ADANA (İHA) - Çukurova Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. İbrahim Ortaş, Türkiye'de üniversitelerin dünyadaki ilk 500 sıralamasına girememesinin altında nitelikli bilim adamı sayısının azlığı, mali yetersizlik ve bilimsel bakış açısının yeterince olgunlaşmaması gibi bilim politikalarına bağlı unsurların yattığını bildirdi.
Prof. Dr. İbrahim Ortaş, yaptığı açıklamada, Türkiye'nin üniversite eğitimi ve araştırma tarihinin, gelişmiş batı ülkeleri ile kıyaslandığında çok yeni olduğunu, bu inişli çıkışlı süreçte hem üniversitelere ve bilgiye karşı bir sempati duyulduğunu hem de bilgiden ve bilimden korkulduğunu ifade etti. Türkiye Cumhuriyeti kurulduğu tarihten bu yana 493, 2252, 2476, 2291, 4936, 115, 1750 ve 2547 sayılı Yüksek Öğretim yasaları hazırlandığını, ancak bu yasaların bilim arayışı yerine daha çok "olağanüstü" bir yön verme arayışıyla şekillendirildiğini söyleyen Ortaş, üniversite özerkliği, maaş yetersizliği ve öğretim üyesi eksikliklerinin her zaman sorgulandığını ancak uzun soluklu bilim politikasına dayalı bir çözüm üretilemediğini ifade etti.
Yasaların hiçbirinin, ülkenin uzun erimli bilim politikasını ve yol haritasını oluşturacak kadroları yetiştiremediğini savunan Ortaş, "Bugün hükümetin YÖK'e yönelik eleştirilerinin başında gelen 'Neden ilk 500 sıralamasına giremediniz?' veya 'Neden daha fazla üniversite açılmasını istemiyorsunuz' soruları, sorunun kısa vadeli değil, uzun süreli bir politika eksikliğine dayandığını ortaya koymaktadır" dedi.
Bugün üniversitelerin ilk 500 sıralamasına girememesinin nedenleri arasında nitelikli bilim adamı sayısının azlığı, mali yetersizlik ve bilimsel bakış açısının yeterince olgunlaşmaması gibi bilim politikalarına bağlı unsurların sayılabileceğini anlatan Ortaş, bu sorunun bugün değil dünün sorunu olduğunu, bugün de siyasilerin kısır çekişmeleri ve üniversite dinamiklerini kontrol etme anlayışı yüzünden de bir türlü aşılamadığını söyledi.
"ARAŞTIRICI SAYISI YETERSİZ" İlk 500 sıralamasına giren üniversitelerle bunların bulunduğu ülkelerin araştırmacı sayısına milyon kişi başına bakıldığında, Türkiye'de araştırmacı sayısının çok düşük olduğunun görüleceğine işaret eden Ortaş, şöyle devam etti:
"Toplam araştırmacı sayısı yönünden AB standartlarına göre düşük düzeydeyiz. Görünürde bazı birimlerde öğretim üyesi sayısı yüksek olabilir. Belki dünyanın hiçbir ülkesinde olmadığı kadar profesör var, ancak araştırmacı ve yardımcı personel yönünden çok orantısız bir durum görülüyor. Üniversiteler, son 3 yıldır kendilerinin olmazsa olmaz fidanlıkları olarak bilinen araştırma görevlisi alamadıklarını belirtiyorlar ki hepimiz ciddi anlamda yardımcı araştırıcıya gereksinim duymaktayız. Hele hele laboratuar ağırlıklı çalışan birimlerde bu gereksinim elzem düzeydedir."
Bugün birçok bilim dalında yeterli öğretim üyesi bulunmazken, bazı bilim dallarında ihtiyaçtan fazla bir birikimin bulunduğunu kaydeden Ortaş, şunları söyledi:
"Başta bazı tıp fakülteleri olmak üzere bazı alanlarda çok sayıda öğretim üyesi bulunurken, araştırma ağırlıklı laboratuarlarda, eğitim ve sosyal bilimlerin bazı birimlerinde yeterli araştırıcı kadrosu bulunmamaktadır. Üniversitelerin norm kadro esasına göre personel politikasının belirlenmesi artık kaçınılmaz boyuta gelmiştir. Maalesef bugün üniversitelerde akademik kadrolar artık bilgiden çok adamına göre verilmektedir. Sık sık duyulduğu gibi bazı üniversitelerde kadro rektörlerin iki dudağının arasında kalmıştır. Açıkçası birimlerin ihtiyacı, planlama ve talepler bir kenara itilmiş; kim bana oy verir anlayışı maalesef üniversitelerdeki verimliliği ve kaliteyi düşürdüğü gibi kadro dengesizliği de yaratmıştır. Bugün kadro piramidi tersine dönmüş, profesör sayısı araştırma görevlisi sayısının üzerine çıkmıştır. Bazı birimlerde son yıllarda uygulanan politikalar sonucu neredeyse araştırma görevlisi bulunamaz duruma gelmiştir. Bazı hocalar da hayatlarında hiç araştırma görevlisi şansına sahip olamamıştır. Bu durum üniversiteleri, hızla yaşlı ve üretken olmayan bir duruma sürüklemiştir."
"ÜNİVERSİTE DİNAMİKLERİ YOK EDİLİYOR" Türkiye'de üniversitelerin radikal, farklı bakan ve eleştirel insanlara çok tahammül etmediği için nitelikli bilim insanlarını bünyelerinde tutamadığını ifade eden Prof. Dr. İbrahim Ortaş, "Nihayet 115 sayılı yasa ve 2547 sayılı yasa ile üniversitelerdeki yazar çizer nitelikli bilim adamları 1402'lik duruma düşmüşlerdir. Ayrıca uygulanan yetersiz maaş ve çalışma koşulları yönünden ülkemiz ciddi bir beyin göçü ile karşı karşıya kalmıştır. Bu kişilerin üniversitelerden uzaklaşması; üniversite geleneklerinin kaybolmasına, bunun yerine daha durağan, statükocu ve uyarlamacı anlayışların yerleşmesine ortam hazırlamıştır. Bugün de üniversiteleri sürükleyecek ve ufuklar açacak dinamikler her nedense sistemin dışında adeta inaktif durumdadırlar" diye konuştu.
Üniversitelerin bir diğer sorununun da yetişmiş ara eleman ihtiyacı olduğuna işaret eden Ortaş, "Birçok laboratuar, teknik eleman yetersizliği nedeniyle ya hocalar veya varsa yüksek lisans öğrencileri tarafından yönetilmektedir. Hizmetli sınıfından emeklilerin yerine yenisi ikame ettirilmediği için büro ve laboratuarlar işleri tarafımızdan yapılmaktadır. Diğer yandan mevcut personel de, doğru yönetilemediği veya üniversitelerin şimdiki miskin atmosferden dolayı çok verimsizdir" şeklinde konuştu.
Ortaş, son yıllarda tasarruf tedbirleri nedeniyle emekli olan personelin yerine bir tek eleman bile alınmadığını, bugün birçok laboratuarın teknik personel yetersizliği veya yokluğu nedeniyle kapanma ile yüz yüze kaldığını belirtti.
Üniversitelerin artık iyi eğitilmiş, vizyon sahibi, hızlı düşünebilen ve düşünce üretebilen, gösterişten çok iş yapmaya yatkın ve geleceği yakalayacak, duyarlı, çok yönlü düşünebilen insanlar yetiştirmek üzere harekete geçirilmesi gerektiğini ifade eden Ortaş, "Geleceği ancak vizyonu ve ufku geniş, ekip çalışmasına değer veren, eleştirel, çalışkan ve yaratıcı bilim insanları ve yöneticileri ile yakalayabiliriz" dedi.