Cumartesi, 06.09.2008
 Email Al
 Anasayfam Yap
 

> GÜNÜN ÖZETİ

> GÜNCEL

> EKONOMİ

> FİNANS

> POLİTİKA

> DIŞ HABER

> YAŞAM

> SPOR

> SAĞLIK

> BİLİM - EĞİTİM

> İŞ DÜNYASI

> HAVA DURUMU

> SMS HABER

> HABER ANASAYFA

Günün Sözü
Haber Arama
Detaylı Arama
Soyak E-Bülten'e
üye olun
E-postanız:


HAVA DURUMU
İstanbul  26º

Az Bulutlu

19:12 itibariyle

Hava Durumu Anasayfa
 NEVARİA
Güvenlik Kamerası
89,00 YTL
 
 
Masaj Kemeri
26,90 YTL
Haber > Mynet Özel
Obezlikten kurtulmanın yolları

Mynet Özel'in bu haftaki konuğu Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Endokrinoloji, Metabolizma ve Diyabet Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Zeynep Oşar. Sayın Oşar'la obeziteyi, nedenlerini ve tedavisini konuştuk.

Öncelikle obezitenin tanımıyla başlayalım...

Prof. Dr. Zeynep Oşar: Obezite vücutta yağ doku kitlesinin artmasıyla karakterize bir durum. Bir hastalık olarak da tanımlanabilir. Vücud kitle indeksi obeziteyi derecelendirmekte kullanılan ve yağ kitlesiyle doğru orantılı artış gösteren bir ölçüm yöntemi. Vücudun kilo cinsinden ağırlığının boyun metre cinsinden değerinin karesine bölünmesiyle elde edilen 'vücud kitle indeksi' ideal kilodaki birisinde 18.5 ile 24.9 arasında olmalı. Eğer 25 ile 29.9 arasında ise bu kişileri fazla kilolu kapsamına dahil ediyoruz. 30'un üzerindekileri ise şişman yani obez olarak tanımlıyoruz. 40'un üzerindekileri ise 'morbit obez' dediğimiz aşırı derecede fazla kilolu gruba dahil ediyoruz.

Vücud yağ kitlesi, kadınlarda erkeklere göre biraz daha fazla. Karın içi yağ ve cit altı yağ olarak ikiye ayrılıyor. Genellikle karın içi yağın artışı şişmanlığın daha kötü huylu bir şişmanlık olduğunu gösteriyor. Ve bel çevresi de karın için yağın iyi bir göstergesi olarak kabul ediliyor. Bel çevresi ölçümünün kadınlarda 88 santimin, erkeklerde ise 102 santimin üzerinde olması riskli bir şişmanlık olarak görülüyor.

Türkiye'deki obezitenin durumu nedir? Yani Türkiye'de obezlik artıyor mu?

Prof. Dr. Zeynep Oşar: Amerika'ya göre daha gerilerde olmakla birlikte, Türkiye'de de tabi ki yaşam tarzı değişiklikleriyle birlikte giderek artan bir şişmanlık sıklığı var. Türkiye'de yaklaşık her üç kişiden biri fazla kilolu. Bu oldukça yüksek bir rakam. Kadınlarda bu oran daha da yüksek ve giderek de artıyor. Bu arada çocukları da artan bir sıklıkta etkiliyor.

Bu artışı neye bağlıyorsunuz?

Prof. Dr. Zeynep Oşar: Yaşam tarzı adı altında hem beslenme hataları hem de egzersizlerin çok kısıtlı olması şişmanlığı neredeyse salgın hale getiriyor. Giderek daha durağan bir yaşam sürmeye başladık. Özellikle bilgisayar ve televizyon başında geçirilen vaktin artması ve fiziksel egzersizten fakir bir yaşam sürülmesi bunun yanında yağdan zengin bir beslenme tarzı şişmanlığı arttıran en önemli faktörlerin başında geliyor.

Bunun engellenmesi için ne yapılması gerekiyor?

Prof. Dr. Zeynep Oşar: Bunun engellenmesi için insanlara öncelikle neden şişmanlık artıyor? Hangi sıklıkta görülüyor? bunu anlatmak ve eğitmek gerekiyor. Neden şişmanlık artıyor? sorusunun cevabını verirken, nasıl korunuruzun cevabını da vermek lazım. Kitle iletişim araçlarının yardımıyla bu eğitim geniş kesimlere ulaştırabiliriz.

Her şişman insan obez midir? Şişmanlık ile Obez insan birbirinden nasıl ayrılabilir?

Prof. Dr. Zeynep Oşar: Vücud kitle indeksini herkes çok kolayca hesaplayabilir. Kişi, eğer riskli grup içine giriyorsa, dikkatli olması gerekir. Tabi ki her şişman hasta değil. Ama şişmanlıkla birlikte görülen bir dizi hastalık var ki, hepsinin riski şişmanlık derecesiyle paralel olarak artıyor. Özellikle de karın için yağ dokusunun yani, bel çevresini ölçtüğümüz zaman yüksek bir rakam bulduğumuz kişilerde risk çok fazla artıyor. Bir kere kalp-damar hastalığı gelişme riski, şişmanlarda zayıf olan kişilere göre en az üç kat daha fazla. Diyabet yani şeker hastalığı, şişman kişilerde çok daha sık görülüyor. Hipertansiyon çok daha sık görülüyor. Kan yağlarındaki yükseklikler şişmanlarda daha fazla görülüyor. Yine şişman kişilerde kalp enfaktüsü, beyindeki damarların tutulumu ve ona bağlı felçler daha sık görülüyor. Bunun yanısıra kalp kasının damarlardan bağımsız bozukluğu da görülebiliyor şişman kişilerde. Bunun dışında tüm sistemleri de etkiliyor. Şişmanlar daha fazla bacak ağrılarından şikayet ediyorlar. Daha fazla protez gereksinimi ortaya çıkıyor, sindirim sistemi etkileniyor, safra taşları, reflü dediğimiz tablo daha sık görülüyor. Bu kişiler daha geç hamile kalıyorlar, adet kanamalarında düzensizlik oluyor, erkeklerde ereksiyon kusurları görülebiliyor. Kısacası pek çok fonksiyonu etkiliyor.

Solunum sistemini de etkiliyor. Gece apneler (soluk durması) durumu ortaya çıkıyor. Bu kişilerde solunum sistemi kapasitesi daha düşük. Nefes darlığı çekiyorlar. Karaciğer yağlanması görülüyor. Bazı tümör tipleri daha fazla görülebiliyor. Prostat kanseri, sindirim sistemi kanserlerini riski yüksek, meme tümörü daha sık görülüyor.

Diyetle obezlikten kurtulmak mümkün mü?

Prof. Dr. Zeynep Oşar: Diyet olmazsa zaten şişmanlıkla mücadele etmek mümkün değil. Çünkü fazla kilonun kaynağı vücutta fazla enerjinin birikmesi. Bu enerjiyi de yiyeceklerle alıyoruz. Dolayısıyla daha az kalori alarak vücuttaki enerjiyi tüketmemiz, onu enerjiye çevirip atmamız ancak yağ dokusunun azalmasına yol açıyor. Özetle ne kadar çok, tükettiğimizden fazla yersek vücudda yağ olarak depoluyoruz.

Ana gıda türleri, karbonhidratlar, yağlar, proteinler. En çok kalori içerenler yağlar. Ondan sonra da alkol, karbonhidrat ve protein geliyor. Dolayısıyla ne kadar çok yağ, ne kadar çok alkol tüketirsek o kadar çok kilo alıyoruz. Çünkü fazla enerji almış oluyoruz ve bu yağa dönüşüyor. Bu yüzden beslenmemiz son derece bilinçli olmalı ve de beslenmeye dikkat etmeden kilo vermenin mümkün olmadığını hiç unutmamız gerekiyor.

Nasıl bir beslenme şekli önerirsiniz?

Prof. Dr. Zeynep Oşar: Türkiye'de batı tipi beslenme çok yaygın. Beslenme tarzımızın yüzde 40-50'si yağlardan oluşuyor. Mayonezli hamburgerler, kızartmalar bunların hepsi yağ içeren yiyecekler. Öncelikle yağı azaltmamız gerekiyor. Yağıda azaltırken ilk yapmamız gereken şey, aldığımız kalorinin ne kadar olduğunu bilmeliyiz, vücudumuza ne kadar kalori gerektiğini hesaplamalıyız ve ona göre beslenmeliyiz.

Yağ alımı günlük toplam kalorinin ancak yüzde 30'unu oluşturmasını sağlamak lazım. Daha fazla yağ tüketmemek, karbonhidratların yüzde 55'ini, proteinlerin de yüzde 15'ini oluşturmasını sağlayacak şeklinde bir diyetin düzenlenmesi en sağlıklı olandır.

Obez kişilerin mutlaka bir profesyonel yardım alması gerekir mi?

Prof. Dr. Zeynep Oşar: Obez kişilerin hekim ve diyetisyen kontrolünde olması gerekiyor. Bu tedavi bir ekip işidir. Hiçbir zaman tek başına diyetisyen veya hekim bunun yapmamalıdır. Ancak her zaman kişilerin hekime veya diyetisyene gitme şansı olmayabilir. Obezlerin gitmesi önerilir. Ama sağlıklı beslenmek isteyen kişiler şunu bilmeli ki, 'hangi gıda türleri ne içeriyor?' bilerek tüketmek, sağlıklı beslenmenin ilk aşamasıdır. Dolayısıyla yağ içeren gıdaları herkes çok iyi biliyor. Bunlardan uzak durmaya çalışmak, üç tane ana öğün yiyorsak, aralarda da mutlaka az miktarda birşeyler tüketmek, düzenli beslenmek ve sıvı alımının da en az 1.5 litre olmasını sağlamak gibi kabaca öneriler verilebilir.

Ayrıca Türk Obezite Vakfı, Türkiye'de obezite ile uğraşan kuruluşlardan bir tanesi. Son derece organize çalışan ve hastayla işbirliğini çok yakından sürdüren bir vakıf. Vakfın faaliyetlerinden biri "Obez danış hattı". 0212 336 04 14 numaralı telefonları arayan hastaların beslenme, zayıflama, egzersizle ilgili sorularına yanıt veriliyor.

Obezlikten kurtulmak için diyetin yanısıra egzersizin de önemli bir yeri var. İşyerlerinde, evlerinde kişiler nasıl hareketler yapmalılar?

Prof. Dr. Zeynep Oşar: Alınan kalorinin kısıtlanmasının yanısıra düzenli olarak egzersiz yapmakta hem zayıflamak için hem de verilen kiloları sabit tutulabilmesi için çok önemli. Aslında egzersiz her kişinin mutlaka yapması gereken, yaşamına entegre etmesi gereken bir durum.

Ne şekilde egzersiz yapılmalı? Öncelikle 40 yaşın üzerindeki kişilerin bir kalp damar hastalığının da olmadığını belirlenmesinden sonra haftada 3 kez en az yarım saat aerobik egzersiz (oksijen kullanımının arttığı) yapılması gerekiyor. Burada da en uygun egzersizi seçerken nabzın üst sınırını belirlenmesi lazım. 220 eksi(-) yaş dedikten sonra bunun da yüzde 70'ini alırsak nabzımızın egzersiz sırasında yükseleceği üst limiti belirlemiş oluruz. Bunun üzerine çıkmadan yarım saat egzersiz yapılması gerekli.

Kapalı ortamlarda, masa başında çalışıyoruz, hareket etmiyoruz. Kapalı ortamlarda yani işyerlerinde yapılan egzersizlerin çok fazla faydası yok. Ama yine de ne kadar fazla kas çalıştırırsak o kadar iyi. Eklemleri çalıştıracak, basit hareketlerle, masa başında omuz, boyun, kol, bacak hareketleri yapabiliriz. En ideali düzenli spor yapmak tabi ki.

Diyet ve egzersizlerden bahsettik. Peki zayıflatıcı yiyecekler ve içecekler var. Bunların faydası var mı?

Prof. Dr. Zeynep Oşar: Diyet olmaksızın zayıflamak mümkün değil. İlk tedavi yaklaşımı diyet ve egzersiz. Eğer bu koşullarda yeterince kilo verilemiyorsa, o zaman medical tedaviden yani ilaçlardan da yardım istenebilir. Mutlaka hekim kontrolünde olmalı. 'Yağ emilimini engelleyen' ve 'iştahı engelleyen' olarak iki grup ilaç var. Doktor, hastasına bu ilaçlardan birini verebilir. Eğer bunlarla da fayda sağlanamazsa, vücud kitle indeksi 40'ın üzerinde ise ve yaşamı tehdit eden bir hastalık varsa o zaman cerrahi tedavi de bir diğer yaklaşımdır.

Zayıflatıcı yiyecek ve içeceklere gelirsek. Sadece lifli maddeler içeren bir takım gıda destekleyicileri kullanılabilir. Onun dışında zayıflama çaylarının, diğer bir takım bitkisel kökenli herballerin kanıtlanmış yararı yok. Diyet programlarında zaten lifler var. Lif içeren yiyeceklerin eklenmesinde yarar var. Ara öğünlerde bunlardan tüketilmesi, kişiyi tok tutacaktır.

Farklı isimlerde, farklı içerikli diyetler var. Bunlar faydalı mı?

Prof. Dr. Zeynep Oşar: Bunların hepsi kısa dönemde kilo kaybı sağlayan ama daha sonra kilonun hızla yeniden geri alındığı tipte diyetler. Doğal olarak da bunlar doğru diyetler değil. Doğrusu kişinin ihtiyacı olan kalorinin hekim tarafından yaşam tarzına ve vücud ölçülerine göre belirlenmesidir. Yani karbonhidratların yüzde 55, proteinin yüzde 15, yağların ise yüzde 25-30 oranında tüketilmesi doğru bir diyettir. Bu diyeti sürekli uygulamak kilo kaybını mutlaka sağlayacaktır. Tüketilenden daha az kalori alınması esastır. İdeal olanı ayda 4 ila 6 kilo arasında vermektir. Daha hızla kilo verildiğinde aynı hızla geri alınmaktadır. İlk başta verilen kilolar su kaybına bağlıdır. Örneğin sürekli yeşillikle beslenmek diğer gıda türlerinden fakir beslenmek vücudda bazı şeylerin eksikliğine yolaçar. Ya da sadece karbonhidratla beslenmek, gene aynı şekilde bir süre sonra dengesiz beslenme anlamına gelir. Bilinçli beslenmek ve bunu ömür boyu sürdürmek önemlidir.

Özlem Ulueren

soylesi@mynet.com

Diğer Haber Analizleri
Hava tahmininde yüzde 90 başarılıyız
"Türkiye'ye baskı yapılmasın"
"İstanbul depreme hazır değil"
"Cinselliği bilmiyoruz"
"Kebapçıya kadın eli değince"
"2. el telefon, suçlu yapabilir"
"Artık gözlükleri atabilirsiniz"
"Deprem tahmininde büyük başarı"
"Sağlıklı yaşamanın sırrı"
"Internet kullanıcıları dernekleşti"
"Büyük meyveler hormonlu değil"
"İşsiz mezunumuz yok"
"Alışverişin hakimi çocuklar"
"Evde Eliza testi yapmayın"
"İlkyardım bilgisi hayat kurtarıyor"
İthal içkide neler oluyor?
İstanbul iki yeni hastaneye kavuşuyor
"Basın yalancı" diyenlerin kendileri "yalancı"
"Seçim olsa AKP yine birinci parti olur"
"İstanbul da, yaşayanlar da depreme hazır değil"
Nesin Vakfı çocukları büyüyor
Aç kalmak şişmanlamanın bir başka yolu
Şişli'ye 5 yıl daha talibim
AKP ile aramda sorun yok
Türkiye'deki risk tamamen siyasi
İstanbul, Türkiye'nin en büyük holdingi
Formula 1 Türkiye'ye kazandıracak
Türk halkı bir gün beni anlayacak
Yüzde 50 oy bekliyorum
Fast food yiyeceklere savaş açılsın
Madde bağımlılığında ciddi risk altındayız
Huzur, mutluluk ve başarı için meditasyon
Bir öğrenci de siz okutun
Sınavın kaderini ailelerin tutumu belirliyor
Ağız ve diş sağlığını ihmal ediyoruz
Büyükşehirler hasta ediyor
YİBO ve PİO'lara siz de destek verin
Obezlikten kurtulmanın yolları
İstanbul'da 70 bin enkaz bekleniyor
TEMA Türkiye'ye nefes aldırıyor
'Deprem Tahmin Ligi' başlıyor
Medeni Kanun da 'zina'nın cezası var
Uyuşturucu tedavisinde ilaç sıkıntısı
Çocuğunuzu doğru anlayın
Deprem Marmara'nın güneyini vuracak
Lösemi hastalarını yaşatmak elimizde
Türkiye Avrupa'nın çöplüğü olmasın
Serbest doku transferindeki fırsatlar
Toplum nereye gidiyor?
Sağlık sektörü düzen istiyor
Sigarayı bırakmaktan korkmayın!
Adım adım Ortadoğu!
Çocuklar denek mi oluyor?