Mynet Özel'in bu haftaki konuğu eski hakem, futbol yorumcusu Dr. Ahmet Çakar. Çakar'la, hakemlik kariyerini, spor programındaki yorumlarını ve Türk futbolunu konuştuk.
Siz Türkiye'de kariyeri en iyi hakemlerden birisiniz. Hatta en iyisisiniz. Hakemliği biraz erken bırakmadınız mı?
Ahmet Çakar: Sıkıldım. İdeallerim bitti. Ben 35 yaşında hakemliği bıraktığım an kariyerimde, değil Tükiye'de, dünyada çok az kişiye nasip olmuş bir konumdaydım. Dünya Gençler Kupası finalini yönettim, Şampiyonlar Ligi yarı finali, Şampiyonlar Ligi çeyrek finali, UEFA Kupası çeyrek finali, Balkan Oyunları finali, Basra Körfezi finali, Türkiye'de düzinelerce derbi, Türkiye Kupası finali... Daha ne yöneteyim. Bıktım. İdeallerim kalmadı.
Sonra hakemlik çocuk bakımı gibidir. Kolay değil. Bakarsan bağ olur, bakmazsan dağ olur. Fiziki performansının da ruh halinin de stabil olması kolay değildir.
35 yaş böyle bir kariyeri sona erdirmek için erken değil mi?
Ahmet Çakar: İdealler bitince sona erdirmek lazım. Ben ideallerimi çok genç yaşta yakaladım. 28 yaşında Cumhurbaşkanlığı finali yönettim. Ben 30 yaşında Sidney'de Dünya Kupası finali yönettim. 31 yaşında Şampiyonlar Ligi yarı finali maçını yönettim. Son 5 senede bakın bakalım hiçbir hakem Şampiyonlar Ligi'nin bırakın finalini, herhangi bir Şampiyonlar Ligi maçını yönetti mi? Hayır yönetmedi. Kariyer açısından Doğan Babacan'la birlikte ikimiz tartışılırız. Türkiye'de bugün hiçbir hakem son 5 yıldır bir Şampiyonlar Ligi maçı yönetmedi. İnsan bir tane yönetmez mi? Hem de iki takımımız sürekli Şampiyonlar Ligi'nde oynuyor.
Peki neden bu noktaya gelindi?
Ahmet Çakar: Türk hakemliği şu anda skandal boyutlardadır. Türk hakemliği çok kötüdür ve Türk hakemliğini yönetenler çok kötüdür. Türkiye Futbol Federasyonu çok kötüdür. Türk futbolu mafyalaşmıştır. Lucescu'nun söylediklerinin sonuna kadar arkasındayım. Türk futbolu şu anda Çavuşesko zamanındaki Romanya'dan da daha kötü durumdadır. Lucescu az bile söyledi. Bugün bazı kişiler Lucescu'ya bu benzetmesinden dolayı kızıyorlar ama ben teşekkür ediyorum. Lucescu, bizim söylediğimiz bir gerçeği kendi yaşadıklarıyla bağlantı kurarak söyledi. Çünkü o dönemdeki mafyalaşmayı, hakemleri çok iyi biliyordu. Sonra Romen futbolunun ne hale geldiğini bütün düyna gördü. Önümüzdeki 3-4 sene Türk futbolunun ne hale geldiğini hep beraber göreceğiz.
Peki hakemlik mesleğinin düzelmesi için ne yapılması gerekir?
Ahmet Çakar: Hakemliği, hakemleri düzelterek düzeltemezsiniz. Hakemliği, futboldaki sistemi, mafyalaşan futbolu, siyasetin bulaştığı futbolu, çok yüksek paraların döndüğü ve kötü adamların yönettiği futboldaki sistemi değiştirirseniz ancak düzelterebilirsiniz. Yoksa düzelttirmezler... Sistem bozuk.
Nasıl bir sistem bu?
Ahmet Çakar: Şöyle söyleyeyim. Alkolik bir anne ile hırsız bir babanın çocuklarının çok iyi yetişme, çok iyi okuma, çok namuslu büyüme şansı yüksek midir? Değil midir? Bence değildir. Bu çocuk ya homoseksüel olur, ya fahişe olur, ya uyuşturucu müptelası olur ya hırsız olur veya alkolik olur. Tabi ki istisnalar olabilir.
Türk futbolunun durumu şu anda bu mudur?
Ahmet Çakar: Daha kötü. Söylüyorum size Türk futbolu mafyalaşmıştır, Türk futbolunda büyük paralar döndüğü için futbolu yöneten insanların çok centilmen davrandıklarını düşünmüyorum. Türkiye'de sistemin içinde bulunan her insan bu sistemden mutlaka yararlanmak ister. İstisnalar var. Aralarında dürüst, namuslu, hilesiz çalışan kişiler var. Ama maalesef futboldan parasal yönde, şöhret yönünde rant sağlamaya çalışan sefiller grubu var. Bunlar Türk futbolunu mafyalaştırdı. Türk futbolunu rezil ettiler.
Bu sistem nasıl değişir?
Ahmet Çakar: Bu sistem;
1. Bu federasyonun stadlara bile sokulmaması lazım. Bırakın federasyon başkanlığını, üyeliğini falan. Bu adamların futbolla ilişiğini keseceksiniz. Futbol camiasından bu adamları uzaklaştıracaksınız.
2. Futbol üzerinde devletin ve herkesin denetimi çok fazla olmalı.
Sistem bu.. Bunu başarabilirsen yaparsın.
Siz bu kadar sert eleştirilerde bulunuyorsunuz. Seveniniz kadar sevmeyeniniz de var. Hiç korkmuyor musunuz? Tereddüt etmiyor musunuz?
Ahmet Çakar: Benim itikatım var. Ne olur bana? En kötü ihtimal verecek bir can borcum var. En fazla öldürürler. Maçası yiyen gelir alır canımı. Ama bu öyle kolay değil. Maçasının yemesi için öncelikle karar verecek, sonra buna cesaret edecek, tehdit etmeye, darbe vurmaya, beni sindirmeye ciğeri yeten, yüretiği yeten, maçası yeten buyursun. Etim de kalındır. Kolay kolay diş geçmez.
Konuşmalarınızdan agresif ve saldırgan bir haliniz var. Bu sizi rahatsız etmiyor mu?
Ahmet Çakar: Az bile yapıyorum. Bu adamlara saldırmayıp da ne yapayım. Kanunlar el verse adamlara başka şeyler yapmak isterim. Ama kanunlar buna el veriyor az bile yapıyorum.
Peki televizyondaki Ahmet Çakar'la, dışarıdaki Ahmet Çakar aynı kişi mi?
Ahmet Çakar: Çok farklı. Televizyon dışındaki hayatımda yumuşak bir adamım. İnsanlara çok saygılı ve toleranslı bir kişiyim. Ben hiç kimseyle kavga etmem, kimseye kötü bir lisanda bulunmam. Evcimenimdir. Dostlarımla ilişkim iyidir.
Ama televizyonda ben kamu görevi yapıyorum. Kendim için değil. Gördüğüm bir ahlaksızlık veya yanlışı ortaya koyuyorum. Çünkü orada Türk halkı için çalışıyorum. Basının görevi kamu görevi yapmak, halkı bilgilendirmek. Yaptığımız yorumlarla, konuşmalarla halk bilecek neyin ne olduğunu, doğruyu. Eğer ben farklı konuşursam halkı kandırmış olurum. İnsanlar saygı duyduğu bir kulüp başkanı veya idareciyi önemli biri sanıyor. Ciğeri beş para etmez bir adam. Ben biliyorum. Halkın da bilmesini istiyorum.
Ama sizin bildiklerinizi halk bilmediği için Ahmet Çakar agresif görünüyor. Bu sizi rahatsız etmiyor mu?
Ahmet Çakar: Hiç etmiyor. Ben 'halk benim hakkımda ne düşünür?' diye düşünmüyorum. Türk halkı sonunda neyin ne olduğunu anlar. Türk halkı zekidir. Bakmayın, kültürel sıkıntısı olabilir, eğitim seviyesi düşük olabilir ama insanlar bir müddet sonra Türk futbolunda tepede görünen birçok kişinin aslında ciğeri beş para etmez adamlar olduğunu anlıyor. Belgeliyoruz.
Biz bugün basında Emin Çölaşan'ın, rahmetli Uğur Mumcu'nun yaptığı işin spor yanını yapıyoruz. Spordaki yolsuzluklar, spordaki sakatlıklar, spordaki ahlaksızlıkları belgeleriyle ortaya koyuyoruz. Ve ortaya koyduğumuz belgeler sıradan belgeler değil. Üç büyük kulüpleri ilgilendiren belgeler.
Peki sizin hiç pişman olduğunuz, 'keşke bu sözleri söylemeseydim', 'bu kadar ağır konuşmasaydım' dediğiniz oluyor mu?
Ahmet Çakar: Oluyor. Zaman zaman insanların kalbini kırıyorum. Örneğin; Mustafa Denizli arkadaşım. Bana bir yalan söyledi diye adama etmediğimi bırakmadım. Halbuki o yalanı bana söyledi, halka değil. Ben orada kişisel mesele yapıp adamın kalbini kırdım, çok ağır konuştum. Ben daha yumuşak konuşabilirdim, çünkü halkı ilgilendiren bir durum yok. Bundan dolayı rahatsızım.
Ali Şen'le bir kapışmamız oldu. O da kişiseldi. Orada da adama çok abuk sabuk şeyler söyledim. Tamam o da beni tahrik etti, kabul ediyorum.
Bunun gibi bazı olaylardan dolayı pişmanım. Rahatsızım. Keşke olmasaydı. Ama diğer olayların arkasındayım.
Siz konuşurken parmaklarınızı birbirine değdiriyorsunuz. Bu hareketinizin bir anlamı var mı?
Ahmet Çakar: Hiçbir anlamı yok. Herkes konuşurken bir vücut dili kullanır. Kimisi elini, kolunu çok oynatır, kimisi ağızını burnunu oynatır, kimisi omuzunu falan oynatır. Ben de parmaklarımızı birbirine değdiriyorum, bu bilinçli yapılan bir şey değil.
İnanın bana Telegol programında hiçbir şey bilinçli, tertipli değildir. Her şey program içinde 'o an' gelişiyor. Program içeriğinden, benim el kol hareketlerime kadar herşey doğaldır.
Peki programa çıkmadan önce konu belirleniyor mu? Konuların belirlendiği, konuyu destekleyecek ve eleştirecek kişilerin önceden belirlendiği iddia ediliyor. Programa nasıl hazırlanıyorsunuz?
Ahmet Çakar: Konular sadece ana hatlarıyla ortaya çıkıyor program öncesinde. Biz bile ne olacağını bilmiyoruz. Çünkü o anda birisi telefonla bağlanıyor, adamın adı geçiyor. Ben o adamın telefonla bağlanıp bağlanmayacağını bile bilmiyorum. Veya ilginç dosyalar ortaya çıkıyor. Hiçbir şekilde olay önceden tasarlanmıyor. Tiyatrodaki gibi rol paylaşımı yok. Bazen dördümüz birden bir olaya yüklenebiliyoruz, bazen dördümüz birden bir olayın yanında oluyoruz. Ama bazen kişilerin fikirleri çatışabilir. Öyle olunca birbirimize giriyoruz zaten. Ziya Şengül ve Turgay Şeren'le kapışıyorum.
Bu iki isim yaşça sizden büyükler. Böylesine sert tartışmaların ardından neler oluyor?
Ahmet Çakar: Özel hayatımda yaşça büyükler, abilerim başımın tacıdır. Programa çıktığım vakit babamı tanımam. Dışarıda saygım, sevgim sonsuzdur. Babam olsa babamı yerim.
Programda çok sinirleniyorsunuz. Sağlık problemi oluyor mu?
Ahmet Çakar: Gayet iyiyim. Herkes bilir, içine atmayacaksın. İnsan ilişkilerinde çok iyi oluyorsun. Ben sizin hakkınızda 'adam değil' diye düşünüyorsam, size adam olmadığınızı söylerim veya hissettiririm. Yüzüne gülüp arkadasından konuşmam. Suratına söylerim herşeyi. Kimsenin arkasından konuşmam. Ben bir adamın arkasından konuşuyorsam bilin ki, yüzüne onu söyledim, daha da ilavesi var derim. Bunun için de insan ilişkilerinde çok rahatım.
Peki halkın arasında yürürken rahat mısınız?
Ahmet Çakar: Bir kısmının benden nefret ettiğini biliyorum. Halkın belli bir bölümünün ise beni sevdiğini biliyorum. Ama tekrar söylüyorum. Halkın benden nefret etmesi, beni sevmesi, beni sayması, benim hakkında iyi veya kötü düşünmesi beni hiç ilgilendirmiyor. Çünkü benim oradaki konuşmam ve yorumlarım sırasında 'benim hakkımda ne düşünürler?' diye bir kaygım yok. Umurumda da değil.
Tabi herkesin nefret etmesi de, sevmesi de iyi değildir. Gazetecilik böyle bir iştir.
Ne kadar daha böyle devam etmeyi düşünüyorsunuz?
Ahmet Çakar: Bilmiyorum. Bir gün gelir belki tıkanırım, sıkılırım bu işten. Yaptığım işten keyif almam. O zaman noktayı koyarım. Ama şu anda keyif alıyorum.
Hedefleriniz neler?
Ahmet Çakar: Benim şu anda tek hedefim ailevi hedefler. Çocuklarım çok iyi yetişsin, onları vatana millete hayırlı insanlar olarak yetiştireyim. İyi eğitim alsınlar, yabancı dil bilsinler, kendi ayakları üzerinde dursunlar. Tek düşüncem bu.
Ve şunu ilave etmek istiyorum. Şu anda Star'da devam etmeyi düşünüyorum. Ama bildiğim bir şey var ki, bundan sonra başka bir kanalda çalışırsam, gönlümden geçen birlikte çalışma arkadaşları, Star TV ekibidir. Benim için neredeyse 'olmazsa olmaz' denilecek kadar kuvvetlidir bu kanaat. Eğer Telegol'ün bir başarısı varsa, bu başarı sadece podyumda görülenlerin değil, aynı oranda içeride mutfakta görünen insanların başarısıdır.