Pazar, 12.10.2008
 Email Al
 Anasayfam Yap
 

> GÜNÜN ÖZETİ

> GÜNCEL

> EKONOMİ

> FİNANS

> POLİTİKA

> DIŞ HABER

> YAŞAM

> SPOR

> SAĞLIK

> BİLİM - EĞİTİM

> İŞ DÜNYASI

> HAVA DURUMU

> SMS HABER

> HABER ANASAYFA

Günün Sözü
Haber Arama
Detaylı Arama
Soyak E-Bülten'e
üye olun
E-postanız:


HAVA DURUMU
İstanbul  17º

Parçalı Bulutlu

11:21 itibariyle

Hava Durumu Anasayfa
 NEVARİA
Abercrombie Bayan Body
48,00 YTL
 
 
Diş Beyazlatma Seti
91,00 YTL
Haber > Mynet Özel
Çocuklar denek mi oluyor?

Mynet Özel'in konuğu, çalışmalarını şu anda Çağdaş Eczacılar Derneği'nde yürüten Eski İlaç ve Eczacılık Genel Müdürü Ecz. Necla Bal. Bal ile çocuklar üzerinde bilimsel deneme yapılmasını yasaklayan Yeni Türk Ceza Kanunu'nun 90. Maddesinin 3. fıkrasında son anda yapılan değişikliği konuştuk:

Merhabalar ilk olarak çocuklar üzerinde tıbbi deney yapılmasını yasaklayan TCK'nın 90. Maddesi 3. fıkrasındaki değişiklik genel olarak nasıl bir değişikliktir?
Öncelikle şunu belirtmeliyim ki bu deneyler sadece tıbbi deneylerle sınırlı değil. Bunlar genel olarak bilimsel denemeler.
Önce çocukların bilimsel denemelerde denek olarak kullanılması tamamen yasak olarak yasalaştı. Yeni TCK hazırlanırken ilk defa bu konuda bir düzenleme getirildi ve bu düzenleme getirilirken çocukların bilimsel denemelerde denek olarak kullanılması tamamı ile yasak olarak yasalaştı.

GECE YARISI DEĞİŞTİ

1 Ocak 2005'te yürürlüğe girecek halinde yasak mıydı?

Evet yasak şekilde yürürlüğe girecekti. Ertelendiği dönemde de son gece ilaç lobisinin baskısıyla yeniden değişti. Yani önceden hiçbir düzenleme yokken 31 mart gecesi değişti. Bu kadar ciddi bir şeyin meslek örgütlerinde, ilgili sivil toplum kuruluşlarında, hukuki açıdan ve toplumsal olarak tartışılması gerekmez mi? Hayır tartışılmadı. Son gece yarısı ani bir baskın kararla değişti.
Çok kötü bir şey... Önce yasak çıktığı için hepimiz kendimizi güven içinde hissettik.

Hatta bir boşluğu doldurması açısından iyi yönde bir düzenleme denilebilir mi?

Evet iyiydi belki de. Çünkü orada yasal bir düzenleme yapılması gerekiyordu. Sağlık Bakanlığı daha önce ceza kanunu çıkmadan önce son 5-6 yıldır bunun altyapısını hazırladı. Yönetmelikler hazırlandı denemelerle ilgili, her şey çıktı. Yönetmelikler varken yasası yoktu. Bir anlamda tersten gitti olay.
Yasal düzenleme TCK ile geldi ve diyelim ki deneklerin hasar görmesi durumunda hekimin göreceği ceza veyahut ilgili firmaların karşılaşacağı kuralların konulduğu maddeler bu ceza kanununda yasalaştı. Bunlar yapılırken çocuklar dışında tutuldu. "Çocuklar üzerinde hiçbir bilimsel deneme yapılamaz". Cümle aynen böyleydi. "Çocuklar üzerinde hiçbir bilimsel deneme yapılamaz" diye çıktı yasa. Bu böyle çıktıktan sonra hepimiz rehavete kapıldık. Benim özel olarak fikrimi soruyorsanız eczacı olarak yetişkinin de Türkiye'de denek olarak kullanılmasına karşıyım. Bu benim fikrim. Ama genelde herkesin ortak olduğu üzerinde anlaşabildiğimiz konu çocuklar.
Yasanın ilk halinde çocuklar koruma altında olunca hepimiz rehavete kapıldık doğal olarak... Son gece uzatmadan sonra, son gece yarısı değiştirildi ve işte ondan sonra tartışma başladı. Çünkü yasayı hazırlayan hukukçular da yasanın bu haline karşılar. Hukukçular da çocuk hakları açısından değerlendiriyorlar. Yani yasanın bir de hukuki boyutu var.

Hukukçular kendi hazırladıkları yasaya mı karşılar diyorsunuz?

Kendileri hazırlamadı ki! Son gece ilaç lobisinin baskısıyla değiştirildi. Hazırlayanlar şu haline karşılar. Çünkü onlar çocukları koruma altına almıştı. Bütün gelişmiş ülkelerde de tartışılan hukuki boyutu var olayın. Ana baba niyet ve imzasıyla çocuk denek olarak kullanılabiliyor yasanın şimdiki çıkmış haliyle. Sizce bir ana babanın çocuk üzerinde böyle bir tasarruf hakkı var mıdır? Bu çok tartışmaya açık bir konu....
Biz yasalarımızı değiştirdik. Ana baba dövdü mü çocuğunu elinden alıyoruz. Hatta bir iki örneği de oldu. Aile tarafından çocuğa eziyet ediliyor ve devlet ailenin elinden resmen kanun gücüyle aldığı gibi götürüyor çocuğu. Orda çocuğuna iki tokat atma hakkı bile bulunmayan ailenin çocuğuna böyle bir eziyete evet deme hakkının olması mantıklı mı? Bu çünkü eziyetli bir iş. Öyle kolay değil. Yani aspirin yutmaya benzemiyor bu olay.
Çünkü gerçekten yılda on binlerce kimyasal belki bir ilaç olur diye deneniyor. Düşünebiliyor musunuz?
Denek olarak kullanılmak sonucunda mutlak kullanılan madde ilaç olmuyor. Tartıştığımız konu ilaç değil, henüz ilaç olmayan aday maddeler.. Peki birçoğu neden ilaç olamıyor. Çünkü ölüm olabiliyor, dehşet hasar verebiliyor vücuda.

Çocukların denek olarak kullanılmasının sonuçları genel olarak neler olabiliyor?

Son derece önemli sonuçları var, sakatlık ve ölüm bunların başlıcaları. Bunların dışında günümüzde bir de genotoksit maddeler. Yani genleri etkileyen maddeler. Genotoksit maddelerle o çocukların ilerde doğacak çocuklarında da hasarı sürebilir, böyle bir ihtimal de var.
Ben bunu söyleyince kızanlar var. Kızanlar arasınlar beni ellerine 1000 tane belge vereyim ben bu konuda. Yani çocukların sadece kendilerinin hasar görmesi söz konusu değil. İleriye yönelik de birtakım ciddi hasarlar oluşabilir. Bu ille de kolsuz çocuk, bacaksız çocuk anlamında değil. Ama aynı hasar çocukta da görülebilir. Bu ortak hasardan söz ediyorum.

BEYAZ IRKTAN DENEK BULAMIYORLAR

Peki şuan için herhangi bir uygulama başlamış mı Türkiye'de?

Zaten Sağlık Bakanlığı yönetmelikler çıkarmadan önce 10 yıldır gizli yapılıyordu bu işler Türkiye'de.
Televizyonlara da yansıdı Erciyes Üniversitesi Hastanesi önündeki denek kuyrukları. Marmara üniversitesi ve Hacettepe Üniversitesi Hastanelerinde de uygulamada olduğunu biliyorum.
Batı'daki firmalar kendi yayınlarında açıklıyorlar, "beyaz ırktan denek bulamıyoruz" diyorlar. Denek bulmakta güçlük çekiyor endüstri Bir de tabi denek maliyetleri çok yüksek batıda

Batı ülkelerinin kendilerinde benzeri bir yasa uygulamada mı yani oralarda da çocukların denek olarak kullanılması serbest mi?

Kendilerinde var ama denek bulamıyorlar. Yani yasanın olması denek bulmalarına yetmiyor. Gelir düzeyi yüksek olduğu için insanlar genelde itibar etmiyorlar. Üstelik de denek maliyetleri bizim gibi ülkelerde düşük olduğu için bize yöneldiler. Macaristan, Türkiye (beyaz ırk olarak)...

İlaçların ırklar arasında farklı etkileri mi var?

Mutlaka değil... Ama bazı ilaçlar sarı, beyaz, siyah ırkta farklı reaksiyonlar gösterebiliyor. Onun için zaten batıda bugün ABD olsun. İngiltere'de olsun denek popülasyonu toplumların en yoksul en eğitimsiz kesimleri... Üstelikte genellikle siyah ırk. Amerika için söylüyorum Siyahlar, Kızılderililer ve Latin Amerikalılar denek olan popülasyon bu. Avrupa ülkelerinde ise azınlıklar. Muhtemelen bizim Türkler de denek olarak kullanılıyor Avrupa'da. Yalnız bizim Türkler değil genel olarak azınlık olan kesimler. Çünkü yoksullar yasalar karşısında çok dirençli değildirler. bunlar çok önemli, Bakın Viox diye bir ilaç tüm dünyada yasaklandı ve bu olayı herkes de biliyor artık. Çünkü Türkiye'de de yasaklandı.

Celebrex?

Celebrex de öyle Viox'tan Türkiye'de 4000 kişinin öldüğü tahmin ediliyor. Dünya ortalamasına bakılarak çıkarılan rakamlar bunlar. Amerika'da geçtiğimiz 10 gün içerisinde sadece bir kadının eşi Vioxtan öldüğü için 250 milyon dolar tazminat kazandı. Bu ülkede böyle bir tazminat kurumu var mıdır? Kaldı ki ben bu topraklar yaşayan tek bir insanın herhangi bir ilaç ya da kimyasal nedeniyle ölmesini istemiyorum. Bunun parasal bir ölçütü yoktur ki!
Ama diyelim ki artık her şeyin parayla ölçüldüğü bir dünyada yaşıyoruz. Bu olaya böyle bakanlar gözüyle de söylüyorum. Türkiye de böyle bir tazminat kurumu var mı? Hani bizim ölen kalanımız? Bir tane kayıt var mı? Birçok batı ülkesinde İnsanın doğduğu günden ölümüne dek hangi doktora gittiyse, hangi ilacı kullandıysa hepsinin kaydı vardır. Onun için de bir insanın ne sebeple hasar gördüğünü veya öldüğünü tespit edebiliyorlar. Ama bizde yok. Ölen öldü tamam. Kalan sağlar bizimdir...
Bizde bugün varsayalım ki bir aile fark etti, "yakınım gerçekten vioxtan ölmüştür" dedi. Bizim bunu tespit edebilecek bir kurumumuz bile yok. Yani ölüyü otopsiye alıp bunu tespit edebilecek bir laboratuarımız yok. Bu durumda İlaç firması "benim ilacımdan ölmedi başka bir şeyden öldü" dediğinde kim ne söyleyebilecek. Nitekim de dehşet büyük paranın hakim olduğu bir endüstri dalı bu. Bu diğer endüstrilere benzemiyor.

KAYITLAR TÜRKÇE DEĞİL

Türkiye'de "10 yıldır gizliden gizliye bu uygulanıyor" dediniz. Var olan örnekler var mıdır böyle?

Binlerce var ama Türkçe değil.

Türkçe değil?

Evet Türkçe değil Çünkü yurtdışında yayınlıyorlar.
Eğitim sistemimize ne yazık ki bir şey getirildi. Bir insanın akademik kariyer yapabilmesi için ölçü olarak yurtdışı yayınına bakılıyor. Ne kadar çok yurtdışı yayının var o kadar hızlı akademik kariyer yapabiliyorsun.
Düşünün etik anlamda akademik kariyer yapmak isteyen bir insan şöyle bir ikilemde kalıyor. Ya bu sisteme dahil olmayacak ve önü kapanacak. Ya da dahil olacak yolu açılacak, yurtdışı dergilerde yazıları çıkacak. Çünkü sponsoru var arkasında, korkunç büyük bir sermaye sponsoru var. Ya bu yola girecek ve buradan geçecek. O zaman çok büyük doktor olacak; çok ünlü, çok saygın olacak. Dünyanın, asla hayal edemediği dergilerinde yayını olacak. Çünkü o yayın orijinal olmuş olacak. "10 kişi öldü yirmi kişi hasar gördü" gibi. Ama sonuçta orijinal bir çalışma oluyor.
Yani akademisyeni de bu yola sıkıştırıyorsunuz. Diyorsunuz ki "Senin bir an önce doktoranı yapıp, bir an önce doçent olup sonrasında prof. olman için yurtdışında orijinal bir yayının olacak. Şimdi siz hangi hekimin önüne böyle bir kariyer koyabilirsiniz ki? Yani hekim de böyle bir sıkışıklık içine giriyor sonuçta. Dikkat ederseniz hekim kesiminden bu yasaya karşı ses çıkmıyor.

Neden çıkmıyor?

Nedenini açık söylüyorum: Adamın kariyeri bitecek... Şimdi burada biz gelecek nesillerimizi insanların sadece vicdani -kariyer mi, etik mi?- noktasındaki tercihlerine bırakabilir miyiz? Olabilir mi böyle bir şey?

TÜRKİYE'DE BU DENEMELERİ YAPABİLECEK FİRMA YOK

Bu denemeleri Türk firmaları mı yapacak? Türkiye'de ilaç kimya endüstrisinde bu tip denemeleri yapabilecek firmalar var mı?

Türkiye'de İlaç Endüstrisi İşverenler Sendikası kendi web sitesinde ilan ediyor: "Bu konuda ne tek kuruş yatırım yapabilme, ne de yakın bir tarihte bir formül geliştirme ihtimalimiz yoktur" diyor. Yani tamamen yabancı ilaç firmalarının yararına çıkartıldı bu yasa.

Firmalar bu denemeleri Türkiye'de bizzat kendileri mi yapıyorlar ya da aracı kuruluşlar mı kullanıyorlar?

Genellikle Türkiye'de şubeleri var. Onlar vasıtasıyla yapıyorlar. Yani işin asıl "bilimsel buluş" kısmı yurtdışındaki firma merkezlerinde yapılıyor. Bize ise denekliği düşüyor ne yazık ki.

Türkiye'de bu araştırmaları yapacak yetkinlikte kuruluşlar var mı?

Bu konuda aracı kurumlar var. Bu aracı kurumlar seminerler açtılar, bu seminer çalışmaları vasıtasıyla doktorlarımız iyi deneme yapabilsinler diye eğitimden geçirildi.

Yani bunu Türk doktorları yapıyor. Peki nerelerde yapılıyor?

Daha çok eğitim hastanelerinde ve üniversite hastanelerinde yapılıyor. Benim gözümde bunun adı taşeronluktur. Başka hiçbir şey değil. Bütün buluşu yurtdışında olacak. Buradan trilyonlarca kazanç sağlayacak bize ise denekliği düşecek. Bu arada bu denekliğin de maliyeti nereye fatura edilecek? Türkiye’deki şubelerine... Yani hem denek olacağız. Hem de deneme maliyetini biz ödeyeceğiz.

Maliyeti derken?

Düşünün yüzlerce insan üzerinde deneniyor. Bunun bir maliyeti var. Deneklere para ödeniyor. Bu tür denemeler 6 ay-1 yıl, bazen de 2 yıl sürüyor. İki yıl boyunca bir insanın yaşama koşullarını finanse ediyorlar. Çok merkezli çalışma adı verilen bir çalışma şekli yürütüyorlar. Mesela Türkiye’de 20-30 hastanede birden başlatıyorlar çalışmayı.
Yeni bir formül buldu firma yurtdışında diyelim. Patentini de aldı. Bunu ilaç olarak geliştirmek üzere hayvan deneylerini kendi ülkesinde yapıyor.

Ben de bunu soracaktım .İnsan üzerinde denemeye gelene kadar aşamalar nedir? Direk insan üzerinde denenmiyor heralde?

Tabi önce laboratuar hayvanları üzerinde deneniyor. Fakat şöyle de bir gerçek var ki laboratuar hayvanları üzerinde yapılan denemelerin sonuçları insan için yüzde yüz garanti vermiyor. Öyle olunca da insanda mutlaka deneme ihtiyacı görüyorlar. Mesela bazen hayvanlara çok zararlı etkisi görülüyor. İnsanlara hiçbir zararı olmuyor. Tam tersi de olabiliyor.
Batıda hayvan hakları savunucuları hayvanlarda da deney yapılmasın diye mücadele veriyorlar. Yani işin esprisi de burda. Madem hayvan denemesi insan için çok geçerli değil onlara niye yazık ediyorsunuz diye o insanlar itiraz ediyorlar.
Mesela elimde 50 ilaçlık liste var şu anda ilaç olarak kullandığımız. Bu 50 ilaç hayvanda toksit olmuyor insanda oluyor. Yahut da tersi.

Peki hayvandan sonraki aşama direk insan mıdır?

Evet ne yazık ki direk insan ve burada da 4 faz çalışma yapılıyor. Yani Faz 1, faz 2, faz 3, faz 4. ilk üç faz henüz daha ilaç değil halen aday bir madde.

Faz 1 faz 2, faz 3, faz 4 insan üzerindeki aşamalar mı?

İnsan üzerindeki denemelerden sözediyorum. Bu henüz ilaç olamadan önceki çalışmalar oluyor.

Burada ne yapılıyor?

Bir kere toksit tozlar tespit ediliyor. Oldürücü tozlar eleniyor. Yan etkiler gözleniyor. Toksit etkiler gözleniyor. Ve 3. fazdan sonra hızla ruhsat veriliyor. 4. fazda ise artık eğitim hastanesine de ihtiyaç yok. deneme aşaması bitmeden ruhsat veriliyor. Deneme ilaç ruhsatlı olarak satıştayken devam ediyor.

Ruhsat veren Sağlık Bakanlığı’nın bir kontrol mekanizması yok mu?

Var tabi bu prosedür. Sağlık Bakanlığı’nda birtakım etik kurullar var hatta denemelerin yapıldığı hastanelerde de birtakım etik kurullar var. Ama deyim yerindeyse "o etikler hep metik kurul"... Onlar etik filan değil. Çünkü bu dünyada o etik kurulların bir işe yaramadığı ortada. Her yıl onlarca skandal çıkıyor batıda. Çünkü para artık o kadar güçlü ki bu alanda. Etik olması için bir şeyin bu denemeyi yapan insanın özgür olması lazım.
Deneğin bütün riski anlaması mümkün değil. Çünkü siz bir ilacı yuttuğunuz zaman nereye gittiğini organlarınıza ne gibi bir zarar vereceğini bilemezsiniz. Burada sorumluluk hekime düşüyor. Yani ilgili sağlık grubuna düşüyor diyeyim. İşte burada hekimin özgür olabilmesi için firmaların sponsor olmaması lazım.
Yani bunun sadece bilim adına, pür bilim adına yapıldığını varsaysak biraz daha temkinli konuşacağım açıkçası. Ama öyle değil. Neden öyle değil? Çünkü firmalar hekime baştan milyon dolarlık sözleşme imzalatıyorlar. Yaptıkları denemelerden elde ettikleri sonucu firmaların izni olmadan asla yayınlayamıyorlar. Yayınladıkları anda karşılarına milyon dolarlık taziminatlar çıkıyor.

Bu yayınlayamadıkları sonuca deneğin ölmesi de mi dahil?

Ölmesi, diğer hasarlar, kanser olması, kalp, karaciğer böbrek hasarı... Bunlar ömür boyu süren hasarlar. Ve bütün bunları hekim yaparken görüyor. Sonuçlar alınıyor. Firmanın gizli sırrı kalıyor, firmanın raflarına kaldırılıyor bunlar. Sonrasında maddeyi pazara verdikten sonra 4. fazdaki çalışmalar kitlesel çalışmalar oluyor artık. Kitlesel çalışmada kaç bin kişide kaç kişi ölecek diye bakıyorlar artık.

Bir nevi viox ve celebrex gibi mi?

Evet aynen öyle. Viox ve celebrex olayı pazara verildikten sonra 4. faz çalışmadır. 4. fazın en büyük örneğidir viox ve celebrex.

Viox ve celebrex’in dünyada verdiği zarar nedir?

1999-2003 yılları arasında ilaca bağlı ölüm olaylarının 27.000'den fazla olduğu tahmin ediliyor. 4. fazda bir de şöyle bir sorun var. Denemeler daha fazla hekim tarafından uygulanacak. Çünkü o ilaç artık ruhsatlı. Her hekim bu denemelere katılabiliyor. 4.fazda etik kurula da ihtiyaç yok. Firma temsilcileri hekime çeşitli hediyeler vererek bu ilaçların yazılmasını teşvik ediyorlar. "100 kutu yaz, yurtdışı seyahati kazan". "50 kutu yaz altına araba" gibi. Dünyada ilaçdan başika bir ürünün insan vasıtası ile doğrudan tanıtılmasına yönelik bir başka sektör var mı? Peki bu ürün kime tanıtılıyor? Tüketiciye mi? Hayır hekime... Yani reçeteyi yazana. Çok özel bir alan bu. Bu alan çok özel olduğu için denetim altına almak çok zor.
Mesela kongreler yapılır 5 yıldızlı otellerde Akdenizler’de. Çoluk, çocuk, kayınvalide... İlaç firmalarının sponsorluğunda giderler.

DENEME MALİYETLERİ İLAÇ FİYATLARININ ÜZERİNE EKLENİYOR

Peki bu masraflar ne oluyor?

İlaç maliyetinin üstüne ekleniyor. Faturasını biz ödüyoruz. Bizim sosyal hizmet kurumları yani millet ödüyor. Bu dediğim klinik olayın yanı. Faz çalışmalarla ilgili maliyetleri biliyor musunuz? Her bir Aday madde için 300 500 milyon dolar civarı.

Faz 3’e gelmiş bir madde için mi konuşuyorsunuz?

Faz 4 de dahil yani bir kimyasalın ilaç olana kadarki yapılan araştırma maliyetleri her bir madde için 300-500 milyon dolar civarı. Bunun yarısına yakını insan üzerindeki denemelere gidiyor. Yani asıl maliyet bu tarafta. Bunun faturası Türkiye’ye çıkacak yani ekonomik anlamda da itirazımız var.
Düşünün birtakım aracı kurumlar birtakım milletvekillerini etkilediler. "Bu pazar, yani sadece deneme pazarı, yıllık 400-500 milyar dolar civarında bir pazar" diye takdim edildi. "Bunun bir kısmı, yüzde onu bile gelse Türkiye kalkınır" diye takdim edildi. Halbuki kalkınma filan yok. Faturasını bize yazacaklar. Çünkü buradaki şubelerine yazacak. Burada yapılan denemenin faturasını yurtdışına kesecek değiller ya!
Kim ödeyecek onu? Ar-ge olarak ilacın üzerine ekleyecek biz ödeyeceğiz. Bir de işin o tarafı var. Kimilerinin ağzının suyu aktı böyle büyük bir para gelecek diye. Ama aksine biz zararlı çıkacağız. Evet büyük bir maliyet ödeyeceğiz. Canımızla da ödeyeceğiz. Paramızla da ödeyeceğiz.

Dünyada bu tip batı ülkelerinin dışında geri kalmış ülkelerde uygulanmasından dolayı doğan sonuçlar hakkında ne söyleyebilirsiniz?

Bir kere Afrika feci durumda. Orada etik metik iyice hak getire. Çünkü orada zaten ne devlet ne de sağlık kurumlarının yapısı böyle bir şeyi engellemek için yeterli değil? Orada hiç bir şey yok. Soran da yok. Bakın en son elime bir belge geçti. Dört Bulgar hemşire, 1 hekim, Libya’ya gidiyorlar. Çocuklara HİV virüsü enjekte ediyorlar. Sonrasında farkediliyor. Mahkemede idam cezası almışlar kıyamet kopuyor idamdan kurtarmak için. Bu alan böyle bir alan... Bu alanda etik metik yok.

Neden Libya’da böyle bir şeyin ihtiyacını hissetmişler?

Sıkı mı Bulgaristan’da AB’ye aday bir ülkede bunu yapmak.

Neden çocuklara HİV virüsü enjekte ediyorlar amaçları ne?

Hastalığın gelişme seyrini takip etmek için yapıyorlar. HİV’le ilgili Afrika’da yapılan bütün denemeler bugün çok ciddi bilim adamları tarafından son derece eleştiriliyor.
Sağlıklı insanlar genellikle kullanılmıyor bu tip denemelerde hastalar üzerinde yapılıyor genellikle. Fakat yapılan şey şu: Klasik bilinen ilaçlar varken böyle bir denemeye giren insanda ikinci bir ilaç kullanamazsınız. “ölüyorum, başım ağrıyyor, bulantıdan geberiyorum” dese bile deneğe başka tek bir ilaç veremezsiniz. Basit bir ilaç bile. Çünkü bütün kimyasının sadece o maddeye karşı reaksiyonu ölçülecek. Aksi halde kinci bir madde ile etkileşim olur, sonuçlar değişir.

Yani kullanması gereken ilaçlar yerine denenen ilaçları mı kullanıyor?

Evet ağrılar içinde kıvransa bile asıl kullanması gereken ilaçları kullanamıyor. Asıl tedavi durduruluyor. Hiçbir etkisi olmayacak, ama ola ki -olacak mı?- diye bir takım maddeler o insanların üzerinde deneniyor.

Öğrencilerin denek olarak kullanıldığı söyleniyor?

Üniversite öğrencileri daima hedef. Bugün Türkiye’de de özellikle Tıp Fak. Öğrencileri denek olarak kullanılıyorlar.
Bakın üniversite öğrencisinden eğitimli insandan sözediyorum. Şimdi orada öğrenci öğretmen ilişkisi içerisinde öğrencinin hocasına hayır demesi imkanı yoktur. Dediği anda sınıfta kalma riski kafasında doğar. Hocası bunu böyle yapacak anlamında söylemiyorum. Ama öğrenci açısından bunu düşünün. Bu ihtimali kafasının kenarına hemen yazar bir insan. Ben biliyorum ki birçok üniversite öğrencisi şu anda denek olarak kullanılıyor. Üniversite öğrencisinin denek olarak kullanılması Helsinki bildirgesine ve etiğe aykırı ama bu bütün dünyada aykırı olmasına karşın yapılan bir şey. Öğrencilere adı küçük ödül olan, para, yurtdışı gezisi gibi şeyler teklif ediliyor. Bunlar etik kabul edilerek yapılıyor. Etik kurullar buna da “evet” diyor. Çünkü Helsinki bildirgesi zaten böyle bir şeye kapı açmış durumda. Benim en çok korktuğum şey asıl bizim yoksul nüfusun bunu ekmek kapısı olarak görmesi. Asıl korktuğum bu. Hastanelerin kapısında kuyruklar oluşmasından korkuyorum. Çünkü bu gün 10 çocuğundan 2’sini satışa çıkaran aileler, çocuğunu açlıktan kapkaççılığa teşvik eden aileler ve var. Böyle bir şey ekmek kapısı olarak görülebilir. Ömür boyun ondan sonra yine onların tedavisini yine bizim sosyal güvenlik kurumları karşılayacak. Demeklerin gördüğü hasarın tedavi masrafları da yine bizden çıkacak o da ayrı bir konu...
Hasta farkında olmadan üzerinde deneme yapılması gibi bir durum olası mıdır?

Yalnız benim ülkemle sınırlayamam. Bu etik dışı birşeydir. Ama bütün dünyada böyle şeyler olabiliyor. İşte orada diyorum ya: Bir hekimin bir insanın vicdanına kalmak gibi bir durum var ki ben gelecek nesillerimi insanların vicdanına bırakmak istemiyorum. Biz önlemimizi almalıyız. Biz ilaç alanında yeni bir buluş yapacak ne sermaye ne yatırım ne de bilgi birikimine sahibiz. Bakın açık ve net söylüyorum bilgimiz de yok. Kesin olarak yok. Çok yoğunlaşsak büyük sermayeler konulsa yatırım yapılsa bilgi satın alınamaz mı? Alınır... Bilgi geliştirilemez mi? Geliştirilir.. Ama şu anda böyle bir ihtimal yok. Bu alanda treni kaçırmış bir ülkeyiz biz. Şart da değil... Biz kendimizi korumayı bilelim yeter ki...Biz hem denek olup hem de milyarlarca dolarlık denek maliyetini ödemeyelim. Hem malımızdan hem canımızdan olmayalım. Demek istediğim bu benim. Biz burada kendimizi kollayalım. Bilinen dünyada kabul edilmiş ürünü zaten şuana kadar satın alıyorduk almaya devam edelim. Bilelim ki bu bir ilaçtır denenmiştir, güvenlidir, biz bunu satın alalım ama başka alanlarda da burada denek olarak harcayacağımız maliyeti başka alanlarda kullanalım.

HELSİNKİ BİLDİRGESİ YENİDEN TARTIŞILMALI

Sonuçta hastalıklara karşı yeni ilaç geliştirilmesi gerekiyor bir şekilde. Peki bu nasıl sağlanacak ?

Şimdi bu sorunuz cok ciddi bir soru. Bu soru benim kafamda da var olan bir soru. Bence Helsinki Bildirgesi'nin yeniden dünya çapında tartışmaya açılması gerekiyor. Ben uluslararası boyutta benim gibi düşünen bilim adamlarıyla yazışmaya çalışacağım. Önce Türkiye’de şu yasanın değiştirilmesi için çabamızı gösterelim. Umarım sonuç da alırız. Sağlık Bakanı söz verdi. Bizim üstüste gündeme getirmemiz sonunda “Toplumsal duyarlılığı dikkate alacağım“ diye gazetelere demeci oldu. Umarım yasayı değiştiririz. Önce bu topraklar üzerinde yaşayan insanlarımızı koruma altına alalım. Ondan sonra bu konuyla ilgili herkesin düşünmesi gerekiyor. Bence Helsinki Bildirgesi’ndeki gönüllülük kavramının gerçek gönüllülük olması lazım. Para yok, ödül yok. Firma sponsorluğunda çalışma yapılmamalı. Yapılan çalışmalar firmaların ticari sırrı sayılmamalı. Yani şeffaf olmalı bu iş. Baktınız gerçek gönüllülerin bir-ikisinde hasar görüldü. Çalışmalar durdurulmalı. Herkes deneklere ulaşabilmeli. Deneklerin adları gizli tutulmamalı, denekler numaralarla adlandırılmamalı.Şu andaki sistem etik değil. Helsinki Bildirgesi insanı korumuyor. Helsinki Bildirgesi ve şu anda dünyadaki etik denilen sistem insanı değil firmaları koruyor. Bu durumda tehlike büyüyor.
Viox örneğinde olduğu gibi daha birçok ilaçtan Türkiye’de de Dünya’da da şu ana kadar binlerce kişi öldü. Neden öldü? Bakın birçok ilaçta birçok örneği var bugün. Ne zamanki konu mahkemelere taşındı ve ölen insanların yakınları vasıtası ile mahkemeler kanalıyla firmaların arşivlerine girildi. O zaman şöyle bir gerçekle karşılaşıldı: Firma zaten şu kadar insanın öleceğini baştan biliyordu. Bile bile piyasaya veriliyor. -Neden?- diyeceksiniz. 6 aylık kar için. 6 aylık karı ne kadar biliyor musunuz mesela Viox’un?. Ben size yıllık cirosunu vereyim: 2003 yılında 2.5 milyar dolar. Buradan düşünün artık siz. Böyle bir kar için böyle birşeyi yapıyorlar. Yani bu bir sermaye bunun önüne geçemiyorsunuz. Dünyada etik etik denilen şey firmaları sistemi koruyan birşey, insanı değil...
İnsanın koruma altında olduğu bir durumda ben de yarın bir yakınım için denek olmayı kabul de edebilirim. Ama orada çok farklı birşey var. Yani ben bilmeliyim ki firma karı için birşeyler gizli kalmasyacak. Firmanın bilgileri ticari sır olmasyacak. Herkese açık olacak.
Bugün normal kullandığımız ilaçlar nedeniyle bile hasar görebiliyoruz. Mesela birçok ağrı kesici birçok romatizma ilacı insanlarda böbrek hasarına neden oluyor. Diyaliz makinelerimiz yetmiyor biliyorsunuz Türkiye’de biliyorsunuz insanlar neler çekiyor. Bunların bir kısmı kendi doğallığı içerisinde oluşabiliyor ama bir kısmı da bu hastaların ilaçtan gördükleri hasar nedeniyle diyaliz makinesine bağlı kalıyor.
Her yıl kendimizi koruyamamaktan, sadece ilaç endüstrisi için değil. Bu ülke yolgeçen hanı oldu gidiyor. Kendimizi koruyamadığımız için bu topraklarda yaşıyan insanları koruyamadığımız için hergün yoksullaşarak devam ediyoruz. Bu konuda susamam. Yani ben bu işin bu maliyetini bile bile insanların öleceğini bile bile insanların çok ağır hasarlar görebileceğini bile bile bir eczacı olarak susamam. Çünkü benim meslek yeminim var. Ben susamam. Susanlar susuyor... Sussunlar. Suskunluk utanç verici birşeydir şu anda. Bu ciddi bir tehlikedir bu ülke için. Herkesin bu imza kampanyasını desteklemesi lazım. Ben bu konuda bilen insana kızıyorum. Sokaktaki vatandaşa değil. Sokaktaki vatandaş o bilenlerden çok daha duyarlılık gösterdi televizyonlara gazetelere yansıdıktan sonra. Halkın büyük çoğunluğu duyarlı bu konuda. Sıradan vatandaşın bu kadar duyarlı olduğu bir konuya neden susuyorlar ki?

Susanlar hekim ve eczacı camiası mı?

Evet. Türk Eczacılar Birliği de dahil buna.

Peki bu konuda ne gibi çalışmalar yürütüyorsunuz?

İnsanlardan ilkönce çocuklarını korumalarını istiyoruz. Zaten çalışmalarımızda gerekçelerini anlattığımızda her insan da böyle birşeye evet diyor. Hayır diyen nerdeyse yok. Birkaç hekim, birkaç eczacı imza vermelerine rağmen sizin de sorduğunuz benim de sorduğum -bilim ne olacak?- sorusunu yönlendirdiler. O konudaki düşüncelerimizi de söylüyoruz. Tabi ki bilimin gelişmesi için insanoğlu birtakım fedakarlılık yapıcak. Ama firmaların karı için olmamalı bu. Orada çok ciddi bir fark var. Bilim ile firma aynı şey değil. O karına bakıyor... O, 6 aylık kar kardır, 3 aylık kar kardır diyor. Amerika’da bir yasa değişti. Bu güne kadar yetişkinler için geliştirilmiş ilaçların tamamı çocuklarda ve bebeklerde denenecek. Nedeni de 6 aylık patent uzatması...
6 aylık patent uzatması derken?

Çünkü diyelim ki 20 yıllık patent koruması bitmek üzereyken firma kendi ilacında yeni bir yan etki gibi birşey bulduğunda patent uzatması talebinde bulunabiliyor. Düşünün artık binlerce ilaç çocuklar üzerinde denenecek. Bunlar gerçekten ilaç; ama yetişkinle çocuk organizması çok farklı. Kıyamet kopuyor Amerika’da. Hadi bakalım bulsunlar binlerce ilaca beyaz ırktan denek Amerika'da... Nerede denenecek? Yine burada. Biz burda denek olacağız. onların 6 aylık patent uzatmasına alet olacağız. Neden? Firmalar karlı çıksın diye. O firmalar benim firmalarım değil kardeşim. Ben burada açıkçası milliyetçi bir yaklaşım da gösteriyorum. Çünkü bu ülke şu anda elalemin ülkesi, elalemin firmaları zengin olsun diye fedakarlık edecek durumda değil. Onun için bunun adı milliyetçilik ise ben milliyetçiyim.

Bu firmalar Türk firması olsaydı?

Bu ükedeki firmalar şu an bunu yapabilecek durumda değil. Diyelim ki gerekli yatırımlar yapıldı ve bizim firmalarımız da bu denemeleri yapabilecek konuma geldi. Yine karşı çıkarım. Çocuklar konusunda kesinlikle aynı tepkiyi veririm. Çünkü bugünkü etik kurallara itirazım var. Ama şu anda varolan şekli hepten zararlı. Onu anlatmaya çalışıyorum. Hem cana hem mala. Yoksa yine ayn tepkiyi veririm.
Yapılan bütün bu denemelerde geliştirilen etik sistem firmaları koruyan bir sistemdir insanı koruyan bir sistem değildir. Buna karşıyım ben. Bunun yeniden insan için insani değerleri içeren bir sistem haline gelmesi lazım. O zaman diyorum ya belki günün birinde ben de bir yakınım için böyle bir şeye evet de diyebilirim.

Peki bu ilaç denemelerini, ilaç geliştirilmesi işini hep firmalar mı yapar. Bu işi kar amacı gütmeden yapan herhangi bir kuruluş yok mudur?

Yüzde 99’dan fazlası firmaların elinde. Belki bundan yüz yıl önce bu işin tohumlarının atıldığı dönemlerde var. Çünkü orada sermaye değil bireyler, birtakım bilim adamları birşeyler buluyorlar ve hatta onu kendi üzerlerinde, yakınlarının üzerlerinde de deneyebiliyorlar. Ben ona birşey demiyorum. Benim söylediğim şey gerçekten devasa bir endüstrinin kar amaçlı olarak insanı hiç gözetmeksizin yaptıkları denemeler.

Dünyada her yıl kaç kimyasal İlaç olması amacıyla deneniyor?

İlaç endüstrisinin ifade ettiği rakamlarla her yıl onbinden fazla kimyasal, ilaç olur mu diye deneniyor. Asıl dikkatli olunması gereken bir başka alan daha var. Genetik modifiye maddeler. O alandan daha da endişeliyim. O alanın insanın genleri üzerinde, insanın geleceği üzerinde ne gibi bir etki yaratabileceğini bu günden kimse öngöremez. O alan daha da beter bir alan. O alandan da ciddi bir risk üstümüze geliyor. Gıda alanında kıyamet kopuyor da ilaçta ne olacak onu bilemiyorum. Orası daha da bir karanlık alan.

İnsanlardan bu konuyla ilgili bir beklentiniz var mıdır?

İşin özeti Dimyat'a pirince giderken eldeki sağlıktan oluyoruz. Ki bu yasaya evet diyenler, dışarıdan büyük paralar gelecek bu ülkeye diye bu yasayı değiştirdiler. Tabi bunun altında acaba biraz da İMF’nin baskısı var mıdır onu bilemem. Ama yabancı ilaç lobisinin bu konuda bir kulis çalışması oldu ve bu ülkenin karlı çıkacağı gibi birtakım raporların verildiğini biliyoruz. Dimyat’a prince giderken eldeki sağlıktan olacağız ve bu maliyetleri de biz ödeyeceğiz. Bu ülke karlı çıkmayacak bunu da herkes bilsin...
Daha önce de söylediğim gibi insanlardan ilkönce çocuklarını korumalarını istiyoruz. Çağdaş Eczacılar Derneği olarak bu yasaya karşı Türkiye çapında imza kampanyası başlattık. Duyarlı her insanı desteklemeye davet ediyorum. Çocukları için, çocuklarının geleceği için desteklesinler. Birgün bir sabah uyandıklarında hiç farkında olmadan çocuklarının ya da kendilerinin denek olarak kullanıldığının farkında olabilirler.

Son olarak eklemek istedikleriniz?

Sözlerimi son olarak bir teşekkürle bitirmek istiyorum. Bize bu yasaya karşı imza kampanyası açma fikrini veren ve tüm konserlerinde şarkılarını bebek deneklere adayan Moğollar Grubu'ndan Taner Öngür'e çok teşekkür ediyorum.



Gökhan Başakoğlu

soylesi@mynet.com

Diğer Haber Analizleri
Hava tahmininde yüzde 90 başarılıyız
"Türkiye'ye baskı yapılmasın"
"İstanbul depreme hazır değil"
"Cinselliği bilmiyoruz"
"Kebapçıya kadın eli değince"
"2. el telefon, suçlu yapabilir"
"Artık gözlükleri atabilirsiniz"
"Deprem tahmininde büyük başarı"
"Sağlıklı yaşamanın sırrı"
"Internet kullanıcıları dernekleşti"
"Büyük meyveler hormonlu değil"
"İşsiz mezunumuz yok"
"Alışverişin hakimi çocuklar"
"Evde Eliza testi yapmayın"
"İlkyardım bilgisi hayat kurtarıyor"
İthal içkide neler oluyor?
İstanbul iki yeni hastaneye kavuşuyor
"Basın yalancı" diyenlerin kendileri "yalancı"
"Seçim olsa AKP yine birinci parti olur"
"İstanbul da, yaşayanlar da depreme hazır değil"
Nesin Vakfı çocukları büyüyor
Aç kalmak şişmanlamanın bir başka yolu
Şişli'ye 5 yıl daha talibim
AKP ile aramda sorun yok
Türkiye'deki risk tamamen siyasi
İstanbul, Türkiye'nin en büyük holdingi
Formula 1 Türkiye'ye kazandıracak
Türk halkı bir gün beni anlayacak
Yüzde 50 oy bekliyorum
Fast food yiyeceklere savaş açılsın
Madde bağımlılığında ciddi risk altındayız
Huzur, mutluluk ve başarı için meditasyon
Bir öğrenci de siz okutun
Sınavın kaderini ailelerin tutumu belirliyor
Ağız ve diş sağlığını ihmal ediyoruz
Büyükşehirler hasta ediyor
YİBO ve PİO'lara siz de destek verin
Obezlikten kurtulmanın yolları
İstanbul'da 70 bin enkaz bekleniyor
TEMA Türkiye'ye nefes aldırıyor
'Deprem Tahmin Ligi' başlıyor
Medeni Kanun da 'zina'nın cezası var
Uyuşturucu tedavisinde ilaç sıkıntısı
Çocuğunuzu doğru anlayın
Deprem Marmara'nın güneyini vuracak
Lösemi hastalarını yaşatmak elimizde
Türkiye Avrupa'nın çöplüğü olmasın
Serbest doku transferindeki fırsatlar
Toplum nereye gidiyor?
Sağlık sektörü düzen istiyor
Sigarayı bırakmaktan korkmayın!
Adım adım Ortadoğu!
Çocuklar denek mi oluyor?