyle bu tip yoğun girdi kullanımından kaçınan bir grup üreticinin özellikle Avrupa'da yoğun çalışmaları başladı. Önce yakın pazarlarda veşehirlerde sonra da özelleşmiş dükkanlarda ekolojik ürünlere talep ortaya çıkmaya başladı. Son yıllarda deli dana hastalığının da ortaya çıkması organik üretimi hızlandırdı. Çünkü deli dana, ölü bir takım hayvanların tekrar yeme maliyeti ucuzlatmak amacıyla katılması nedeniyle ortaya çıkıyor. Halbuki organik üretimde bu tamamen etik nedenlerle yasaktır. Bir diğeri ise dioksin sorunu ortaya çıktı. Bunda yine katılan bazıe sentetik maddelerden ortaya çıktı. Organikte yine bunların kullanımı yasak. Tabi bunlar organik üretimi ve kullanımını arttırıcı faktörler olarak karşımıza çıktı. Son olarak da genetik yapısı değiştirilmiş organizmalara özellikle Avrupa ülkelerinde büyük bir tepki var. Yasal boyutta da, tüketici boyutunda da. Organik ürünlerde bu genetik modivikasyonun kullanılmadığının bilinmesi ve bunun belgelenmesi yine ekolojik ürünlere olan talebi arttırdı.
Türkiye'deki durum nedir? Ekolojik tarım ve organik gıda açısından?
Prof. Uygun Aksoy: Avrupa'daki pazar hızla gelişmeye başlayınca (Avrupa her ürünü kendisi üretmiyor, dışarıdan da alıyor) Türkiye tipik kuru kurutulmuş ürünler ve ya pamuk gibi diğer bazı ürünlerin ihracatcısı konumundaydı. Bu ürünlerin ekolojik olanlarına talep başladı. Avrupalılar, Türkiye'de bir takım anlaşmalar yaptılar ve girişimde bulundular. Bunun paralelinde ihracata yönelik ürün biçiminde gelişti. Firmalar direkt üreticilerle anlaşma yaparak ürünleri ürettirdi. 90 yılların ortalarına kadar ürünlerde bir çeşitlenme görülmedi. Birkaç kuru ve sert kabuklu meyve türü ile başladı. Ama daha sonraki yıllarda ürün çeşitliliği kısmen arttı, talebe bağlı olarak. Ancak bunun dış pazar tarafından yönlendirilmiş olması, ürün çeşitliliğini Türkiye'de çok dar sınırlarda kalmasına ve iç pazar yavaş gelişmesine yolaçtı. Ancak iç pazarda öncülük yapacak market desteği de yok. Beklenti üreticinin bu ürünü üretip getirmesi ve satılması yönünde. Üreticinin de pazar garantisi olmadan, yeterince bilgisi ve girdi desteği olmadan bu üretimi başarması mümkün değil. Dolayısıyla ortada bağlantıyı sağlayacak bazı mekanizmaların eksikliği bu girişimi daha da yavaşlattı. Bugün dünyada tek pazar gibi durum var. Mesela fesleğeni Kenya'da bir üretici organik üretip özel olarak İsviçre'ye satabiliyor. Türkiye'nin bu pazarda yerini ortaya koyabilmesi için stratejisini belirlemesi gerekiyor. Bunun sadece dış pazara yönelik mi geliştirecek? yoksa iç ve dış pazar mı hedef alınıyor?
Ama bu lüks tüketim maddesi de olmamalı. Yani belli bir grubun satın aldığı sağlıklı bir ürün değil, sağlıklı ve çevre dostu bir ürünse ve üreticiden tüketiciye kadan tüm zircirde katma değer yaratıyorsa bunu herkesin alabileceği marjlar içinde piyasaya sunmak gerekiyor.
Bu durumda Türkiye'nin tarım politikaların yeniden gözden geçirilmesi gerekiyor. Neler yapılması gerekir size göre?
Prof. Uygun Aksoy: Bunun için Türkiye'nin bir stratejisinin olması gerekiyor ama Türkiye'nin resmi organik tarımla ilgili bir stratejisi yok. Ama diğer ülkelere baktığımız zaman Türkiye başlangıçta 10-15 yıl önce önemli üretici ülke arasındaydı ama bugün birçok ülke bizi geçmiş durumda. Bunun nedenlerinin başında da bu konuda önemli desteklerin olması. Türkiye'de destek olmadan da bir yere gelinmiş olması güzel ama bu yarışı yakalabilmek için bilgi üretimi, bilginin paylaşımı, girdi üretimi, girdinin yaygınlaştırılması, pazarlama organizasyonunun kurulması, pazar araştırmaları gibi birçok konuda da önemli eksikliklerimiz var ve bunların tamamlanması gerekiyor.
Ekolojik ürünler ekolojik olmayan ürünlere göre çok pahalı. Tüketici bu ürünleri satın almakta güçlük çekiyor ve ekolojik olmayan ürünlere yöneliyor. Bu pahalılık neden kaynaklıyor?
Prof. Uygun Aksoy: Ekolojik ürünlerin neden pahalı olduğu bizlerde araştırdık. Aslında üretimde kontrol ve sertifikasyon maliyeti arttırıcı bir faktör. Eğer bilgi yeterli değilse veya girdi bulunamıyorsa ki bizim ülkemizde böyle bir durum var, üretimde belli verim düşüklükleri beklenebilir.. Tabi çok fazla olmamak kaydıyla. Bütün bunların tabi bir maliyet artışı var. Ama hiçbir zaman maliyet artışı üreticinin kar marjı riski de dahil olmak üzere yüzde 25-30'ların üzerine çıkmamalı gibi bütün dünyada bir inanış var. Bizdeki pahalı oluş nedeni ise çoğunlukla marketlerin satış politikalarından kaynaklanıyor. Marketler rafı satıyor ve firmalar ürünlerini koyduğu zaman bunlar dönüşümü yavaş olan ürünler olduğu için çünkü çoğu kuru ve kurutulmuş gıdalar. Dolayısıyla markette satış maliyetine yansıdığında oldukça yüksek oluyor. Yoksa üretim maliyeti bu denli yüzde 100- yüzde 200 oranında hiçbir zaman değil.
Ekolojik ürünle, ekolojik olmayan bir ürünü nasıl ayırt edebiliriz. Örneğin bu yıl çok fazla iri çilek gördük. Bu çilekleri hormonlu diye almamayı tercih ettik. Ürünlerin doğal olup olmadığını nasıl anlayabiliriz?
Prof. Uygun Aksoy:Ekolojik ürün pazarının gelişmesinin başlıca nedeni ekolojik ürünlerde kontrol ve sertifikasyon dediğimiz bir olay var. Yani tohum toprağa girmeden önce o toprağın bu iş için uygun olup olmadığından başlayarak tüm yetiştirme sürecinde, yetiştirme tekniği mevcut kurallara göre yapılıyor. Türkiye'nin bu konudaki artısı 1994 yılından buna yönetmeliği var. Ulusal ve uluslararası yönetmeliklere uygun olup olmadığı kontrol ediliyor bazı yetkili firmalarca. Daha sonra bu ürüne bir sertifika veriliyor. Ekolojik kurallara uygun olarak yetiştirilmiş, ekolojik veya organik ürünlerin üzerinde mutlaka etiketi bulunuyor. Hangi firma tarafından kontrolünün yapıldığı da etikette belirtiliyor. Ve bu koşullarda piyasaya sürülüyor.
Ancak pazarlarda veya bazı marketlerde hormonsuz diye satılan ürünler ekolojik olduğu anlamına gelmiyor. Çilek'e gelince. Çilek yeni çeşitler, dolayısıyla hormon kullanılmaksızın bu iri meyveler elde ediliyor. Fakat tüketici bilinsiz olduğu için her gördüğü iri şeyi veya her çift meyve ve sebzeyi örneğin çift kirazı hormonlu olarak nitelendiriyor. Halbuki bunlar hormonsuz. Bir başka örnek ise çift kiraz. Çift kiraz kendi iç genlerinden kaynaklanan bir olaydır. Dışarıdan hormon verilerek çift kiraz üretimi mümkün değil. Ama biz bunu yanlış algılayarak hemen hormonlu diyoruz.
Bütün dünya ürünlerdeki genetik modifikasyonu konuşuyor. Ürünlerde genetik değişimi nasıl karşılıyorsunuz?
Prof. Uygun Aksoy: Genlerde yapılan değişim ile elde edilen ürünlere hiçbir ülkede organik ürün etiketi verilmiyor. Bunun nedeni olarak da şu açıklama yapılıyor uluslararası kuruluşlar. Henüz daha bu ürünlerin sağlık açısından risk taşımadıklarına dair yeterli kanıt yok. Ben de kişisel olarak bu görüşü paylaşıyorum. Birçok ülkede genetik değişime uğramış ürünlerle ilgili tüketiciye bilgi veriliyor. Bunun sınırları çiziliyor. Ama ülkemizde bu yönde çalışma henüz yok. Yasal olarak Türkiye'de genetik modifikasyona uğramış ürünlerin üretimi yasak.
Türkiye'de yapılan tarım konusundaki değerlendirmeleriniz nelerdir?
Prof. Uygun Aksoy: Türkiye'de konvansiyonel tarımda kullanılan girdilerle ilgili bilgi var. Yani neyi ne ölçüde kullanılacağı belirlenmiş durumda. Ancak Türkiye'de bu bilgilerin üreticiye ulaşması veya üreticinin bu bilgilere ulaşması konusunda bazı sorunlar var. Bu konuda kontrol hiç yapılmıyor demek istemiyorum, kontrollerde yapılıyor. Ancak benim kişisel düşüncem, üretimden ortaya çıkan bilgilerin tüketiciye ulaşmasında sorunlar yaşanıyor. Avrupa Birliği ülkelerinde tüketiciler internet aracılığıyla ürünlere ilişkin tüm bilgilere ulaşıyor. İthal edilen ürünlerde, gümrük kapılarında yapılan kontrollerde, hangi üründe ne çıkmış, nasıl bir sorun var, bu bilgiye ulaşabiliyor. Ama Türkiye'de yapılmış olan kontrollerin sonuçlarına ilişkin bilgiye ulaşmada sorun var. Birazda yetki karmaşası var. Piyasaya verilen ürünlerin farklı aşamalarında farklı bakanlıklar ve belediyeler devreye giriyor.
Bir diğer olayda bugün üretici bilgiyi, tamamen bu işin ticaretini yapan kişilerden doğrudan doğruya alıyor. bu kişilerin ticari kaygısı bilimsel düşüncenin önüne geçiyorsa tamamen yanlış işler yapılabiliyor, kullanılmaması gereken bir ilaç kullanılabiliyor.
Yanlış yapılan tarımın zararlarını bizler ne şekilde göreceğiz? Bunlar bizden nasıl çıkacak?
Prof. Uygun Aksoy: Bana göre bunların sonuçlarını görüyoruz. Hem bitkisel ürünlerden bulaşanlar hem de hayvanların yediği yemlerden dolayı bize geçerek birçok sağlık sorunu ortaya çıkıyor. Hormon dengesinden tutun da kansere, alerjik reaksiyonlar şeklinde ortaya çıkıyor.
Bütün bunları konuştuktan sonra görülüyor ki tüketicinin de bilinçlenmesi gerekiyor. Tüketicinin bilinçlenmesi için ne yapılması gerekir?
Prof. Uygun Aksoy: Bende tüketicinin bilinçlenmesi gerektiğini düşünüyorum. Türkiye'de zararlarını hemen gördüğümüz zaman tepkimizi ortaya koyuyoruz. Halbuki bu olayda yavaş yavaş zarar görüyoruz. İşten bundan dolayı da tepkiler gelmiyor. Artık dünyada ekolojik tekstil ürünleri yaygınlaşıyor. Bunun nedenlerinden birinin özellikle konvansiyonel yolla üretilen pamuğun içindeki bir takım kimyasal maddelerin, bebeklerin giysi üretiminde kullanılabilecek ölçülerin üzerinde olması... Ekolojik pamuğa talep artıyor.
Tüketici nasıl bilinçlenir? Kişilerin çok erken düzeyden itibaren, evde annelerin daha bilinçli olması, ortaokul, lise düzeyinden itibaren doğru bilgilerin verilmesi gerekir. Böyle olunca da büyük çileğin veya çift kirazın hormonsuz olduğu da bilinir. Doğru bilgiye ulaşmak çok önemli. Bunun içinde resmi kurumların çalışmalarına ihtiyaç var. Örneğin bir firmanın analizinde yüksek düzeyde bir ürün çıktıysa bunun tüketiciye ulaştırılması ve tüketici baskısı nedeniyle firmanın bir takım önlemleri kendi kendine alması sağlanmalı. Bu konuda en hassas olan ülkeler Avrupa Birliği ülkeleri ve orda da kontrol ve baskı mekanizmaları böyle işliyor.
Peki tüketici bu konuda nasıl bilinçlenebilir? Başvurabilecekleri kaynaklar neler?
Prof. Uygun Aksoy: Bu konu biraz yetersiz. Belki tüketici dernekleri ve bazı sivil toplum kuruluşları aracılığıyla, tüketiciyi bilinçlendirmeye yönelik, bazı eğitim programları hazırlanabilir. Ekolojik tarımın üreticiden tüketiciye sağlıklı gelişimini sağlamak üzere bu konuda öncü olan birçok kişi biraraya gelerek 1992 yılında merkezi İzmir'de olan Ekolojik Tarım Organizasyonu derneğini kurdu. Bu dernek hiçbir kar amacı güdmeyen gönüllü bir kuruluş. Her türlü bilgiyi isteyen kişi ve kuruluşlara vermeye çalışıyor. Derneğin web adresi: eto.org.tr