Yıldırım'ın Türk Telekom açıklamasına tepki

ANKARA (İHA) - Elektrik Mühendisleri Odası (EMO), Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım'ın, "Yargıda problem olduğunu söylemek doğru değil, ama hukuki altyapının gözden geçirilmesi gerekebilir. Danıştay'a hangi kararların gideceğinin gözden geçirilmesi, çıkacak sorunları azaltabilir" sözlerinin, gelecek dönemde yargının nasıl bir kıskaç altına alınmaya çalışıldığını gösterdiğini savunarak, bu açıklamaların, yargının, yapılmak istenen hukuka aykırı işlemlere engel olarak görüldüğü, bu nedenle yetkisinin daraltılmak istendiğini gösterdiğini ileri sürdü.

Reklam
Reklam

EMO'dan yapılan yazılı açıklamada, Bakanlar Kurulu'nun Türk Telekom'un yüzde 55 hissesinin Oger Telekom'a devrine ilişkin kararına ve Rekabet Kurulu'nun kararına karşı açtıkları davaların halen devam ettiği hatırlatılarak, "Bu davalar kesinleşmeden siyasal iktidar devir yapmayı tercih etmiştir. Oger Telekom'un şerh koyduğu imtiyaz sözleşmesine ilişkin yürütmeyi durdurma ve iptal istemli ayrı bir dava açmış bulunuyoruz. Toplumdaki tepkileri ve hukuka aykırılık savlarını dikkate almaksızın Türk Telekom'un yüzde 55 hissesinin devrini yapan siyasal iktidar gelinen noktada, büyük bir telaş içerisinde yargıyı baskı altına almaya çalışmaktadır" denildi.

Danıştay Başkanlar Kurulu'nun yargıya yönelik olumlu ya da olumsuz eleştirilere karşı yaptığı açıklamanın üzerinden 1 gün geçtikten sonra, Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım'ın basında yer alan demeçlerinin hukuk devleti adına kaygı verici olduğunun savunulduğu açıklamada, Anayasa'nın 125. maddesinin, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğunu hüküm altına aldığı ifade edildi. Yine 125. maddeye göre yargı yetkisinin, idari eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimiyle sınırlı olduğunu belirtildiği açıklamada, yürütme görevinin kanunlarda gösterilen şekil ve esaslara uygun olarak yerine getirilmesini kısıtlayacak, idari eylem ve işlem niteliğinde veya takdir yetkisini kaldıracak biçimde yargı kararı verilmesinin de yasaklandığı ifade edildi. Dolayısıyla, Danıştay tarafından verilen iptal ya da yürütmeyi durdurma kararlarının, işlemlerin hukuka uygun yapılıp yapılmadığı denetimiyle sınırlı olmasına karşın buna bile tahammül edilememesinin, yargı kararlarının uygulanmayacağının ilan edilmesi ve idarenin yaptığı hukuksuz işlemlerini geçerli kılma çabası olduğu iddia edildi.

Reklam
Reklam

Açıklamada, siyasal iktidarın, olası iptal kararının sonrasında ortaya çıkacak belirsiz durumu gerekçe göstererek, yargının Anayasa'da belirtilen hukuki çerçevenin dışına çıkmasını ve yaptıkları hukuka aykırı işlemleri onaylamasını istediği öne sürülerek, "Bu kararlar üzerine bir belirsizlik ortamı ya da şirkete ödeme yapılması durumu söz konusu olacaksa, bunun sorumluluğu ne yargıda ne de hukuka aykırı işleme karşı dava açan kişi ya da kuruluşlardadır. Bu külfetin sorumluluğu, bizzat hukuka aykırı işlem tesis eden siyasal iktidar ve uygulayıcılar üzerindedir" denildi.

Siyasal iktidarın, küresel sermayenin çıkarları doğrultusunda ekonomik gerekçeli olarak dayattığı uygulamalarda, sorumluluğun yargının üzerine yıkılmaya çalışılmasının kabul edilemez bir durum olduğunun savunulduğu açıklamada, şunlar kaydedildi:

Reklam
Reklam

"Yargının aldığı iptal ya da yürütmeyi durdurma kararlarının uygulanamayacağı, devlet açısından daha büyük ekonomik maliyetler ortaya çıkaracağı savları ise hukuk devletinin yok sayılmasından öte bir anlam taşımamaktadır. Hukuk devletinin en temel ilkelerinden olan yargısal denetimi zayıflatacak ya da ortadan kaldıracak hiçbir girişim kabul edilemez. Söz konusu özelleştirmelere ilişkin işlemlerin açıkça hukuka aykırı olması ve bunların yüksek yargı organlarınca tespit edilmesi, zaten başlı başına bir sorun teşkil ederken, yargı kararlarını etkileme ve bunların uygulanmaması yönünde gösterilen çabalar hukuk devletine olan güveni sarsmakta, siyasal iktidarın meşruiyetini ortadan kaldırmaktadır.

Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım'ın, 'Yargıda problem var demek doğru değil, ama hukuki altyapının gözden geçirilmesi gerekebilir. Danıştay'a hangi kararların gideceğinin gözden geçirilmesi, çıkacak sorunları azaltabilir' sözleri ise gelecek dönemde yargının nasıl bir kıskaç altına alınmaya çalışıldığını göstermektedir. Bu açıklamalar, yargının, yapılmak istenen hukuka aykırı işlemlere engel olarak görüldüğü, bu nedenle yetkisinin daraltılmak istendiğini göstermektedir. Yapılan işlemleri yargısal denetimden kaçırma girişimi 'hukuk devleti' adına da bir gaf niteliği taşımaktadır. Siyasal iktidar yargı kararlarını tartışmak ya da yargısal denetimden kaçmak için yollar aramak değil, hukuk devletinin gereğini yerine getirmekle mükelleftir.

Reklam
Reklam

Türk Telekom'un devri sonrasında 25 bin nakil hakkına sahip personelden 13 binin kamuya dönmek istemeleri de verilen kamu hizmetinin yapılan özelleştirme sonrasında sıkıntıya gireceğini göstermektedir. Siyasal iktidar yargının iptal kararlarının yaratacağını iddia ettiği mali külfeti hesaplarken, kamu hizmetinde yaşanacak sıkıntıları ve çalışanların haklarının verilmemesinin yaratacağı ekonomik ve sosyal maliyetleri dikkate almamaktadır. Siyasal iktidar, ülkeyi kaosa sürükleyen özelleştirme işlemlerini bir an önce durdurmalı, kamunun zararına olan bu uygulamalara son vermelidir."

Haberin Devamı İçin Tıklayın