Mynet Özel'in bu haftaki konuğu İstanbul İl Sağlık Müdürü Prof. Dr. Erman Tuncer... Prof. Tuncer'le İstanbul'un sağlık sorunlarını, hastanelerin durumunu, yeni yapılan düzenlemeleri, özel sağlık kuruluşlarını konuştuk.
İstanbul'un sağlık sorunları ve çalışmalarınıza değineceğiz ama önce geçtiğimiz günlerde başlayan kızamık aşı kampanyası hakkında bilgi alalım.
Prof. Erman Tuncer: 29 Eylül-17 Ekim tarihleri arasında İstanbul'da kızamık konusunda ciddi bir kampanya başlattık. 2 bin sağlık personeli eğitildi, 900 sağlık ekibiyle birlikte 1570 ilköğretim okulunda aşılama işlemleri başladı. 29 Eylül Pazartesi günü bu çalışmayı başlattık ve 2 milyon öğrenciyi aşılamayı hedefliyoruz. 2004 yılında ilköğretim okullarının birinci sınıflarına başlayan öğrencilerle bir yaşındaki çocuklar arasındaki grubu aşılayacağız. Askere giden her erimizi mutlaka kızamık aşısına tabi tutacağız. 2010 yılında kızamığın dışlanması konusunda başarılı olacağımıza inanıyoruz. Böylece Avrupa'da kızamık hastalığı tamamen yok olacak. Aynı şekilde çocuk felcinde de en son vakaayı biz 1998 yılında gördük, 2001 yılında artık çocuk felci mikrobunun kalmadığına dair uluslararası belge alındı. Çicek aşısıyla da çok güzel başarılar sağlandı. Zaman zaman patlak verse de tüberküloz konusunda da başarılı kampanyaların altına imza atıldı.
Kızamık hastalığı neden önemli?
Prof. Erman Tuncer: Kızamık solunum yoluyla ve çabucak salgına dönüşebilen bir hastalık. En büyük sıkıntı solunum yoluyla geçmesidir. Örneğin, AIDS'de böyle bir şey söz konusu değil. Oysa sınıfa giren bir kızamıklı öğrenci solunum yoluyla bunu arkadaşlarına çok rahat bir şekilde bulaştırabiliyor. Eğer, A vitamini eksikliği söz konusu ise çocukta körlük meydana geliyor. Eğer, beslenme düzensiz veya bozuksa bu ölüm oranı yüzde 20 oluyor. Devam eden ishal vakalarında yüzde 25'e kadar yükseliyor. Normalde de her 100 kızamık hastasından 1 ila 3'ü ölümle sonuçlanıyor. Yani ölümcül de bir hastalık. Kızamık erişkinlerde de çok sıkıntılı geçiyor, bebeklerde çok etkili oluyor.
Kızamığın belirtileri, yüksek ateş, döküntü, kusma, zaman zaman orta kulak iltihabı, ishal ve solunum bozukluğudur. Yani çok ağır seyreden bir klinik tanısı vardır.
Avrupa'da kızamık hastalığının seyri ne şekilde?
Prof. Erman Tuncer: Avrupa Birliği'ne giriş sürecinde istenen kriterlerden yüzde 15'i sağlık kriterleridir. Aşılamanın yüzde 95 hatta yüzde 100 oranında yapılması gerekmektedir. Çünkü serbest dolaşım söz konusudur. Bizim elde edeceğimiz başarı ile Avrupa bölgesinde bu hastalık dışlanmış olacaktır.
Hastanelerin ortak kullamını projesi İstanbul'da da uygulanıyor. Uygulama nasıl yürüyor?
Prof. Erman Tuncer: Biz tedavi hizmetlerini en iyi şekilde götürmeye çalışıyoruz. Sağlık ocaklarımızın SSK hastaneleriyle ortak kullanım projesinin eksiksiz yürümesine çalışıyoruz. Tabi bu kolay bir proje değil. Birbirinden ayrı iki kurum, mevzuatları da değişik. Ama korktuğumuz kadar uygulamada sıkıntı ile karşılaşmadık. Şunu da duyurmak isterim ki, Bağkur'lular, hiçbir sağlık ocağına başvurmadan doğrudan doğruya ikinci ve üçüncü kademe dediğimiz devlet ve eğitim hastanelere rahatlıkla başvurabilirler. Başlangıçta önce sağlık ocaklarına müracaatları istenmişti. Şimdi yeni yapılan düzenleme ile sağlık ocağı şartını kaldırdık. Heyet raporu olan bazı hastalıklar var. Diyabet, tansiyon, kalp hastalıkları gibi. Bunlar da hastanelere doğrudan başvurabiliyorlar. Ayrıca daha önce tedavisi başlamış olan, ameliyat olmuş, izlenmesi gereken hastalar da sağlık ocaklarından sevk almadan buraya müracaat edecekler. Sağlık ocaklarının bize göre yapması gereken şuydu, hastane önündeki birikimleri önlemek. Temmuz ayından bu yana istatistiklere baktığımız zaman şunu gördük ki, bizim sağlık ocaklarımıza başvuran hastalardan sadece yüzde 30'u, hastanelere sevkedilmektedir. Demek ki 70 kişinin sorunu orada çözülmektedir. Yani sağlık ocaklarını devreden kaldırsaydık, hastanelerin yükü yüzde 70 daha artmış olacaktı. Biz şimdi sağlık ocaklarını bütün gücümüzle aktif tutmaya çalışıyoruz. 222 sağlık ocağına bağlı, sağlık birimleri oluşturuyoruz. Bu sağlık birimleriyle mahallenin, ihtiyaç duyan kişilerin sorunlarını yerinde çözmeye çalışıyoruz.
Sağlık ocaklarının çok önemli görevler üstlendiği belli. Sayısını arttıracak mısınız?
Prof. Erman Tuncer: Bizim 222 tane sağlık ocağımız var. Bu sağlık ocaklarının sayısı yetersiz. Bu sayıyı 750 veya 1000'e çıkarmak istiyoruz. Bu sağlık ocaklarına bağlı olarak her odada bir hekim olmasını istiyoruz. Bunun için biz doktor odalarını kaldırdık. 350 civarında olan poliklinik odamızı aldığımız tedbirlerle 550'ye çıkardık. Bu ay 750'ye kadar yükselecek. Yani hizmet veren odaları bütün gücümüzle çoğaltmaya gayret ediyoruz.
İstanbul'da sağlık elemanı eksikliği var mı?
Prof. Erman Tuncer: İstanbul'da röntgen ve anestezi uzmanları hariç, çok sayıda uzman var. Fakat bunun yanında hemşire ve pratisyen doktor ihtiyacı çok fazla. Biz Ankara'ya talebimizi bu şekilde bildirdik. Bize bu bahsettiğim uzmanlık dalı dışında pratisyen hekim ve hemşire göndermeleri çok daha isabetli olacak.
İl Sağlık Müdürlüğü olarak bu hizmetleri veriyorsunuz. İstanbul'daki sağlık hizmetlerinin bir kısmı da özel sağlık kuruluşları tarafından karşılanıyor. İstanbul'da hemen hemen her mahallede artık bir özel hastane var. Bu denli çok hastanenin açılmasını doğru buluyor musunuz? Denetimleri konusunda sıkıntılar yaşanıyor mu?
Prof. Erman Tuncer: İstanbul'un resmi nüfusu 10 milyon civarında gözüküyor. Ancak gayri resmi olarak nüfusun 15 milyona yaklaştığını biliyoruz. Kişi başına düşen doktor sayısı çok yetersiz. Biz bazı hizmetleri özel sağlık kuruluşlarıyla yapıyoruz. Özel sağlık kuruluşları Sağlık Bakanlığı'nın denetimi altındadır. Biz sürekli olarak bu hastanelerin işleyişlerini denetliyoruz. İkazlarımızı yapıyoruz. Şartları yerine getirmeyen hastaneler önce uyarılıyor, Eksiklerini tamamlamazlarsa verdiğimiz ruhsatı iptal ediyoruz. Özellikle diyaliz merkezlerinde çok hassas davranıyoruz.
Neden bu hastanelerin sağlık hizmeti vermelerini istiyoruz. Binasıyla uğraşmıyoruz, varsa kirasını ödemiyoruz, eleman çalıştırmıyoruz, cihaz almıyoruz, cihazların bakımıyla uğraşmıyoruz, personeliyle hiçbir sıkıntımız yok. Sonunda bizim ödediğimiz paket programlar bizim hastanelerimizin çok altında oluyor. Devlet bir yatırım yapmıyor, o yatırımın karşılığı çok daha ucuz bir hizmet alıyor. Ancak ciddi denetimler yaparak, bu hastanelerin düzgün, kuralına uygun, kaliteli sağlık hizmeti vermeleri için gayret ediyoruz.
Vatandaş özel hastanelere gittiğinde nelere dikkat etmelidir?
Prof. Erman Tuncer: Vatandaşlar mutlaka uygunluk belgesini aramalılar. Bizim verdiğimiz ruhsatı görmeliler. Eğer Sağlık Bakanlığı'ndan alınmış ruhsatı yoksa, denetim dışıdır.
Bu arada yönetmelikteki şartları yerine getirmeyen hastaneler var ve bunların sayıları azımsanmayacak kadar çok. İlk etapta onları zorluyoruz. Hastanelere eksikleri tamamlamaları için makul bir süre veriyoruz, eğer bizim yaptığımız yazılı ikaza rağmen bunu yapmıyorlarsa o zaman kapatılmaları için sağlık grup başkanlığına haklarında yazı gönderiyoruz.
Bazı hastanelerde ilgisiz kişilerin çalıştıklarını tespit ediyoruz. Bunun üzerine özel hastanelere yazı yazdık. Hangi klinikte kim çalışıyorsa, onun SSK belgesini istiyoruz. Hem böylece çalışanların sigortalılığını kesinleştirmiş oluyoruz, hem de oranın daimi kadrosunda bulunan elemanları biliyoruz. Böylece hastanelerin işleyişlerini kontrol etmiş oluyoruz.
Bu sıralarda yeni bir kampanya ile anne sütünün önemine dikkat çekildi. Bu kampanyada hedef nedir?
Prof. Erman Tuncer: İl Sağlık Müdürlüğü olarak bir başka kampanya daha başlattık. Bu da bebeklerimizin yaşamasıyla ilgili. Bebek ölümlerinin azaltılması için bir gayret içinde olmamız gerekiyor. Bebek sağlığında en önemli unsur 'beslenme'. Şimdiye kadar Türkiye'de anne sütü ihmal edildi. Başlattığımız kampanya tek başına anne sütüyle beslenmenin teşviki ve bebek dostu hastanelerin yayılmasıdır. Anne sütünün iki önemli etkisi var. Anne sütü zeka geriliğe ciddi bir şekilde engel oluyor, ikincisi de bir takım solunum yolu hastalıklarının daha şiddetli geçmesinin önüne geçiyor. Yani bebeğin iyi beslenmesiyle meydana gelecek hastalıklara karşı vücutta direnç meydana getiriyor. Anneler sütünü şuurlu olarak bebeklerine vermelidir. Ek gıdalara erken veya geç başlanmamalıdır. Doğumdan sonra çocuklara şekerli su, mama veya ilave besin ilk 6 ay içinde verilmemelidir.
Bizim en büyük sıkıntımız bir takım kulaktan dolma, eksik bilgilerler yanlış yönlendirmeler olabiliyor. Bunun için biz bebek dostu hastaneleri ikaz ediyoruz. Yalnız büyük bazı hastanelerin anne sütü programını ihmal ettiklerini, hastaları uyarmadıklarını üzülerek duyuyoruz. Biz, kadınların daha anne olmadan bilgilendirilmesini istiyoruz. Biz ilk 24 saat bebeğin anneden ayrılmamasını istiyoruz.
İl Sağlık Müdürlüğü olarak İstanbul'daki sağlık hizmetlerindeki eksiklikleri gidermek için yeni çalışmalar da yapıyorsunuz. Bu çalışmalar hakkında bilgi alabilir miyiz?
Prof. Erman Tuncer: İstanbul Valiliği İl Özel İdaresi Okmeydanı'nda çağdaş bir diş hastanesi inşa etti. Burası dar gelirli insanlara hitap edecek. Mesala Bağkur'lular hiçbir üniversite hastanesine diş yaptıramazlar. Oysaki Okmeydanı'na rahatlıkla gelebilirler. Yeşil kartlılar ve SSK'lılar protez hariç tüm diş tedavilerini yaptırabilecekler. Emekli Sandığı ve memurlar da buradan yararlanacaklar. Bu projenin bir başka önemli yanı da, mesai saatleri dışında çalıştırılmak istenmesi. Bunun için İstanbul Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi ile bir protokol yaptık. Mesai dışı çalışma ile çalışanların işgücü kaybı olmayacak. Yani kimse işini bırakıp doktora gelmeyecek, mesai dışında gelerek diş tedavisini yaptıracak.
İkincisi olarak da, atıl kapasiteyi çok iyi değerlendirmek istiyoruz. Bu bina ve cihazlar halka hizmet için var. Bunları 8 saat çalıştırmak yerine bu çalışma mesaisini 12 saate çıkarmayı planlıyoruz.
Anadolu yakasında açılacak olan göğüs hastalıkları hastanesi hakkında da bilgi alabilir miyiz?
Prof. Erman Tuncer: 'Heybeliada Sanatoryumu' göğüs hastalıkları konusunda çok deneyimli bir hastanemiz ama ulaşım güçlüğü bulunuyor. Heybeliada'ya gitmek hem çalışanlar hem de hastalar ve yakınları için sıkıntı idi. Dolayısıyla Heybeliada poliklinik çalışmalarında büyük sıkıntı ile karşı karşıyaydık. Geçici bir çözüm olarak Koşuyolu Kalp Damar Hastanesi'nin bir bölümü Heybeliada Sanatoryumu için poliklinik olarak hizmet veriyor. Ancak kısa bir süre sonra Kartal Kalp Damar Hastanesi bitecek, Koşuyolu Kalp Hastanesi tamamen oraya taşınacak ve Heybeliada'daki bütün hastane de Koşuyolu'na gelmiş olacak. Avrupa yakasında Yedikule Göğüs Hastalıkları Hastanesi ihtiyacı karşılıyor.
Şimdi Koşuyolu'nda göğüs hastanesinin oluşması, özellikle solunum yolu rahatsızlığı bulunan hastaları büyük ölçüde rahatlatacak. Anadolu yakasında oturan ve göğüs hastalıkları şikayeti bulunanlar Koşuyolu Kalp Damar Hastanesi içindeki polikliniğe başvurabilirler.