Mynet Özel'in bu haftaki konuğu ekonomist Dr.Deniz Gökçe. Gökçe ile ekonominin 2003 yılındaki seyrini, 2004 yılı beklentilerini, yatırım araçlarını ve ekonomideki riskleri konuştuk.
Öncelikle 2003 yılının değerlendirmesiyle başlayalım. 2003 yılına ilişkin görüşleriniz nelerdir?
Dr. Deniz Gökçe: Türkiye 1999 yılı sonunda IMF'le anlaşırken çok kötü bir durumdaydı. Türkiye'nin bütçe açığı, GSMH oranı olarak yüzde 20 civarındaydı. Bu bir dünya rekoru (Arjantin'in en kötü gününün 3 misli). Faizler reel olarak çok yüksekti. 2 deprem yaşamıştık. Yeni bir koalisyon hükümeti vardı. Bunların hepsi çok kötü şartlardı.
Ve yüzde 8'e varan eksi büyüme gözlemleniyordu. Böyle bir durumda stabilizasyon ve enflasyonu düşürmek için sıkı para politikası uygulamak çok riskliydi. Çünkü sıkı para politikası hem faizleri yükseltiyordu hem de büyümeyi daha yavaşlatıyordu. Bu nedenle riskli bir döviz çıpası politikası uygulamak zorunda kalındı. Burada vatandaş programı desteklemedi. Türkiye'de bir döviz kıtlığı yoktu. Koalisyonun bakanları arasında siyasi bir kavga vardı. Telekom krizleri ve havada uçuşan anayasa kitapçığı sonucu, krizler yaşanınca, Türkiye'nin tüm yapısal sorunları ortaya çıktı. Kemal Derviş geldiğinde, 2001 yılında bu yapısal sorunların bir kısmına müdahale edildi. Kamuda birçok adım atıldı. Bunun bedeli olarak da Türkiye'de kamu borçları yüzde 60'dan yüzde 90'a fırladı. Kamu kağıtları konuldu her yere. Yüzde 20 bütçe açığı, yüzde 90 borç stoku rakamları çok yüksek rakamlardır.
Bu çerçeve içinde 3-5 yıllık zor bir dönem yaşanacaktı. Bu zor dönemin başlagıcını yapıp da, 2002 de iyileşme hasıl olunca, ilginç bir şey oldu. Siyasiler, Kemal Derviş başta olmak üzere Türkiye'yi seçime götürdüler. Zamansız bir seçimdi ve iyileşme planlarını bozabilirdi. Fakat seçimlerden büyük bir sürpriz ile, tek partili bir hükümet çıktı. Türkiye'de koalisyon çok zor, ancak yüksek oy almış tek partili bir hükümet, birçok şeyi yapmak için iyi bir çerçeve oluşturdu.
Dışarıdan baktığınız zaman AKP'nin deneyimi yoktu, ortanın sağında radikal içerikli milliyetçi davranıp kavga edebilirlerdi, popülist davranabilirlerdi tabanları istediği için. Ama AKP bunların hiçbirini yapmadı. İlginç bir şekilde batıya yaslandı, Annan Planının incelenmesini istiyor, Berlusconi ile kavga etmeyip Aria sorununu çözüyorlar, İsveç ve Finlandiya ile kavga etmemek için Turkcell'le kavgayı durduruyorlar. Batı ile müthiş bir işbirliği içinde, Irak Savaşı da çabuk sona erince, birden bire beklentiler değişti.
Buna bir de sıkı maliye politikası, sıkı para politikası eklenince (Şu andaki Türkiye'deki maliye politikası son 20 senenin en sıkısıdır. Faiz dışı fazla hedefi daha 11. ayda tuttu.) Bu tabii tüm kriz beklentilerini ortadan kaldırdı. Savaş da erken bitince müthiş bir iyimserlik ortaya çıktı. Herkes dövizden Türk Lirasına döndü. 2003 yılı sonunda yılbaşında konulan tüm hedefler ya tuttu, ya da hedeften daha iyi bir noktaya gelindi.
Peki bu noktada şunu sormak istiyorum. Bu AKP'nin başarısı mıdır? Yoksa Kemal Derviş'in başlattığı iyileşme rüzgarının etkisi midir?
Dr. Deniz Gökçe: Ben üç faktörün çok etkili olduğunu düşünüyorum. 2001 krizinden sonra uygulanan program ve yapılanlar doğruydu. Bunların katkısı oldu. Fakat sonra seçime gitmek hataydı. Tek parti hükümetinin gelip, IMF programına sadık kalması ve popülist politikalar uygulamaması, çok doğru mali politikaların uygulanması iki doğruyu peş peşe getirdi. Ayrıca dünya ortamında Amerikan ve Avrupa'nın toparlanması var. Genel beklenenin tersine... Bu şartlar altında hem dış faktörler, hem de iç faktörler olumlu olarak bir araya geldi. Dolayısıyla ülke içinde yapılanların sonucu demek zorundayız. İlk defa bu kadar sıkı para politikası uygulandı.
Şimdi tabi bunu söyledim diye, "Yerel seçimlere kadar olan süre içinde AKP popülizm yapmaz" diye bir şeyin altına imza atmıyorum. Benim yaklaşımım şu: Her ay bakarım rakamlara, kötüyse eleştiririm, iyiyse överim. Bu kadar basit. Şu anda rakamlara baktığım zaman eleştirilecek hiçbir şey yok.
2004 için ne bekliyorsunuz?
Dr. Deniz Gökçe: 2004 için baktığım zaman, bir kere 2004'te de döviz kurlarının yavaş gideceği gözüküyor. Türkiye'nin bir döviz sıkıntısı olmadığı görünüyor. Bu sene en çok şaşan rakam 2003 yılında, cari dengeler açığı denilebilir. Hükümet tahmini 7.7 idi, 5.5 gerçekleşti. Çünkü hiç kimsenin aklına otomotiv sektörünün 7 milyar doları aşan bir ihracat yapacağı gelmedi. Dolayısıyla cari dengeler toparlandı, döviz sıkıntısı yok, kurların yukarı gitmesi için bir neden yok. Burada sorun şimdi kurların yavaş gitmesi oldu. Türkiye'de bir döviz problemi olmadığı anda, Türkiye geliyor kendi iç siyasetine kitleniyor. Bir tek sorun kalıyor. "İç siyasette bir popülizm yapacak mıyız? Yapmayacak mıyız?" .. Benim kişisel olarak, hiç kimsenin aptal olduğu varsayımıyla hareket etmem. Şimdi oyun büyük bir çoğunluğunu almış bir AKP, yerel seçimlerde oyların artacağını düşünüyoruz. Durup dururken, 10 sene hükümetin başında kalmak varken, içeride siyasi kriz çıkartır mı? Bunu yapmak için düşüncesiz olmak lazım. Dolayısıyla AKP ne yapıyor, batıyla iyi geçiniyor ve içerideki siyasi pürüzleri de ortadan kaldırmaya çalışıyor. IMF'le anlaşmalar bitse bile, popülizme düşmeyecekleri kanaatindeyim. 2-3 ay içinde yere seçimlerde de bunu göreceğiz.
Şimdi baktığım zaman Türkiye'de kırılganlığın azaldığını ve yapının daha az kırılgan hale geldiğini, bir takım yapısal değişikliklerin gündemde olduğunu görüyorum. Fakat bizim bazı sorunlarımız var. Biz öncelikle müthiş devletçiyiz. Şurada milyarlarca dolarlık ihracat yapan Ford fabrikasına İzmit'teki bir kavaklığı vermeyi milli mesele haline getiriyoruz. Kavaklık kavgası çıktı verirken. Şimdi 60 bin araba ihraç ediyorlar, milyarlarca dolarlık ihracat yapıyorlar, 4 bin kişiyi istihdam ediyorlar. Bu yaptığımızdan utanmamız lazım. Biz bir türlü bu devletçilik ile piyasa kavramından bir pozisyon alamadık. 25 sene önce Mao'cu olan Çin, 400 milyon dolarlık yabancı sermayeye kapılarını açmış durumda. Biz hala kavaklığı vermeyiz diye bağırıyoruz.
Özelleştirme yapalım. Devletin artık terlik üretmesi gerekmiyor. Bunları yapmakta Türkiye'deki en konservatif siyasi partiye düştü. En ilerici adımları atmak. Bu da Türkiye'nin kendi iç paradoksu. Ben birçok şeyi yapacakları kanaatindeyim. Çünkü mührü tutmak isteyen siyasetçi bir şeyler yapmak zorunda. Genel seçime kadar Türkiye'yi iyiye götüreceklerini düşünüyorum.
Evet ekonomik göstergeler çok iyi. Herkes bunu söylüyor ama sokaktaki vatandaş enflasyonun düştüğünü hissetmediğinden yakınıyor. Bu olumlu tablo vatandaşa ne zaman yansıyacak?
Dr. Deniz Gökçe: İnsanlar işe girdiklerinde anlayacaklar.
Ama şu anda istihdamda fazla bir kımıldama yok
Dr. Deniz Gökçe: Şu anda büyüme yüzde 5. 3 milyon kişi işsiz kaldı. Bu anda birçok kişi de kayıt dışı çalışıyor. Türkiye'nin yapısal sorunları da var. Türkiye'de erkekler hala kadınları çalıştırmıyor. Ayrıca Türkiye'de korkunç bir tüketim var. Herkes her şeye istediği an sahip olmak istiyor. Hem de en iyisine. Kredi kartları da önemli bir gösterge. Kredi kartını kredi gibi kullanıyorlar. Dolayısıyla Türkiye'nin verimlilik kavramını öğrenmesi lazım. Piyasanın rekabet kavramını bilmesi gerekiyor. Hala devlet yapsın deniyor. 38 yaşında insanları emekli ediyorsun, hayat beklentisi ise 75-80'e kadar uzuyor. Bunun da değişmesi lazım. Bence önümüzdeki 10 senede Türkiye, bu anormal ekonomi yaklaşımından bütün diğer ülkeler gibi normal ekonomi yaklaşımına geçtiği takdirde her şey yerine oturacaktır.
Siz Türkiye'deki değişim sinyallerini görmeye başladınız mı?
Dr. Deniz Gökçe: İstatistiklere bakarsanız, kamu sektörü fren yaparsa, özel sektörde ise yatırım ve tüketim artarsa yavaş yavaş sanayi sektörü ihracata dönecek. Sanayi çalışıyor ama, sanayi ekonominin yüzde 30'u. Tarım negatif büyümede. Çok istihdam yapan ticaret ve inşaat sektörleri negatif büyümede. Bunlar yavaş yavaş kıpırdanmaya başlayınca, ticaret, ulaşım, inşaat gibi sektörlerde iç talep canlanınca, o zaman istihdam da artacak, gelirler de yükselecek. Yani, insanlar 2001 yılında başlayan krizin 2 yılda ortadan kalkacağını düşünüyor. Dünyanın hiçbir yerinde böyle bir şey yok. Eski kar marjlarının olacağını düşünüyorlar. Devlet artık kimseyi kurtaracak halde değil. Kamu kağıtlarıyla para kazanmanın son demleri yaşanıyor artık. Bu dönem geçecek, enflasyon düşecek.
Önümüzdeki dönemde yatırım araçları olarak neleri görüyorsunuz? Vatandaşın hangi yatırımlara yönelmesini doğru bulursunuz?
Dr. Deniz Gökçe: Türk lirası yatırımı, döviz yatırımının çok üzerinde gelir sağlıyor. Vatandaş da sağlam bir yatırım yapması lazım. Ya banka mevduatı TL, hazine bonosu TL (ciddi bankalardan alınmak kaydıyla) veya yatırım fonlarına gidecek. Ben kumar oynamayı değil, kurumsal yatırıma girmeyi tercih ederim.
Peki devlet ne yapmalı ekonomideki bu olumlu havayı bozmamak ve bu iyi gidişatı sürdürmek için?
Dr. Deniz Gökçe: Kesinlikle içeride siyasi kriz çıkmaması lazım. Mahalli seçimler veya başka nedenlerden dolayı popülizm yapılmaması gerekir. 2003 yılı uygulamaları aynen devam edilmeli. Böyle olursa enflasyon düşüşünü sürdürecek.
Peki Yerel seçimler ekonomiyi olumsuz yönde etkiler mi?
Dr. Deniz Gökçe: 2004 yılının ilk yarısında canlanma bekliyoruz. 2004'ün ikinci yarısında döviz kurlarında bir miktar artış olur. Enflasyonunda oldukça düşeceği kanaatindeyim.
Dikkat edilmesi noktalar var mı?
Dr. Deniz Gökçe: Türkiye'de Cumhurbaşkanı ile askeri, hükümetle kavga ettirmek gibi laflar var. Ayrıca ülke dışında yaşanan gelişmeler var. Kıbrıs, AB gibi konular var. Bence ekonomik yaklaşımlara aynen devam edildiği takdirde ekonomik bir sorun yok. Risk tamamen siyasi.