Mynet Özel'in bu haftaki konuğu gazeteci-yazar, araştırmacı Tarhan Erdem. Çok yönlü çalışmalarıyla tanıdığımız Tarhan Erdem'le, hükümeti, CHP'yi, Mart ayında yapılacak yerel seçimleri ve olası genel seçimlerde partilerin durumunu konuştuk.
Öncelikle hükümetin genel değerlendirilmesiyle başlayalım.
Tarhan Erdem: Gerek Abdullah Gül'ün gerekse Tayyip Erdoğan'ın başında bulunduğu hükümet, doğrusunu isterseniz benim beklediğimden daha başarılı. Birçok çevrede bir tedirginlik görülüyor ama yaptıklarına baktığımız zaman, başarısız değiller. Ancak Türk ekonomisi hala bıçak sırtında. Herhangi bir hata, herhangi bir olumsuzluk, çok önemli sonuçlara yol açabilir. Bundan dolayı da çok dikkatli olmaları lazım. Şu ana kadar, deneyimsiz olmalarına rağmen işi yüzlerine gözlerine bulaştırmadılar. Ufak tefek meseleler var, bazı şeyler için acele ediyorlar, bazı şeyleri sonunu bilmeden yapıyorlar.
Benim çok garipsediğim ve yanlış gördüğüm Başbakan'ın Cumhurbaşkanı ile olan ilişkisi. Başbakan'ın hangi nedenlere dayanırsa dayansın, Cumhurbaşkan ile ilişkisini sıcak tutması gerekir. Cumhurbaşkanı ile Başbakan'ın arasının "şeker renk" olması doğru değildir, sorun çıkacak bir konudur.
Hükümetin de, Türkiye'nin de gündeminde son dönemlerde hep "tezkere" var. Hükümet yetkiyi aldı, Irak'a asker göndermeye hazır ama bu kez ABD, Irak'taki tepkiler sebebiyle kararsız kaldı. Bu durumu nasıl görüyorsunuz? Bunun Türkiye'ye etkileri ne olur?
Tarhan Erdem: ABD'nin Irak'a müdahalede bulunacağı seçim öncesinden bile belliydi. Doğrusu hükümet kurulur kurulmaz, Meclis'ten genel bir yetki almalıydı ve o yetkiye göre politikasını yürütmeliydi. Deneyimsizliklerinden dolayı meseleyi çok yaydılar. Grup kararı almadılar, Meclis'e gelen tezkere çok ayrıntılı oldu. Bundan dolayı da birinci tezkere başarısızlığa uğradı. Orada yapılan hata bugünlere kadar da devam ediyor.
Zaman geçtikçe, bizim Irak'a müdahil olmamızın kendi çıkarlarına karşı olduğunu bilen Irak ve diğer devletlerdeki bazı çevreler, Irak'a gitmemize karşı çıkıyor. Bizim de bunu hesaplamamız gerekirdi. Zaman çok önemliydi. Şimdi, 'Türkiye gelmesin' demek kolay. Ama Ocak ayında, 'Türkiye gelmesin' demek çok zordu ve denemezdi.
Türkiye Irak'a asker gönderme kararında geç mi kaldı?
Tarhan Erdem: Evet geç kaldı. Gitmekte değil, karar vermekte geç kaldı. Aralık ayında hükümetin cebinde tezkere olsaydı, Irak'la ve ABD ile ilişkisi bugünkü gibi olmayacaktı. Yerimiz farklı olacaktı. Bunlar geride kaldı ve artık tartışılmamalı. İleri dönük fikirlerin söylenmesi gerekiyor artık.
Doğru veya yanlış ABD, Irak'a girdi ve orada bir ordusu var. Bir idare gitti, onun yerini ABD askerleri aldı. ABD'nin oradan başarısız olarak çıkması veya çıkarılması Türkiye'nin çıkarlarına uygun mudur? Değil midir? Bence buna karar vermek lazım. Bence uygun değildir. Irak'ta ABD, güvenliği ve huzuru sağlamalı, orada Irak halkını temsil eden bir hükümete yetkileri devretmelidir. Irak gibi bir ülkede demokrasiyi kurmak ve yaşatmak çok zordur. Bunun için Iraklılara egemenliğin devredilmesi, ABD'nin ordusunu çok uzun vadeye yaymadan çekmesi doğrudur. Böyle olursa, ABD için başarıdır. Ama bu başarıya ulaşamazsa, Türkiye'nin de çıkarına değildir.
Hükümetin bunları gördüğünü varsayıyorum. Bu uzun soluklu bir politika olacaktır. İçinde bulunduğumuz ortamın dünden yarına değişmesi de mümkün değildir. Bu 3-5 senelik bir meseledir.
Iraklılar Türk askerlerini istemiyor. ABD'de Türk askerinin gitmemesine karar verirse, Türk-Amerika ilişkileri bozulur mu?
Tarhan Erdem: Sanmıyorum. Başbakan bu konuda "Biz Amerikalılar istediği için, Iraklılar talep ettiği için bu yetkiyi aldık. Zaten bunu mutlaka kullanacağız diye bir şey de söz konusu değil" diyor. Bu da, asker gönderilmezse hükümetin mesele etmeyeceğini gösteriyor. Ama biz Amerika'nın yanında durduğumuzu gösterdik bu kararla. Dolayısıyla bu karardan dolayı Türk-Amerikan ilişkileri zarar görmez. Asker gönderip göndermemek önemli değil.
Hükümet, tezkere dışında da farklı konularda farklı kesimlerle tartışma yaşıyor. Örneğin, YÖK yasa tasarı. Hükümetin tartışma yaratan çıkışlarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Tarhan Erdem: Hükümetin üniversite meselesine yaklaşımı olması gerektiği gibi değil. Bugünkü durumda bazı değişiklikler yapmak istediler. Kendileri de üniversitede bazı yerlere müdahale edebilmeyi istiyor, TÜBİTAK'ta olduğu gibi. Türkiye'nin bir yüksek öğretim sorunu vardır ve bugünkü mevcut kanunla bu çözülemez. YÖK de, bugünkü yönetim şekli de, getirilen kanun taslağı da yanlıştır.
Buradan isterseniz muhalefete geçelim.
Tarhan Erdem: O zaman yüksek öğretim kanunuyla devam edelim. CHP'nin üniversite meselesini düşünmüş olması gerekir. Bunlar öyle sorunlar ki, her an için hazır olunması lazım. Türkiye'nin 5 meselesinden biridir üniversiteler. YÖK kanun tasarısını hükümet getirdiği anda, CHP'de uygun görülen bir kişinin demesi lazım ki, "Bu mesele şöyledir. Bunun şartları şunlardır. Bizim projemiz de budur". Oysa "Buna dokunmayın" denildi. Eğer Türkiye, yüksek öğretim kurumlarına dokunmayacaksa, hiç birşey yapmasın, bugünü aynen muhafaza etmeye çalışsın.
Bir başka konu; Kamu Yönetimi tasarısı hazırlandı Şubat ayında. Yönetim sisteminin Türkiye'de değiştirilmesi şarttır. Bu yönetim şekliyle Türkiye'yi yönetemezsiniz. Bu yönetim Fransa'dan alınmıştır. Fransa bunu 8 defa revize etmiştir. Biz solundaki sağındaki vidayı değiştirmekle meşgulüz. Bunu bütünüyle değiştirmek gerekiyor. Muhalefet şu ana kadar bu konuda ciddi bir açıklama yapmadı.
CHP ne yapmalı? CHP oturmalı, Türkiye'nin meselelerini kendi içinde konuşmalı. Ama CHP'de konuşma nasıl oluyor?. Deniz bey geliyor, heyete konuşuyor. Heyet kim? Heyet; MYK, PM, kurultay veya il kongresi. Dinleyince çok güzel şeyler söylüyormuş gibi geliyor ama, içi yok, boş! Önemli olan genel başkanın kafasının net olmasıdır. Bazı konularda bilgi sahibi olmasıdır.
Örneğin, üniversite konusunda 100 maddeyi ezbere bilmesi değil, ama genel hatlarıyla çerçevesini çizmesi lazım. Bunun için, önce siyaset adamlarıyla meseleleri tartışması, Türkiye'nin temel sorunlarını çıkarması, temel tercihlerini ortaya koyması lazım. Ve bu tercihlere göre kendisine bir vizyon ve misyon tayin etmesi gerekir. Temel tercih, "Vatan ve milletin selameti için elimden geleni yapacağım" demek değildir. Veya, "Yüksek öğretim kurumlarında biz çok iyi eğitim vermek istiyoruz" demek değildir. Temel tercih, "YÖK'ü kaldıracağım, ya da muhafaza edeceğim" demektir. Yani somutlaştırmaktır.
Halk bizim söylediğimizden daha açık ve net olarak biliyor. Ve bir başka şey daha biliyor "bunlarla olmaz" diyor. "Bunlarla olmaz" dediği için problemi var CHP'nin. Sabah kalkıp gazete okumakla muhalefet yapılmaz. Irak konusunda aylardır farklı görüşler dile getiriliyor. Ben İsmet Paşa döneminden gelen biriyim. Onun döneminde bir sorun ortaya çıktığında kaç fikir varsa hepsini dinlerdi. İlk kez dinliyor sanılırdı. Kısa zamanda bilgi sahibi olur, sonra partinin organlarında saatlerce konuşulur ve sonuca ulaşılırdı.
Ben CHP'yi konuların tartışılması incelenmesi bakımından çok çok eksik buluyorum.
Şu anda muhalefet var diyebilir miyiz?
Tarhan Erdem: Diyemeyiz. Muhalefet ne çıkarsa çıksın 'hayır' diyor. "Yüksek Öğretim Kanunu'na dokunmayın" diyor. Türkiye'de siyaset yapan bir insan, "Yüksek Öğretim Kanunu'na dokunmayın" nasıl der? Bugün yapılan dokunulma değil zaten. Bana göre tamamının yeniden organize edilmesi lazım.
İsterseniz biraz da seçim ve seçim sonuçlarını konuşalım. Geçtiğimiz seçimlerde yaptığınız tahminlerle çok büyük başarıya ulaştınız. Türkiye'de seçim olursa partilerin oy dağılımları nasıl olur?
Tarhan Erdem: Öncelikle seçimlerden sonra hiçbir ölçüm yapmadığımı belirtmek isterim. Araştırmacı kimliğimden daha çok siyasi kimliğimle yerel ve genel seçimlerle ilgili değerlendirme yapabilirim.
Türk seçmeni, en az bir sene geçmeden, verdiğini geri alma eğilimine girmez. İktidara oy vermeyenlerden de, 'bunlar geldi, bir bakalım' diye iktidar partisine katılanlar olur.
Bu değerlendirmeler ışığında bir seçim yapılsa, yakın bir zamanda, ben AKP'nin yüzde 34'ten daha fazla oy alacağını tahmin ediyorum.
Yerel seçimlerde ise daha da yüksek olacaktır. 3300 belediyenin çok büyük çoğunluğu kendi geliriyle yaşayacak durumda değil. Ankara'ya muhtaç. Bu durumda olan halk, hükümetle, gösterilen adayın çevrede kötü tanınması, ve benzer nedenler dışında, iktidara karşıt olmak istemez.
Büyük kentlerde eski siyasi tercihlerin ağırlığı devam edecektir. Mesela İzmir'de 1969'da DSP'ye, 2003'te Genç Parti'ye oy verenlerin, CHP'ye oy vermesi beklenir. Zaten kendisi orada birinci partiydi. Bu nedenle İzmir'de CHP'nin kazanması lazım. Antalya'da olağanüstü bir durum olmazsa kazanması lazım. Gaziantep'te de Celal Doğan, CHP'den aday olursa kazanır.
İstanbul ve Ankara için neler düşünüyorsunuz?
Tarhan Erdem: Eğer büyük bir hata yapılmazsa AK Parti kazanır.
İstanbul için CHP'den isimler dolaşmaya başladı. Örneğin, Kemal Derviş adı sıkça kullanılıyor. Derviş'le CHP'nin şansı ne olur İstanbul'da?
Tarhan Erdem: Kemal Derviş, kendine özgü biri. Eğer Kemal Derviş, CHP'den bağımsız gibi kamuoyuna sunulursa oyu arttırır. Yani, oy verecek kişiye "Kemal Derviş İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olursa, Deniz Baykal'ın da, CHP'nin de esiri olmaz. Kendi bildiğini yapar" diye düşündürürse oyu artar. Eğer bunu sağlayamazsa CHP ne kadar oy alacaksa, o kadar oy alır. Kemal Derviş'in böyle bir özelliği var.
Bana göre geçen seçimlerde Kemal Derviş, bir partiye girmeseydi, şu anda büyük siyasi gücü olan, bir adam olurdu. Kendisi bir parti kursaydı Halk Partisi'nden daha çok oy alırdı.
YTP'ye girseydi?
Tarhan Erdem: YTP'ye girseydi alamazdı. Şöyle anlatayım: İki bardak ve içlerinde farklı meyve suları var. İki bardaktaki meyve suyunun da tadı biliniyor ama birbirine karıştırınca lezzetin ne olacağı bilinmiyor; yani Derviş, tadı bilinen biri.
Bence Kemal Derviş'in partiler dışında bir değeri vardı. Ama şimdi bu değeri muhafaza ediyor mu, etmiyor mu, çok emin değilim. Şu andaki gücünü, bir siyasi güce koyacaksa, o mevcut siyasi güçten bağımsız olmalıdır. Aynı isim altında olmamak anlamında değil. Bu ilk günden belli olur. Siz Belediye'yi CHP değil, Derviş yönetecek diyorsanız, alacağı oy başkadır, yok belediye'yi CHP yönetecek diyorsanız alacağı oy farklıdır. Kemal Derviş'le birlikte Ali Müfit Gürtuna'nın da aday olup olmaması çok önemli.
Ali Müfit Gürtuna'nın adaylığı etkili olur mu?
Tarhan Erdem: Olur. AK Parti'nin oyunu 100'den 150'ye çıkarmaz ama AK Parti'nin oyunu 100'den 115'e çıkarır. Bir başka deyişle, Ali Müfit Gürtuna, AK Parti'ye oy kazandıracak bir isim ancak Ali Müfit Gürtuna'nın da AK Parti dışında kazanma şansı yok.
Ölçüm yapmadığımı bir kez daha belirtmek isterim. Kendi görüşüme göre yarın seçim yapılırsa birinci ve ikinciler, AKP ile CHP arasında paylaşılacak. Diğer hiçbir parti veya ortaklık bunlara yaklaşamaz.