Mynet Özel'in bu haftaki konuğu Türkiye'nin deprem dede olarak tanıdığı Boğaziçi Üniversitesi Rektör Danışmanı Prof. Ahmet Mete Işıkara. Prof. Işıkara ile olası Marmara depremini, İstanbul'da deprem için yapılan ve yapılması gereken çalışmalar ile deprem bilincini konuştuk.
17 Ağustos depreminin üzerinden 4 yıl geçti. Ve 4 yıldan bu yana İstanbul'u büyük ölçüde etkileyecek Marmara depremini bekliyoruz. Sizce geçen 4 yılı iyi değerlendirebildik mi?
Prof. Ahmet Mete Işıkara: İstanbul'da ve Marmara'da bir potansiyel deprem tehlikesi var. Biz bu depremin büyüklüğü ne olursa olsun, deprem zararlarının azaltılması konusunda bireyden karar verici mercilere kadar üzerimize düşen görevleri yerine getirirsek, İstanbul depremini en az zararla atlatabiliriz. Tabi bu bireyden karar verici mercilere kadar düşen görevler dediğimiz zaman sadece İstanbul için değil, tüm Türkiye içinde geçerli. Ama İstanbul'un Türkiye içinde çok özel bir yeri var. Can kaybı ve ekonomik zararların en aza indirilmesi için çalışmalara bir an önce başlanması gerekiyor.
İsterseniz önce birey olarak bizlerin neler yapması gerektiğini konuşalım. Neler yapmalıyız ve nasıl önlem almalıyız?
Prof. Ahmet Mete Işıkara: Biz toplum olarak her şeyi devletten bekliyoruz. Halbuki depreme hazırlanmak, bireyden başlar. Ne yapabiliriz? Kayabilecek, düşebilecek objeleri bulup, bunların bize zarar vermeyecek bir hale getirilmesi lazım. Dolaplardaki ağır eşyaları mümkün olduğu kadar alt kısımlara koymalıyız. Yatak odasında dolabımız varsa, mutlaka duvara bağlamalıyız. Yatağımızı mümkün olduğu kadar dolap ve pencereden uzağa koymalıyız. Neden? Cam parçalanabilir. Eğer mekan müsait değilse, camı film kaplamak en doğrusu ama kalın bir perde de etkili olabilir.
Bunun dışında neyle ısındığımıza bakmak lazım. Eğer soba ile ısınıyorsak, sobanın deprem hareketinden etkilenmemesi lazım. Mutfakta tüp kullanıyorsak, tüpün depremden etkilenmemesi gerekir. Bu önlemler alınmazsa depremden sonra çıkan yangın, belki depremden çok daha fazla zarar verebilir.
Bireyler olarak deprem tatbikatları yapmamız lazım. Bu yadırganıyor ama çok gerekli. Böylece doğru davranışları da oturtmuş olacağız. Örneğin, odamızda masa varsa, altına girip ayağını tutmak doğru bir davranıştır. Kalın eşyaların yanına diz çöküp kıvrılmak da öyle. Yatak odasıydaysanız başınızı bir yastıkla da örtebilirsiniz.
Bir de "şehir dışı bağlantı kişisini" belirlememiz gerekiyor. Şehir dışında yaşayan bir akraba veya tanıdığınızın telefon numarasının bütün aile fertlerinde olması lazım. Çünkü depremden sonra şehir dışına telefon etmek, şehir içine telefon etmekten çok daha kolay. 17 Ağustos'u hatırlayın. Bütün telefonlar felç olmuştu, haberleşme kesildi. Ama şehir dışından İstanbul'a ulaşmak daha kolay olmuştu.
Ve deprem çantası... Aile fertlerine yetecek kadar su, kuru yiyecek, ilk yardım malzemesi, ilaç kullanan varsa onun yedek ilaçlarının deprem çantasında her zaman bulundurulması ve bunların belli periyodlarla yenilenmesi sağlıklı olur.
Birey olarak biz bu korunma yollarını yaparsak, çok önemli bir adım atmış oluruz. Bütün bunları yapmamız bize şu kazancı getirir; evimiz ağır hasar alsa dahi, canımızı kurtarabiliriz.
Bunun için çözüm, deprem güvenliği bulunan evlerde yaşamaktır. Fakat İstanbul'da mevcut yapı stoğu var. Bu yapı stoğunun durumu tartışılıyor. Ama eğer, vatandaşların imkanı varsa, şimdi yapılan yeni siteler deprem güvenliği açısından çok sağlıklı. Biz evleri sorgularsak, yani ev kiralarken veya satın alırken, deprem açısından güvenliğini araştırırsak, kötü ev yapanlar, bu süreçte ortadan kalkar.
Bireye düşen bir diğer görev ise sigortadır. Şu anda devlet "zorunlu deprem sigortası" uygulaması yapıyor. Aldığınız tedbirlerle eviniz ağır hasar alsa bile, siz hayatta kalabilirsiniz. 2-3 gün canınızı kurtardığınıza, hayatta kaldığınıza çok sevinirsiniz. Ama 4. gün 'ben ne yapacağım?' diye düşünmeye başlarsınız. Çünkü mal canın yongasıdır. Bunun için bireye düşen görevlerde 4. adımda sigorta var. Bu sene 60 milyon lira. 32 milyar liralık bir teminatı içeriyor.
Peki karar verici mercilerin yapması gerekenlere gelirsek, onlar neler yapıyor ve neler yapmaları gerekiyor?
Prof. Ahmet Mete Işıkara: Yerel seçimler gelirken bir kez daha tekrarlamak istiyorum. Yerel yöneticilere yemin ettirelim. "Ülkem bir deprem ülkesi. Ben belediye başkanı olduğum bölgede yapılaşmaları denetleyeceğim. Deprem güvenliği olan yapılar yaptıracağım. Depreme, deprem öncesi hazırlıklar yapacağım. Sivil savunmamı, itfaiyemi her zaman hazır tutacağım ve yeni yerleşim yerleri açarken, zemin etüdleri ve bunlara uygun binalar yapacağım. Çevreye ve doğaya saygı göstereceğim"...
Biliyorsunuz, deprem öldürmez, binalar öldürür. Bunun için de yerel yöneticilerimizden bunları istememiz gerekiyor.
Karar verici mercilere tekrar dönersek, Türkiye'de afet yönetimi çok başlı. Bir tarafta Afet İşleri Genel Müdürlüğü, bir tarafta Sivil Savunma Genel Müdürlüğü, bir tarafta da Türkiye Acil Durum Yönetimi Genel Müdürlüğü var. Ve her biri 'ben yetkiliyim' diyor. Öncelikle bu çok başlı sistemi ortadan kaldırmak lazım. Ve İçişleri Bakanı'ndan memnuniyetle öğrendim ki, İçişleri Bakanlığı'nda yeni bir genel müdürlük oluşturuluyor. Bu üç genel müdürlük, yeni kurulan birime bağlanıyor. Bu çok önemli ve doğru atılmış bir adım.
Ben siyasi irade diye yola çıktığımda, hedefim Türkiye Afet Yönetim Müsteşarlığı idi. Bunları müsteşarlığın altında genel müdürlük esprisi ile toplamaktı.
Atılan ikinci önemli adım ise, Mayıs ayında yayınlanan bir genelge. Bu genelge, tüm Türkiye'deki yatılı bölge okullarının, pansiyonlu ilköğretim okullarının, liselerin, kolejlerin yapısal olarak denetlenmesini, araştırılmasını istiyor.
Eylül ayında çıkan bir başka genelge daha var. Bu da temel afet bilinci eğitimini kapsıyor. Birey olarak bizlerin neler yapması gerektiğini kapsıyan, ama bunları öğrenciler üzerinden velilere ulaştırmaya çalışan bir genelge. Bu da birinci ve ikinci derece deprem kuşağındaki yerleşim yerlerinde yapılacak. Doğal Afet Sigortalar Kurumu bunu destekliyor.
Bir de Sağlık Bakanlığı'nın hastaneler için hazırladığı bir genelge var. Hem yapısal hem de yapısal olmayan durumlar için. Hastaneler depremde ayakta kalabilir ama içindeki tıbbı techizatlar, deprem hareketliliğinde düşüp kırılabilir, kullanılamaz hale gelebilir. Doktor olur ama tıbbı cihaz olmazsa, hastanelerin fazla bir fonksiyonları kalmaz.
Bu çerçevede İstanbul özeline geldiğimiz zaman, İstanbul'daki tüm okullara ve hastanelere bakılıyor.
Bu çerçevede hemen İstanbul depreme hazır mı diye sormak istiyorum?
Prof. Ahmet Mete Işıkara: Biz 2001 yılında İstanbul'da depreme hazır olunup olunmadığına dair bir araştırma yaptık. Okullar, işyerleri, evler ve toplumun değişik kesimlerinde. Ortaya çıkan sonuç şu oldu. Bu bilinçte olma yüzdesi 29. İstanbul'da zorunlu deprem sigortası yaptırma oranı ise yüzde 28.8. Bunun anlamı şu: İstanbul'da bu kadar çok deprem konuşulmasına rağmen, her 100 kişiden 29'u ne yapacağını biliyor, 71 kişi ise bilmiyor. Halbuki biz bunu yüzde 100'e yakın bir rakama getirmeye çalışıyoruz. İkincisi, Türkiye geneline baktığımız zaman bu oran yüzde 16. Dolayısıyla ikinci genelgenin çok önemli bir görev üstlendiğini görüyoruz. Eğitim seferberliğini yaygınlaştırmamız lazım. Bu uzun soluklu bir maraton.
Sivil savunmamıza baktığımız zaman, sivil savunma çok gelişti. Hem valiliğe, hem de büyükşehir belediyesine bağlı sivil savunma ekipleri, müdahale açısından çok önemli.
Acil müdahale şöyle olacak. Bir deprem olduktan iki dakika sonra valilik, birinci ordu, büyükşehir belediyesi, emniyet, İstanbul'un neresi orta hasar almış, neresi ağır hasarlı bilecek. Ne kadar hızlı hareket edilirse, can kaybı da o denli önlenir. Bunun için ne gerekiyor "ulaşım". Ulaşımda da viyadüklere dikkati çekmiştim. Viyadüklerin güçlendirilmesine başlandı. Ama bağlantı köprüleri var, bu bağlantı köprülerinin mutlaka güçlendirilmesi gerekiyor.
17 Ağustos depreminin üzerinden 4 yıl geçti. Sizce İstanbul'daki bu hazırlıklar için geç kalınmadı mı?
Prof. Ahmet Mete Işıkara: Geç kaldık diyebiliriz ama nerden başlarsan o kadar kar. Tabi İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin yaptırmış olduğu deprem master planı çok önemli. O bir yol haritası. Bu yol haritasında viyadüklere, bağlantı köprülerine bakmak gerekiyor. Depremden sonra yolların mutlaka açık tutulması gerekiyor.
Depreme hazırlanmak küçük küçük adımlardan oluşur. Ama biz bu adımları atmakta biraz geç kaldık. Hep deprem sonrasını düşündük ama deprem öncesini ihmal ettik. Bu deprem master planı deprem öncesi eksiklikleri, ortaya koyan bir çalışma.
Bugüne kadar meydana gelen depremlerde en büyük zararı kamu binalara gördü. İstanbul'da da böyle bir sonuçla karşılaşacak mıyız?
Prof. Ahmet Mete Işıkara: Evet öyle. Çünkü kamu binaları dendiği zaman kamunun kendisinin yaptırdığı binaların yanısıra, kiraladığı binalar da bunun içine giriyor. Ama artık kamu bundan sonra bir bina kiralayacaksa, öncelikle çok iyi bir etüt edecek.
"Biz neden çok ihmal ettik ve neden bu noktadayız" diye baktığımız zaman görüyoruz ki, biz İstanbul'da yaşayanlar, Türkiye'nin bir deprem ülkesi olduğu gerçeğini 17 Ağustos depreminden sonra öğrendik. İstanbul'da yaşarken, Erzincan, Adana Ceyhan, Dinar depremlerine hep uzaktan baktık. 17 Ağustos'ta bile İstanbul depremi yaşamadı sadece hissetti.
Bu arada ne oldu? Sorumsuzca yapılaştık. Gecekondulaştık, gecekondu apartmanlaştık. Burada bizlerin de kabahati var. Yani imkanı olanlar ev alırken, hep makyajına baktı (Mutfağı şöyle mi? Banyosunda şu var mı? diye). Şimdi binlerce güçsüz bina ortaya çıktı. Bu binaların güçlendirilmesi ise belli bir süreç istiyor.
Master plan çerçevesinde Zeytinburnu'nda çalışmalar başladı. O bölge muhtemel Marmara depremini en şiddetli hissedebilecek yerlerden, dolayısıyla orada imkanı olan vatandaşların binalarını güçlendirmesi gerekiyor. Ama imkanı yoksa en azından yapısal olmayan hasarlar konusunda tedbirlerini alsınlar ve deprem sonrasında doğru davranış alışkanlığını elde etsinler.
Tüm uyarılara rağmen deprem sırasında hala asansörlere, merdivenlere koşuyoruz. Hala balkonlardan aşağıya atlıyoruz. Bunlar çözüm değil. Bunlar bizim kendi kendimize verdiğimiz zararlar, depremin verdiği zararlar değil.
İstanbul'daki binalara bakarsak, nasıl bir manzarayla karşı karşıya kalıyoruz?
Prof. Ahmet Mete Işıkara: Çok iyi bir manzara görmüyoruz. Ama yeni siteler, özellikle 1998 yılından sonra yapılan binalar gayet iyi. Çünkü deprem bilinciyle yapıldılar. Keşke Türkiye'nin ekonomik gücü yeterli olsa, çarpık kentleşme olan yerlerde toplu konut yapılarak yeniden yapılandırılsa. Ama tabi bu çok büyük bir yatırım istiyor.
İstanbul'da özellikle dikkat etmesi gereken bölgeleri var mı size göre?
Prof. Ahmet Mete Işıkara: Tüm İstanbul depremi yaşayacak. Ama sahil bölgeleri daha çok hissedecek. Zaten yayınlanan haritalarda da bu var. Depremin büyüklüğü ne olursa olsun, önlem alırsanız, depremin zararlarını en az hasarla atlatabilirsiniz.
İstanbul'da deprem bilincini geliştirmek için ne yapmak lazım?
Prof. Ahmet Mete Işıkara: Deprem gerçeğini hiçbir zaman unutmamamız lazım. Japonya'da iki büyük deprem oldu, bir kişi öldü. O da arabasını durdurmadığı için öldü. Arabayken deprem olursa, hemen durmamız ve deprem bitinceye kadar hareket etmememiz gerekiyor. Japonya depremi böylesine az bir kayıpla atlatıyor, biz niye atlatmayılım. Bu işin başı eğitim. İki büyük kuruma çok önemli görevler düşüyor. Biri Milli Eğitim Bakanlığı, diğeri ise medya.
Siz de genel seçimlerde politikaya atıldınız ama olmadı. Bundan sonra ne yapmayı düşünüyorsunuz?
Prof. Ahmet Mete Işıkara: Benim yaptığım politikaya atılmak değildi. Siyasi irade içindi. Kandilli Rasathanesi Deprem Araştırma Enstitüsü Müdürü olarak bu ülkeye, topluma yapabileceğim her türlü hizmeti yaptığıma inanıyorum. Ama yapılacak daha birçok şey var. Bunun da yolu Ankara'dan geçiyor. Bir siyasi irade gerekiyor. Ben o siyasi irade için yola çıktım. Olmadı. Döndükten sonra bir şeye karar vermem lazımdı. Toplumun eğitimi ve bilinçlendirilmesi, İstanbul dahil tüm Türkiye genelinde ve müdürlük görevi. İkisini bir arada götürmek çok zordu. Kandilli çok önemli ve 24 saat görev isteyen bir kurum. Bunun için toplumun ve çocukların eğitimi ve bilinçlendirilmesini tercih ettim. Burada 'Afete Hazırlık ve Eğitim Derneği' kurdum. Hazırlanan eğitim materyallerini toplumun her kesime ulaştırmaya çalışacağız. Bilgi almak isteyenler www.ahep.org adresini ziyaret edebilir.