Mynet özel'in bu haftaki konuğu İletişim Sanatları Akademisi Genel Müdürü Sibel Erentay. Erentay ile İletişim Sanatları Akademisini, öğrencilere verdikleri eğitimi, meslek adamı yetiştirmenin sırrı konuştuk.
Öncelikle sizden okul hakkında bilgi alabilir miyiz?
Sibel Erentay: 2001 yılında faaliyete geçtik. Bizim kuruluş amacımız, Türkiye'de eksikliğini çok hissettiğimiz ara elemanları yetiştirmek. Türkiye'de ya üniversite mezunları var ya da lise mezunları. Üniversite mezunları genel formasyon eğitimi alsalar da mesleki formasyona sahip olarak mezun olmuyorlar. Lise mezunları ise zaten mesleki bir eğitim almıyorlar. Sonuçta Türkiye'de tüm sektörlerde, özellikle üretime yönelik sektörlerde çok yoğun bir şekilde meslek elemanı, ara meslek elemanı ihtiyacı var. Bunun üzerine dedik ki bu meslek elemanlarını biz yetiştirelim ve sektörlerde istihdamlarını sağlayalım. Ama sadece mesleği öğretmek veya meslek okulu fikriyle oluşmadı bu.
Sektörlere baktığımızda birşeylerin daha eksikliğini gördük. Doğru meslek elemanı yok. Yani kişisel gelişimlerini tamamlamış, insiyatif kullanabilen, ekip çalışmasına yatkın, sanatsal becerileri ve sanat duyumları gelişmiş, kişilik olarak kendini aşabilmiş ve alt yapısı tamam meslek elemanları yok. O zaman biz hem periyodik eğitimleri verelim hem de kişisel gelişimlerini tamamlayalım dedik. Bunun için iki sene süresince yoğun uygulamalı bir meslek eğitimine başlattık. Bizim burada bir diğer temel prensibimiz de eğitimin üretimle paralel olması. Ve bunun için eğitimin tabiki teorisi veriliyor ama eğitimcilerin hepsi sektörden gelen uzmanlardan oluşuyor. Dolayısıyla biz okulda yaptığımız eğitimlerde sektörün birebir örneklerini öğrenciye uygulamalı olarak gösteriyoruz. Eğitim sektördeki gelişimle birebir gidiyor. Öğrenci mezun olduğu andan itibaren de okuldaymışcasına çalışma imkanı buluyor.
Okulda hangi alanlarda eğitim veriliyor?
Sibel Erentay: Okulda toplam 3 ana başlıkta eğitim veriyoruz. Sanat, iletişim ve bilgisayar teknolojileri... İletişim alanında sinema, televizyon, halkla ilişkiler, reklamcılık bölümleri var. Bilgisayar bölümünde, bilgisayar sistem işletmenliği bulunuyor. Sanatta da görsel iletişim tasarımı, grafik, desen ve form tasarımı yer alıyor. Bunlar temel eğitim verdiğimiz alanlar. Ama biz eğitime başlarken tüm bölümler için ortak bir mantık geliştirdik. Eğitimler mutlaka uygulamalı olacak, mutlaka sektörden gelen uzmanlar tarafından eğitimler verilecek ve her bölüm bir şirket mantığı ile eğitim verecek.
Yani dışarıdan birebir iş alacağız. Bunlar öğrenciye ödev olarak verilecek. Öğrenci ödevlerini bize teslim ettiği anda biz profesyonel iş olarak onu şirkete göndereceğiz. Hangi ödev seçilirse o öğrenci kendi projesinden payını alacak. Bunun için öğrenci ödevini yaptığı zaman sıkıntıyla ödev yapmıyor, öğrenci benim ödevim seçilirse bu işten para kazanacağım gözüyle baktığı için tüm yaratıcılığını ve canlılığını ortaya koyuyor.
Bir şeyin doğrusunu öğretmek uzun yıllar alıyor. En doğru, en mükemmel ürünü çıkarmak yıllarımızı alır. Ama en kötü ürünü gösterebilirsiniz. Yapılmaması gereken ürünü öğrenciye gösterip yolunu açabilirsiniz. Bizim genelde eğitim sistemimizde 'doğru budur', 'yapılması gereken budur', 'mükemmel olan budur' diyoruz ve öğrencinin farkında olmadan yaratıcılığını yokediyoruz. Yani biz yapılması gerekenleri öğretmekle uğraşıyoruz. Okulda biz bunun tam tersini yaptık. Kötü örnekleri gösteriyoruz öğrenciye.. Yani bir ürünün en kötüsü nedir, yapılmaması gereken örnek nedir, bunun gösterdiğimiz anda öğrencinin önünü açmış oluyoruz. Ayrıca bu konuyla ilgili altyapıyı, teoriyi verdiğimiz zaman öğrenci kendiliğinden en iyiye doğru bir yöneliş süreci başlatıyor. Tabiki en mükemmeli, en doğrusunu bulmak bir süreç işi.
Yani özetle öğrenciyi diğer okullardan farklı formatlıyoruz. Biz yaratıcılığın önünün açılması gerektiğini düşünüyoruz. Nüfus olarak baktığınız zaman 15 milyondan fazla genç var Türkiye'de. Her sene 1.5 milyon öğrenci üniversite sınavlarına giriyor ancak 200-250 bin öğrenci alınıyor. Geride kalan öğrencilerin hepsi çok ciddi bir potansiyel.. Bu potansiyel eğitime, bilgiye ve yorulmaya açık bir potansiyel. Ama bir şekilde sınavı kazanıp o hakkı elde edemeyen bir grup. Ve Türkiye'de bu grup gözardı ediliyor. Halbuki, öğrenciyi doğru yönlendirdiğiniz zaman çok profesyonel, çok doğru işler çıkıyor. Yeterki siz o gençlerin önünü açın, o yolu çizin onlara ve bırakın. Buradaki temel hedefimiz bu....
Üç branşta eğitim veriyorsunuz. Bu bölümlere hangi kriterlere göre seçtiniz?
Sibel Erentay: Meslek seçiminde öğrencinin gönlünden geçen mesleği yapması gerektiğine inanıyorum. Türkiye'de sıkıntı yaşanıyor, herkes popüler mesleklere eğilim duyuyor. Popüler meslek neyse herkes o işle uğraşmak istiyor. Şimdi bu meslek televizyonculuk. 3 sene sonra bu meslek bankacılık olabilir. Tabi burada velilerde öğrencilere bu yönde teşvik ediyor. Halbuki öğrenci gerçekten istediği, ilgisi olduğu bir meslek alanı seçerse o işini ömür boyu yapabiliyor. İstediği, meraklı olduğu ve sevdiği için de zevkle çalışıyor. Bunun sonucunda da doğru ürünler çıkarıyor. Bu da profesyonelleşmesine neden olur. Sonuçta hem maddi hem de manevi tatmin ortaya çıkıyor.
Biz okula öğrenci kabul ederken, asla ve asla velinin veya öğrencinin istediği bölümlere kayıt yapmıyoruz. Öğrenci, bölüm başkanlarıyla birer mülakat yapıyor. Daha sonra ikinci bir mülakat daha yapılıyor. Bunda temel amacımız bilgilerini ölçmek değil, ilgili ve yeteneklerini ölçmek. Neden o mesleği seçtiklerini saptayabilmek. Eğer bunun doğru saptayamazsak öğrenci bir yıl sonra ben bu bölümde okumak istemiyorum diye ortaya çıkıyor. Bizim öğrenci profilimizde üniversiteyi bitiren veya üniversiteyi bırakıp gelen öğrenciler var. Bunun tek sebebi var "ben o işi yapmak istemiyorum" duygusu. Bizim öyle öğrencilerimiz oldu ki, üniversiteden mezun olmuş diplomasını ailesinin önüne koymuş, bu sizin istediğiniz meslekti, şimdi ben kendi istediğim işi yapacağım diyerek bize gelenler var. Baktığınız zaman bu Türkiye ekonomisi için de büyük kayıp.
Meslek okulundan mezun olduktan sonra öğrencinin direkt olarak işe girme imkanı oluyor. İşsiz kalma problemi yok. Birçok sektörden yüzlerce hatta binlerce kişi işsiz. Bu Türkiye'nin doğalı haline geldi. Ama iki seneden bu yana mezun verdiğimiz 60 öğrencinin 60'da şu anda çalışıyor. Hiçbiri işten çıkmadı. Neden çıkmadılar, çünkü iş yapıyorlar, üretim yapıyorlar.
Peki buradan mezun olduklarında sertifika mı alıyorlar?
Sibel Erentay: Sertifika alıyorlar. Aldıkları belgenin aslında hiçbir önemi yok. İster diploma, ister sertifika olsun. Sektörde en büyük referans o işi yapmak veya yapamamaktır. Tabi biz buradaki eğitim sadece meslek eğitimiyle sınırlı tutmuyoruz. Özellikle kişisel gelişim eğitimlerinin üzerinde çok duruyoruz. Baktığımız zaman bir liderler, bir koçluk eğitim, bir empatik iletişim çatışma yönetimi, ekiple uyum gibi eğitimleri tamamlamayan insanların meslek hayatlarında da başarılı olamadıkları biliniyor. Bunları da Türkiye'de ilk defa biz başlattık.
Bu okulun arkasında İznik Eğitim ve Öğretim vakfı var. Vakıf neden böyle bir okula gerek duydu. Neden çini üzerine bir okul değil de iletişim?
Sibel Erentay: Vakıf aslında çiniyle yani sanatla uğraşan bir vakıf. 300 yıl aradan sonra iznik çinilerini tekrar hayata geçiren tek kurum. Bir kültürel değeri yaşatıyor. Aslında bizim eğitimimizin içinde sanatta var.
Neden ismi olarak İletişim Sanatları Akademisi?
Sibel Erentay:Tarihe baktığınız zaman sanatın çıkış nedeni insanlar arası iletişim. iletişimi de doğru kurmak ciddi bir sanat. Ve bu ikisi çok içiçe geçen bir tanım. Dolayısıyla biz ismini iletişim sanatları akademisi olarak belirledik. Aslında bizim şu anda eğitim verdiğimiz bölümler çok birbirinden bağımsız, iletişim alanında görülse bile, birbirinin içinde. Çok ilginçtir bu yıl çok özel bir eğitime başlayacağız. Reklamcılık, sinema televizyon, grafik ve bilgisayar sistem işletmenliği ek bir takım eğitimler alarak, Türkiye'de hiçbir yerde olmayan dvd yapımlar (animasyon, ilistürasyon, multi medya) gibi çok özel eğitimler başlatacağız. Bunların içinde hem sanat var, hem teknolojik birikim var. Vakfın böyle bir eğitim açmasının tek nedeni edinilen bilgilerin gelecek nesillere bir disiplin içinde aktarılmasıdır. Bu aktarımın tek yolu da eğitim...
Biz burada desen ve form eğitimleri de veriyoruz. Türkiye'de yaratıcılık kısmı çok kapalı. Öğrenciler son derece rejit bir tutum sergiliyorlar. Klasik desenler çok güzel uygulanıyor çini üzerine, ama klasik deseni modernize etmeye kalktığınızda, onu modernize edecek veya yeni bir tasarım ortaya koyacak tasarımcı bulunmuyor. O zaman dedik ki, bari biz kendimiz eğitelim. Fakat bunun yanısıra, bir takım teknolojik bilgiyi de vermemiz lazım. Günümüzde sanatla iletişim çok içiçe geçmiş. Bir diğer sebep, vakfın en önemli misyonlarından biri de İznik çinilerini üretmek ve bunun eğitimini vermek. Bu iki misyon, ancak bir okulla birleşebiliyor.
Burası meslek okulu. Bu tip okullar Türkiye'de yaygın değil. Dünyadaki durumu nedir bu tip okulların?
Sibel Erentay: Türkiye haricinde ABD'de, Avrupa'da ve Asya'da bizim tarzımızda okullar çok fazla. Ama büyük fiyat farkları var. İngiltere'de sinema televizyon eğitimin yıllık maliyeti 40 bin pound civarında. Almanya'da ise eğitim sistemi tamamen meslek eğitim üzerine kurulmuştur. Hiçkimsenin önünü kapatmazsınız, herkes meslek eğitimi alır. Akademik eğitim alacak grup çok azdır. Bizde ise tam tersi bir durum söz konusu.
İlginç bir örnek ise Hindistan. Hindistan meslek eğitimin en ileri olduğu ülkelerden biridir. ABD'den sonra en fazla film çekilen ikinci ülke. Çok büyük bir sektör var. Bu sektör için elemanlar üniversitelerden değil, meslek okullarında yetiştiriliyor.
Öğrencilere nasıl bir eğitim veriliyor?
Sibel Erentay:Birinci yılın ikinci döneminde öğrencilere teorik dersler veriliyor ve yeteneklerine ilişkin ipuçları almaya başlıyoruz. Neye eğilimleri var, bu meslekte hangi alana yöneltilebilir gibi. Öğrencinin bundan haberi olmuyor. İkinci yılın ilk dönemi bu eğilimleri biraz daha saptamaya başlıyoruz. Ve ikinci yılın son döneminde ise artık öğrencinin hangi branşta çalışacağı netleşmiş oluyor. Metin yazarı mı olacak, senaryo yazımı mu iyi, grafik alanına mı yönelecek, operatör mü olacak, ışıkçı mı, kurgucu mu olacak, yoksa müşteri temsilcisi mi olacak. Bunlar ikinci yılın son döneminde netleşiyor. Ama o zamana kadar o sektörde çalışabilecek tüm altyapı öğrenciye veriliyor.
Türkiye'de herkes kamera arkasında değil de kamera önünde olmak istiyor. Bu akademilere de öğrenciler bu amaçla gidiyor. Siz öğrencileri bu eğilimlerinden nasıl vazgeçiriyorsunuz?
Sibel Erentay: Kamera önü eğitimle ilgili sadece spor spikerliği var. Tam olarak kamera önü de değil, radyo da buna dahil. Bunda da çok özel ve az eğitim verilecek. 6 kişilik sınıflarda olacak bu eğitim. Biz popülerliğe dönük eğitimler değil, tam tersi, o sektörün mutfağını öğretmeye çalışıyoruz. Çok yeteneklidir, kamera önüne de geçer. Ama asıl hedef kamera önü değil bizim için.
Size sektörlerden talep geliyor mu? Eleman aradıklarında size başvuruyorlar mı?
Sibel Erentay: Sektördeki kuruluşlarda öğrenciler staj yapıyor. Staj sonunda öğrencileri büyük bölümü işi iyi bildikleri için gittikleri firmalarda kalıyorlar. Öğrenci meslek olarak da doğru yetiştiği için hemen işe adapte olabiliyor. Reklam, bilgisayar, halkla ilişkiler, sinema, televizyon hiç farketmiyor. Öğrenci okulda mutlaka üretim yapıyor. Bir sinema-televizyon öğrencisi bir belgesel, bir kısa film ve televizyon programı çekmiş olarak mezun oluyor. Bir reklam öğrencisi 25-30 tane konkura sunum yapmış oluyor. Bilgisayar öğrencileri keza 3-4 tane web sitesinin yapılmasından ağların oluşturulmasına kadar birçok işte çalışmış oluyor.
Okula kimleri kabul ediyorsunuz?
Sibel Erentay: En az lise mezunu olan herkesi.
Bu akademide okumanın maliyeti nedir?
Sibel Erentay: Yıllık 4 milyar 900 milyon lira. Bunu taksitlendirebiliyoruz.