---
title: " Kar yağışı için kritik tarih! Sibirya ve İzlanda hattı ne zaman tetiklenecek?"
date: "2026-10-20 17:03:34"
author: "Sariye Nur Dönmez"
tags: "Yaşam"
canonical_url: "https://haber.mynet.com/kar-yagisi-icin-kritik-tarih-sibirya-ve-izlanda-hatti-ne-zaman-tetiklenecek-110107317836"
original_url: "https://haber.mynet.com/kar-yagisi-icin-kritik-tarih-sibirya-ve-izlanda-hatti-ne-zaman-tetiklenecek-110107317836"
---
#  Kar yağışı için kritik tarih! Sibirya ve İzlanda hattı ne zaman tetiklenecek?
Sonbaharda yaşanan sellerden hareketle çetin bir kış beklentisi oluşturulmasının bilimsel olmadığını belirten Köse, sıcaklıkların mevsim normallerinin üzerinde seyretmesinin de kar yağmayacağı anlamına gelmediğini söyledi. Sel ve taşkınların afete dönüşmesinde betonlaşmanın etkisine dikkat çeken Köse, hem şehirlerin altyapısı hem de vatandaşların kış hazırlıkları konusunda uyarılarda bulundu.
**MYNET ÖZEL / SARİYE NUR DÖNMEZ**
## “BENZERİ HADİSELER GELECEKTE DE OLACAK”
Sonbaharda yaşanan sel ve taşkınların ardından Türkiye’yi nasıl bir kışın beklediğine ilişkin soruyu yanıtlayan Köse, şu ifadeleri kullandı:
“Öncelikle şöyle söyleyeyim; bu ne ilk ne de son. Biz özellikle yurdumuzun batı ve kuzey kesimlerinde sonbahara genelde sel ve taşkınlarla başlarız. Geçmişe baktığımızda da bu böyledir, gelecekte de aynısı olacak. Çünkü bunun en büyük sebeplerinden bir tanesi denizle karanın aynı zamanda ısınıp soğuması. Deniz daha geç ısınır, daha geç soğur; hava ise çabuk ısınır, çabuk soğur.
Biliyorsunuz, üç yanımız denizlerle çevrili. Deniz suyu sıcaklığı yüksek. Bunun üzerine mesela İstanbul’da yaşanan sel ve taşkın felaketinde 21-22 derecelik deniz suyu sıcaklığının üzerine bir alçak basınç geldi. Hava sıcaklığı 13-14 dereceydi. Deniz burada sürekli buharlaşmayla birlikte kaynak yarattı sel ve taşkınlara. Dolayısıyla bu ve benzeri hadiseler gelecekte de olacak. Çünkü geçmiş sellere baktığımız zaman da denizin etkisiyle bu tarz hadiseler sürekli yaşanmış.
Kışa bakacak olursak; sonbahara sel ve taşkınlarla başladık, kış da çetin geçecek demek ne bilimsel olarak ne de ilimsel olarak doğru bir yaklaşım değil.
![kar2](https://imgrosetta.mynet.com.tr/file/26745128/1200xauto.jpg)
## “YAĞIŞLARI MEVSİM NORMALLERİNİN ÜZERİNDE ALACAĞIZ”
Değerlendirmesinde Meteoroloji verilerine de atıfta bulunan Köse, açıklamalarını şöyle sürdürdü:
“Örneğin ülkemizde hava tahmini ile ilgili en yetkin kurum Meteoroloji Genel Müdürlüğü. Meteoroloji Genel Müdürlüğünün önümüzdeki üç aylık tahmin verilerine baktığımız zaman ne gösteriyor bize? Kasımda, kasım ayında, Kasım 2023’te sadece Güneydoğu Anadolu Bölgesi ve Doğu Karadeniz hariç yurdun büyük bölümünde hava sıcaklıklarının mevsim normallerinin 1-2 derece üzerinde geçeceğini, yağışların da yurdun büyük bölümünde mevsim normallerinin üzerinde gerçekleşeceğini gösteriyor.
Aralık ayına geçtiğimiz zaman yine yurdun büyük bölümünde, hatta tamamında, İstanbul başta olmak üzere hava sıcaklıklarının mevsim normallerinin 1-2 derece üzerinde, yağışların ise Karadeniz kıyıları boyunca mevsim normalleri üzerinde gerçekleşeceğini gösteriyor.
Ocağa bakacak olursak; ocakta yine ülkemizin büyük bölümünde hava sıcaklıklarının mevsim normalleri üzerinde, yağışların da mevsim normallerinin üzerinde gerçekleşeceğini gösteriyor. Yine uluslararası hava tahmin modellerine baktığımızda da gerek NASA olsun gerek Columbia Üniversitesi olsun gerekse El Niño salınımlarına baktığımız zaman, ENSO salınımlarına baktığımız zaman benzer durumu onlar da gösteriyor. Ancak bu, yurdumuza kar yağmayacak anlamına gelmez. Hava sıcaklığının 1-2 derece üzerinde gerçekleşecek olması hiç kar yağmayacak anlamına gelmez. Yine biz bu sene kış yaşayacağız, ülkemizin genelinde kış yaşayacağız. Ancak buradaki en önemli parametre şu: Yağışları mevsim normallerinin üzerinde alacağız. Bu da sevindirici bir durum.
Şöyle ki birkaç yıldır biliyorsunuz, kuraklıkla boğuştu ülkemiz. Şu an son zamanlarda aldığımız yağışlarla, özellikle İSKİ’nin verisine baktığımız zaman İstanbul’da havzalarımıza genelde yılda 800 milimetre yağış düşüyor. Bugün itibarıyla, tabii daha ekimi bitirmedik, İstanbul’a düşen yağış miktarı metrekareye 877 kilogram. Son 15 yıla baktığımız zaman en fazla 2021 yılında 901 kilogram gerçekleşmiş. Daha yıl sonuna var. Şu anki öngörülere baktığımız zaman bu yaklaşık 1.100-1.200 kilogramları bulacaktır. Bu da neredeyse mevsim normallerinin yüzde 50 üzerinde yağış geçireceğimiz anlamına gelir ki zaten uzun vadeli tahmin modelleri de bu söylediklerimizin tamamını destekliyor.”
![kar1](https://imgrosetta.mynet.com.tr/file/26745122/1200xauto.jpg)
## İSTANBUL’DA KAR İÇİN TARİH VERENLERİ UYARDI
İstanbul’da kar yağışı için şimdiden bir dönem söylenip söylenemeyeceğine ilişkin Köse, uzun yıllar ortalamalarını hatırlattı:
“Şöyle bir şey diyebilirim: Bakınız, uzun yıllar mevsim normalleri ortalamasına baktığımız zaman, İstanbul için konuşuyorum, İstanbul’un kışı genelde ocak ortasında başlar, şubat sonunda biter. Genel karlı günlere, hava sıcaklığının en düşük olduğu dönemlere baktığımız zaman İstanbul’un kışı bu tarih aralığındadır. Ortalama kar yağışlı gün sayısı genelde 15 gün civarındadır İstanbul için.
Ama ben şimdiden ‘22 Ocak 2020’de İstanbul’a çetin kış koşulları geliyor, kar yağacak’ dersem ben bile uydurmuş olurum. Böyle bir şey yok, böyle bir bilim yok.”
## “BU SENEYİ ÜLKEMİZ BOL YAĞIŞLI GEÇİRECEK”
Kent merkezinde yerde tutan kar görülme ihtimaline ilişkin soruyu da yanıtlayan Köse, şunları söyledi:
“Kar yağarsa elbette göreceğiz ama şimdiden ‘Şu gün kar yağacak, işte kent merkezinde 30 santimetre kar olacak’ falan deme şansımız şu an yok. Ancak şu anki tahminlere baktığımız zaman, az önce de size söyledim; bu seneyi ülkemiz bol yağışlı geçirecek. Bu yağışların bir kısmını kar olarak alacak, bir kısmını yağmur olarak alacak. Hava sıcaklıkları uzun yıllar ortalamasının 1-2 derece üzerinde seyredecek gözüküyor.”
## “BİR GÜNLÜK HAVANIN BOZMASI YAZI BİTİRMEZ, BİR GÜNLÜK HAVANIN İYİ OLMASI DA KIŞI BİTİRMEZ”
Kışın geleneksel olarak iki döneme ayrıldığını vurgulayan Köse, açıklamalarına şöyle devam etti:
“ Atalarımız kışı mesela ikiye ayırmışlar, bizim bundan da haberimiz yok. Bir tanesi ‘zemheri’ dediğimiz, 22 Aralık’ta başlayan, 30 Ocak’ta biten dönemdir. Bir diğeri ise ‘hamsin’ dediğimiz, 31 Ocak’ta başlayan ve 22 Mart’ta biten dönemdir. Esas kış ikinci dönemde başlar.
İlk dönemde hastalıklar çok olduğu için gerek Osmanlı gerek Roma gerek Bizans döneminde perhiz tutarlarmış. Mesela yoğurt, kefir gibi ürünler tüketirlermiş ilk dönemde. İkinci dönemde ise vücut tamamen kışa alıştığı için hastalıklardan korunmak için bunu yaparlarmış; konu komşu birbirine ziyafet verirmiş, ağır yiyeceklere geçerlermiş, yağlı yiyeceklere geçerlermiş. Biz bunlardan uzaklaştık.
Bizim şu an bilmemiz gereken: Bizim kışımız 21 Aralık’ta başlayacak takvim olarak. Üç gün öncesinde, beş gün öncesinde bir gün kar yağması kışın geldiği anlamına gelmez. Şu anki gibi, geçtiğimiz hafta hava kış gibiydi ama şu an bir anda dışarıya baktığımız zaman yaz gibi. Bu, sonbaharda olduğumuz gerçeğini değiştirmez. Bir günlük havanın bozması yazı bitirmez, bir günlük havanın iyi olması da kışı bitirmez gibi söyleyebiliriz.”
![yağmur2](https://imgrosetta.mynet.com.tr/file/26745110/1200xauto.jpg)
## VAHİY Mİ İNMİŞ BUNLARA, ONU SORGULAMAK LAZIM”
Medyaya yansıyan “Çok sert kış geliyor” açıklamalarına ne kadar güvenilebileceği, karın zamanının ve şiddetinin kaç gün önceden öngörülebileceği sorulan Köse, açıklamayı yapan kişilerin uzmanlıklarının sorgulanması gerektiğini belirtti:
“Öncelikle bu açıklamaları yapan uzmanlara meteoroloji mühendisi mi ya da meteoroloji bilimiyle ilgili uğraş vermiş mi, kaynak yapmış mı, bir araştırma yapmış mı, onu sormak lazım. Ne uzmanlıkları var, ona bakmak lazım ya da vahiy mi inmiş bunlara, onu sorgulamak lazım böyle bir sert kış geçeceğini söylemek için. Mesela geçmişte atalarımız kışla ilgili çeşitli gözlemler yapmış, uzun yıllara dayanan gözlemler yapmışlar. Bakmışlar; ayva bolsa kış çetin geçecek, palamut bolsa çetin geçecek, kestane bolsa çetin geçecek gibi böyle gözlemler yapmışlar. Ama günümüzde bunu değerlendirdiğimiz zaman bunların çok da bilimsel olmadığını görüyoruz. Yani bilimle bu gözlemlerin çok fazla tutmadığını gözlemliyoruz. O yüzden uzun vadeli tahmin modellerine baktığımız zaman, çeşitli tahmin modellerine baktığımız zaman şimdiden ‘Şu tarihte kar yağacak, şöyle olacak, böyle olacak’ demek çok doğru değil. Bazı tahminler vardır, bazı sistemler vardır; mesela bir hafta önceden çok şiddetli kar yağacağının sinyallerini verir.
![sel1](https://imgrosetta.mynet.com.tr/file/26745086/1200xauto.jpg)
Mesela 13, 14, 15, 16 Ekim tarihinde yaşadığımız sel felaketi de bir hafta öncesinden belliydi. Böyle bir hava olayının gerçekleşeceği belliydi. Bunu zaten Meteoroloji Genel Müdürlüğü uyarılarını yaptı. AFAD’ı uyardı, AFAD ve valilikler üzerinden bütün resmî kurum ve kuruluşlar haberdar edildi. Vatandaşın da bilgisi vardı, medya kuruluşlarında yeterince yer aldı uyarılar ancak netice kaçınılmaz oldu.”
![yağmur1](https://imgrosetta.mynet.com.tr/file/26745107/1200xauto.jpg)
## “ÖNCELİKLE RESMÎ MAKAMLARDAN GELEN UYARILAR DİKKATE ALINMALI”
Açıklamalarında Vatandaşların öncelikle resmî makamlardan gelen uyarıları dikkate alması gerektiğini vurgulayan Köse, şu ifadeleri kullandı:
“Türkiye’de hava tahminiyle ilgili yetkili kurum Meteoroloji Genel Müdürlüğü’dür. Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün uyarılarını dikkate almakta fayda var. Adı ‘uzman’, bakıyorsunuz hiç meteoroloji bilimiyle yakından uzaktan bir ilgisi yok; hasbelkader bir raporda ismi geçmiş, ‘iklim uzmanı’ olarak piyasaya çıkıyor. Sırf bu yüzden Türkiye’de iki tane meteoroloji mühendisliği bölümü vardı, ikisi de isminin başına bunların önüne geçebilmek için ‘İklim Bilimi ve Meteoroloji Mühendisliği’ yaptı bölümün adını. Buna rağmen biz bu kendiliğinden uzman kişilerin önüne geçemiyoruz.”
Bir gecede düşen yağmurun neden afete dönüştüğüne ilişkin soruyu yanıtlayan Köse, betonlaşmanın ve dere yataklarındaki yapılaşmanın etkisini de değerlendirdi;
![sel2](https://imgrosetta.mynet.com.tr/file/26745152/1200xauto.jpg)
“ İstanbul’da yapılan bilimsel çalışmalar şunu gösteriyor: Son 10 yılda İstanbul genelinde yüzde 63 betonlaşma olmuş. Bu bir. İkincisi, 1984’ten günümüze yaklaşık yüzde 250 betonlaşma ve asfaltlaşma gerçekleşmiş İstanbul’da.
1800’lü yıllarda da sel oluyordu; Osmanlı döneminde hatta Kanuni Sultan Süleyman sel sularından zor kurtarıldı. 1500’lü yıllarda da oluyordu sel, gelecekte de olacak. Dolayısıyla burada etkilenen en önemli parametre şu: Örneğin Sarıyer, Ayazağa sele maruz kaldı, biliyorsunuz değil mi? İki kilometre ilerisinde Belgrad Ormanı var. Orada niye sel, taşkın olmadı?
![iha1](https://imgrosetta.mynet.com.tr/file/26745170/1200xauto.jpg)
Demek ki biz insanoğlu yağmurun önüne set çekiyoruz, yağmurun önüne bina yapıyoruz, derenin üzerine yapı yapıyoruz; bunlar afete dönüşüyor. Yağmur afet değildir. Biz insanlar, yollar, binalar maruz kaldığı için afete dönüşüyor.”
## “GELECEK YILLARDA ŞEHİRLER SEL VE TAŞKIN SULARIYLA DAHA FAZLA KAPLANACAK”
İklim değişikliğine uyum sağlanması için altyapıların da değişen yağış koşullarına göre hazırlanması gerektiğini belirten Köse, şöyle devam etti:
“Dolayısıyla bizim şuna uyanmamız lazım: Tamam, küresel ısınma var, küresel iklim değişikliği var; bunda hemfikiriz. Yaşayarak görüyoruz zaten. Biz uyum için ne yapmalıyız? Meteorolojik hadiselerin sıklığı, şiddeti ve frekansı değişti. Eskiden altyapılar 100 yıllık ortalama yağış verisine göre, debisine göre yapılıyordu; artık günümüzde yağışın sıklığı, şiddeti ve frekansına göre yapılması gerekiyor.
Bu ne anlama geliyor? 2009 yılında İSKİ Genel Müdürlüğü için Su Vakfından Prof. Dr. Zekai Şen hocamız ve İTÜ Meteoroloji Mühendisliği Bölümünden birçok uzmanla birlikte projeksiyon hazırlandı. Gelecekte İstanbul ne tarz sellere maruz kalacak, yağışın seyri nasıl olacak gibi… Burada dünyadaki bilimsel çalışmalardan farklı olarak bir de akış hesaplandı.
Akışlara baktığımız zaman beton yüzeylerle kaplandığı için şehir, afetlerin, sel ve taşkınların sıklığının daha şiddetli olacağı raporda öngörülmüştü. Günümüze bakıyoruz; aynen bu öngörüler ortaya çıkıyor.
Ben de şimdiden iddialı konuşuyorum Gelecek yıllarda şehirler sel ve taşkın sularıyla daha fazla kaplanacak. Bunu iddia ediyorum. Çünkü biz sürdürülebilir akıllı şehirler yaparken dirençli altyapılar yapmıyorsak, sünger yutak şehirler yapmıyorsak, yeşil alanları yok ediyorsak, yerine beton yapıyorsak bütün bunlar akışa geçecek.Bir öneri daha, basit bir öneri: Çatılarımıza düşen her yağışı biz caddelere bırakıyoruz. Mesela Amerika’da, Avrupa’da ve birçok kentte 1.000 metrekarenin üzerindeki yapılarda bu sular için binanın dışında su depoları yapılıyor, yağmur suyu depoları yapılıyor, burada biriktiriliyor. Kanalizasyona verilmiyor. Sonrasında yağış kestikten sonra bahçe sulamasında ya da başka işlerde kullanılıyor. Eğer illa da kullanamıyorsanız o zaman veriliyor. Biz ne yapıyoruz? Bütün binalara, iş yerlerine, caddelere düşen bütün sular akışa geçiyor.”
## “HER TARAFI BETONLA KAPLATTIĞIMIZ SÜRECE ÖNÜMÜZDEKİ YILLARDA SEL VE TAŞKINLAR KATLANARAK DEVAM EDECEK”
İstanbul’daki dere ve havzalara ilişkin bir bilimsel çalışmayı aktaran Köse, açıklamalarını şöyle sürdürdü:
“Örneğin İstanbul’da yine yapılan bir bilimsel çalışma, irili ufaklı 168 dere ve havzasının yüzde 64’ünün kısmen ya da tamamen ortadan kaldırıldığını gösteriyor. 2019 yılında yapılan çalışma bunu gösteriyor.
Dere koruma bantları 100 metreydi eskiden, şimdi 10 metreye çekmişiz. Yağış mı azaldı? Hayır, aynı yağışları görüyoruz; daha şiddetlisini görüyoruz. Niye 10 metreye çektik? Yani sorulması gereken bunlar: Niye bu kadar betonlaştık? Sorulması gereken bunlar.
Bir şehri planlarken havasına, suyuna, yiyeceğine, içeceğine bakılır. O şehrin suyu o şehri karşılıyor mu diye… Şu an İstanbul’un suyu mevcut nüfusu karşılamıyor. O yüzden ta Kırklareli’nden, Edirne’den, Melen’den, Bolu taraflarından bize su taşınıyor. Taşıma suyla şehri çeviriyoruz. Sonrasında bu yağışları da, şiddetli yağışları da tutamıyoruz. Tutamadığımız için de hepsi akıp denize gidiyor. O yüzden denizde gördüğümüz manzaraları da unutmayın yağış sonrası. Çamura bürünmüştü denizlerimiz. Biliyorsunuz selden sonrasında gerek Marmara gerekse Karadeniz hep böyle çamur yağmış gibi sel sularıyla doldu.Mecburen dere ıslahını betonla kaplıyoruz, betonla. Yağmura diyoruz ki: "Sen benim yer altıma sızma, direkt denize ak." diyoruz. Bunun en büyük örneğini de o gün selde gördük. Düşen her damla neredeyse havzaya düşmüyorsa, havzaya düşmüyorsa denize akıyor direkt. Çünkü normal dere şeylerine baktığınız zaman, Google Maps'i açtığınız zaman S şeklinde gider. Bizim derelere baktığın zaman düz şeklinde gidiyor. Çünkü dere bantlarını o kadar daraltmışız ki... Bundan vazgeçmemiz lazım. Bundan vazgeçmediğimiz sürece, her tarafı betonla kaplattığımız sürece önümüzdeki yıllarda sel ve taşkınlar katlanarak devam edecek.Mimar Sinan, Kanuni Sultan Süleyman da sele maruz kalmış, hatta sırtta taşınarak da kurtarılmış. O zaman ya da eski dönemde yapılan köprülere baktığınız zaman köprüler derenin en sığ yerine 5-6 gözlü olarak yapılmış hep, dikkatinizi çekerim .Bizim şu anki günümüzde yapılan dere ıslahlarına bakın: Derenin en dar kesitine yapılıyor, artı ayaklarını da genelde böyle dikdörtgen ya da kare yaparlar ki "Gel kardeşim su, sen bana sürtün, sürtün, beni yık." dercesine öyle yapıyorlar. Dolayısıyla selde sellerde köprüler de yıkılıyor bizde. Çünkü dar yere yapılmaz köprü. Geniş yere yapılır ki oradan su rahat geçsin. Dar yere yaptığın zaman baraj etkisi yapıyor geriye doğru. Su geçemiyor oradan, geriye doğru yığılıyor. Sonrasında köprüyü ya yıkıp geçiyor; baraj etkisi yapıyor, baraj yıkılmışçasına. Bunlardan vazgeçmemiz lazım lazım. Bunun benzeri çok hatalar yapıyoruz. O yüzden de gelecek yıllarda da sel ve taşkın küresel ısınma ve iklim değişikliğinin de etkisiyle her geçen gün katlanarak devam edecek.
## “EVİNİZİ DAHA ÖNCE SU BASTIYSA GELECEKTE DE BASACAKTIR”
İstanbul ve Marmara’da vatandaşların hangi tehlikelere karşı hazırlıklı olması gerektiği sorulan Köse, geçmişte yaşanan olaylardan ders çıkarılması gerektiğini söyledi:
“Öncelikle şunu tembih ederim: Lütfen geçmişte yaşanılan olaylardan ders almamız lazım. Eğer evinizi daha önce su bastıysa gelecekte de yine su basacaktır.
Örneğin Beşiktaş’ta Ihlamur Kasrı var. Ihlamur Kasrı’nı neden su basmıyor? Çünkü atalarımız orayı yaparken 1,5 metre su basmanı bırakmışlar. Hemen çevresine bakın; biz bodrum katlarda yerleşim alanları, iş yerleri yaptık. Orayı su basmayacak da Ihlamur Kasrı’nı mı su basacak? Bir araba alırken ekspere götürüyorsunuz, yaklaşık 10 bin liranın üzerinde para veriyorsunuz. Ev alırken neden eksper tutmuyorsunuz? Evinizi sel mi alacak, fırtına mı boğacak; bunların hiçbirine bakılmıyor.
Örneğin birçok yerde Büyükdere Caddesi, Dereboyu Caddesi, Bülbülderesi, Vadistanbul gibi isimler var. Demek ki buralardan bir dere akıyor. Nitekim Dereboyu Caddesi’nde, binaların altından derenin yıllar öncesinden kapatıldığını, sonrasında üzerine yapılar yapıldığını gördük bu defa. Yani bunlara bakılması gerekiyor. Öncelikle ‘Güvende mi yaşıyorum, güvende yaşamıyor muyum?’ Evimi eğer su basıyorsa bundan sonra da basacak.”
## HER ŞEYİ DEVLETTEN BEKLEMEMEK LAZIM”
Kış hazırlığının günlük yaşamın her alanında yapılması gerektiğini vurgulayan Köse, şu ifadeleri kullandı:
“Kışla ilgili atalarımız eskiden yazdan başlarmış hazırlık yapmaya. Biz şimdi kış hazırlığını unuttuk. Kış hazırlığı yapıyor musunuz? Biliyor musunuz turşu, kefir… Turşunun ne kadar kıymetli bir hazine olduğunu biliyor musunuz mesela? Yok. Bunların hepsini unuttuk.
Bu hazırlıkları yapmadan yazlık ayakkabıyla kışın çıkarsanız, yazlık lastiklerle kışın trafiğe çıkarsanız bir tane aracın kalmasıyla, bir caddenin tıkanması sonucu İstanbul trafiği felç oluyor.
Kışa hazırlık evde başlar, okulda başlar, işte başlar. Bizim araçlarımızın lastiğini değiştirmemiz lazım. Nasıl ki çocuklarımıza bot giydiriyoruz, kendimiz bot giyiyoruz kışın; araçlarımıza kış lastiği takmamız lazım.
Eğer çatımız akıyorsa çatımızı onarmamız lazım. Evimizi su basıyorsa su basman seviyesini iyileştirmemiz lazım. En azından evimizi su basıyorsa kum torbası gibi materyaller bulundurup, Meteoroloji Genel Müdürlüğünü takip edip, yağış olduğu zaman onları dizip zararı azaltmamız lazım. Her şeyi devletten beklememek lazım.”
## “EVLERİN BODRUMUNU SÜPER EL NİNOO DOLDURMADI”
Süper El Niño’nun kışı nasıl etkileyebileceğine ilişkin soruyu yanıtlayan Köse, sel ve taşkınların nedenlerini değerlendirirken yapılaşmanın göz ardı edilmemesi gerektiğini vurguladı:
“Şimdi Süper El Nino ya da El Niño ya da La Niña’nın ülkemize doğrudan bir etkisi yok. Pasifik Okyanusu, Peru açıklarında yaşanan bir hadise; sadece sıcak su akıntısıyla ülkemize kadar uzanabiliyor. Bunu şöyle düşünebilirsiniz: Süper El Niño; Ayazağa’daki ya da Beykoz’daki ya da Şile’deki ya da Pendik’teki evlerin bodrumunu doldurmadı. Bunu biz yaptığımız yanlış hatalar, altyapılar, dere güzergâhlarına yanlış konumlandırdığımız binalar sayesinde yaşadık. Dolayısıyla Süper El Niño’nun direkt etkisi yok.”
## YÜZDE 55 OLASILIK VURGUSU: “HER YIL OLACAK ANLAMINA GELMİYOR
El Nino ile Türkiye’deki yağışlar arasındaki ilişkiye yönelik çalışmalardan söz eden Köse, şu değerlendirmeyi yaptı:
“ El Nino’lu yıllarda ülkemiz genelde yüzde 55 olasılıkla yağışları mevsim normallerinin üzerinde alıyor. La Nina’lı yıllarda ise yağışları genelde mevsim normallerinin altında alıyor.
Evet, El Nino yaşanıyor; bakıyoruz, yağışlar mevsim normallerinin üzerinde gerçekleşiyor şu an. Bakın, yüzde 55 olasılıkla dedim; bu her yıl olacak anlamına gelmiyor. Bu yıl denk geldi, evet, Süper El Nino’nun yaşandığı bir dönemde yağışlar ülkemizin büyük bölümünde mevsim normallerinin üzerinde gerçekleşiyor. Önümüzdeki 5-6 aylık uzun vadeli tahmin modellerine baktığımız zaman yağışlar yine ülkemizin büyük bölümünde mevsim normallerinin üzerinde gerçekleşecek gözüküyor. Sıcaklıkların ise mevsim normallerinin 1-2 derece üzerinde olacağı görülüyor.”
Türkiye’de kar yağışının oluşmasında etkili olan hava sistemlerini anlatan Köse, açıklamalarını şöyle sürdürdü:
“Bizim ülkemiz genelde kış yağışlarını, Orta Akdeniz üzerinden gelen ılık hava ile Sibirya ya da İzlanda üzerinden gelen soğuk havanın karşılaşması sonucunda bol kar yağışları olarak alır. Şu an bu haritalara baktığımız zaman; evet, Sibirya ve İzlanda üzerinde, Avrupa’nın kuzey ve orta kesimlerinde kışın ikinci yarısında normal kış koşulları yaşanacak gözüküyor.
Buradan aralıklarla ülkemize sarkacak. Nasıl ki bu sel felaketinde ta İzlanda’dan gelen bir kutup soğuğu sarktı ülkemize, bu hadiseyi yaşadık; yine kış döneminde de buralardan gelecek soğuk havayla birlikte ülkemiz genelinde de yağışlar alınacaktır. Ama şimdiden ‘Şu şehir şöyle kar yağışı alacak, bu kadar kar alacak, kar örtüsüyle kaplanacak’ demek doğru bir yaklaşım değildir.”
## “AYAK BİLEĞİNE GELEN SU İNSANLARI, DİZ KAPAĞINA GELEN SU ARAÇLARI SÜRÜKLER”
Köse, açıklamalarının sonunda sel sırasında can güvenliğinin öncelikli olduğunu belirterek şu uyarıları yaptı:
“Ben şunu söylemek istiyorum: Sel, taşkın başta olmak üzere bütün afetlerde en önemli şey can güvenliğidir. Özellikle selle ilgili bir iki uyarı yapmak isterim: Ayak bileğine kadar gelen sular insanları, diz kapağına kadar gelen sular ise araçları sürükler. Lütfen dibini görmediğiniz sel sularına girmeyiniz.
İki; sel suları kanalizasyon sularıyla birleştiği için oldukça tehlikelidir. O yüzden bu, sağlık açısından da son derece tehlikelidir, halkımız buna dikkat etsin.”
