Mimar Sinan'ın 416. ölüm yıldönümü

İSTANBUL (İHA) - 9 Nisan, Osmanlı mimarisinin zirve ismi Mimar Sinan'ın ölümünün 416. yıldönümü. Dünya taş mimarisinin zirvesi olarak kabul edilen Edirne Selimiye Camii, artık Mimar Sinan eseri olmanın, Osmanlı-Türk mimarisinin ulaştığı noktayı simgelemenin ötesine geçmiş, dünya kültür mirasının da en önemli parçalarından biri olarak dünya mimarlık tarihindeki yerini almış bulunuyor.

Reklam
Reklam

'Koca Sinan'ın, Mimarbaşı olduktan sonra verdiği üç büyük eser, onun sanatının gelişmesini gösteren basamaklar olarak gösterilebilir. Bunların ilki İstanbul Şehzadebaşı Camii ve külliyesidir. Dört yarım kubbenin ortasında merkezi bir kubbe tarzında inşa edilen Şehzadebaşı Camii, daha sonra yapılan bütün camilere örnek teşkil etmiştir. Süleymaniye Camii, Mimar Sinan'ın İstanbul'daki en muhteşem eseridir. Kendi tabiriyle, 'kalfalık döneminde' yapılmıştır. Mimar Sinan'ın en güzel eseri, 80 yaşında yaptığı ve 'ustalık eserim' diye takdim ettiği Edirne'deki Selimiye Camii'dir.

Mimar Sinan 84 cami, 52 mescit, 57 medrese, 7 darül-kurra, 20 türbe, 17 imaret, 3 darüşşifa, 5 su yolu, 8 köprü, 20 kervansaray, 36 saray, 8 mahzen ve 48 de hamam olmak üzere toplam 365 eser vermiştir. Eserlerinin bir kısmı İstanbul'dadır. Osmanlı ülkesinde damgasını vurmadığı bir köşe yok gibidir.

Reklam
Reklam

İHA muhabirinin çeşitli kaynaklardan derlediği bilgilere göre, Osmanlı mimarisi İznik'ten Bursa'dan başlayarak gelişmesini sürdürmüş, Bursa'dan sonra Edirne'nin başkent olmasıyla birlikte mimari açıdan da önemli eserlerle donatılmıştır. Daha sonra İstanbul'un başkent olmasıyla birlikte, burada da imar hareketleri ağırlık kazanmıştır. Fatih Sultan Mehmet Han tarafından yaptırılan Fatih Camii ve külliyesi, dönemin ilk büyük üniversitesini de içerisinde bulundurmaktadır. Her aşamada zenginleşen, gelişen ve mükemmele doğru ilerleyen Osmanlı Mimarisi, Mimar Sinan'la birlikte zirveye ulaşmıştır. Mimar Sinan'dan sonra da çeşitli üslup ve şekillerde hayranlık uyandıran eserler süregelmiştir.

Mimar Sinan, Osmanlı Dönemi Mimarlığı ve Şehirciliği'nin zirve ismidir. O bir cihan mimarıdır. Çeşitli binaların bulunduğu külliyeler, köprüler, su kemerleri, kervansaraylar vb. değişik işlevlerde yapılar inşa eden Mimar Sinan, aynı zamanda şehircilikteki uygulamaları ile de zirve olduğunu göstermiştir.
Mimar Sinan yapısı camiler, şehrin siluetini bozmadan, onunla bütünleşerek, fakat kendini de ortaya koyarak yer edinmiş, üstelik şehre kendi damgasını vurarak Mimar Sinan'ın şehircilikteki uzmanlığını ortaya koymuştur.

Reklam
Reklam

KAYSERİ'DE DOĞDU Türk'e şeref, cihana ise yüzlerce medeni eser veren bir sanatkar olarak tarihe geçen büyük Osmanlı mimarı Mimar Sinan, tahminen 1490 senesinde Kayseri'nin Ağırnas Köyü'nde doğdu. Babası Abdülmennan olup, bu ismi sonradan almıştı. Yavuz Sultan Selim Han zamanında devşirme olarak İstanbul'a geldi.
Burada iyi bir eğitim ve öğretim gördükten sonra Acemi Oğlanlar kışlasına verildi. Acemi Oğlanlar ocağındaki gençler çok sıkı askerlik eğitiminin yanında, genellikle büyük inşaatlarda, veya gemilerde hizmet ederlerdi. Böylece, Acemi Oğlanları, askerliğin yanı sıra bir de meslek öğrenirlerdi. Mimar Sinan da neccarlık (marangozluk) mesleğini öğrendi.

Acemi Oğlanlık devresini dokuz yılda tamamlayan Sinan, 1521 yılında Kanuni Sultan Süleyman'ın Belgrad Seferine Yeniçeri olarak katıldı. Büyük kabiliyeti sebebiyle Yeniçerilikte sık sık terfi etmeye başladı. 1522'de Rodos Seferine Atlı Sekban olarak katılıp, 1526 Mohaç Meydan Muharebesi'nden sonra, gösterdiği yararlılıklar sebebiyle takdir edilerek Acemi Oğlanlar Yayabaşılığı'na (Bölük Komutanı) terfi ettirildi. Daha sonra Kapıyayabaşı olup, 1534 Alman ve Bağdat seferlerine Zemberekçibaşı olarak katıldı.

Reklam
Reklam

İKİ HAFTADA 3 KADIRGA YAPTI 1533 yılında Kanuni Sultan Süleyman'ın İran Seferi sırasında Van Gölü'ne geldiklerinde, Sadrazam Lütfi Paşa karşı sahile gitmek ve düşmanın ahvalini gözetlemek istedi. Bu maksatla Sinan'a kadırga yapması emredildi. Sinan'ın iki hafta gibi kısa bir sürede üç adet kadırga yapıp donatmasına çok memnun olan Lütfi Paşa, gemilerin idaresini ona verdi. Bu başarısı ile büyük itibar kazandı. İran Seferi'nden dönüşte, Yeniçeri Ocağı'nda itibarı yüksek olan Hasekilik rütbesi verildi. Bu rütbeyle, 1537 Korfu, Pulya ve 1538 Kara Boğdan (Moldavya) seferlerine katıldı.

Son katıldığı seferinden olan Kara Boğdan Seferi'nde, ordunun Prut Nehri'ni geçmesi için bir köprü yapılması gerekiyordu. Zemin kaygan olduğundan bu işi kimse başaramadı. Bu iş Lütfi Paşa'nın teklifiyle Sinan'a verildi. Sinan, ordudaki bütün mimar ve neccarları toplayarak 13 gün gibi kısa sürede köprüyü yapıp ordunun karşıya geçmesini sağladı. Bu olaydan bir müddet sonra, Hassa Başmimarı Acem Ali ve Veziriazam Ayas Paşa vefat ettiler. Ayas Paşa'nın türbesini yapmak için yeni bir başmimar tayin edilmesi gerekiyordu. Lütfi Paşa bu sefer de Sultan'a gidip, bu iş için en uygun kimsenin Sinan olduğunu söyledi. Böylece 1538 yılında Hassa Başmimarı oldu.

Reklam
Reklam

Katıldığı her seferde gördüğü bina ve harabelerden bir ders alan Mimar Sinan, Batı'nın ve Doianlı Mimarisi, Mimar Sinan'la birğunun mimari tarzını tetkik imkanını buldu. Bu iki üslubu birleştirerek orijinal eserler verdi.

MİMARBAŞILIKTAN ÖNCEKİ İLK 3 ESERİ Mimar Sinan'ın, Mimarbaşılığa getirilmeden evvel yaptığı üç eser dikkat çekicidir. Bunlar: Şam Beylerbeyi Hüsrev Paşa adına Halep'te 1536-37'de yaptığı Hüsreviye Külliyesi, Gebze'de Çoban Mustafa Külliyesi ve İstanbul'da Hürrem Sultan için yapılan Haseki Külliyesidir.
Halep'deki Hüsreviye Külliyesi'nde, tek kubbeli cami tarzı ile, bu kubbenin köşelerine birer kubbe ilave edilerek yan mekanlı cami tarzı birleştirilmiş ve böylece Osmanlı mimarlarının İznik ve Bursa'daki eserlerine uyulmuştur. Külliyede ayrıca, avlu, medrese, hamam, imaret ve misafirhane gibi kısımlar bulunmaktadır.
Gebze'deki Çoban Mustafa Paşa Külliyesi'ndeyse renkli taş kakmalar ve süslemeler görülür. Külliyede cami, türbe ve diğer unsurlar gayet ahenkli bir tarzda yerleştirilmiştir.

Reklam
Reklam

Mimar Sinan'ın İstanbul'daki ilk eseri olan Haseki Külliyesi, devrindeki bütün mimari unsurları taşımaktadır. Cami, medrese, sübyan mektebi, imaret, darüşşifa ve çeşmeden teşekkül eden külliyede cami, diğer kısımlardan tamamen ayrıdır.

AYASOFYA İÇİN ÇOK UĞRAŞTI Mimar Sinan, Mimarbaşı olduğu sürece birbirinden çok değişik konularla uğraştı. Zaman zaman eskileri restore etti. Bu konudaki en kesif çabalarını Ayasofya için harcadı. 1573'te Ayasofya'nın kubbesini onararak çevresine, takviyeli duvarlar yaptı ve eserin bu günlere sağlam olarak gelmesini sağladı. Eski eserlerle abidelerin yakınına yapılan ve onların görünümlerini bozan yapıların yıkılması da onun görevleri arasındaydı. Bu sebeplerle Zeyrek Camii ve İstanbul Hisarı civarına yapılan bazı ev ve dükkanların yıkımını sağladı.

İstanbul caddelerinin genişliği, evlerin yapımı ve lağımların bağlanmasıyla uğraştı. Sokakların darlığı sebebiyle ortaya çıkan yangın tehlikesine dikkat çekip bu hususta ferman yayınlattı. Günümüzde bile bir problem olan İstanbul'un kaldırımlarıyla bizzat ilgilenmesi çok ilgi çekicidir. Bu konuya ne kadar önem verdiği, vakfiyesinde İstanbul'un kaldırımları için para bırakmasından anlaşılmaktadır.

Reklam
Reklam

Aynı anda birçok eseri plan haline getirip yapımlarını sürdüren Mimar Sinan, en geniş çaptaki yapım işlerinin en ufak detaylarıyla bile kendisi ilgilenirdi. Fakat bu işler altında ezilmezdi. Bütün bu başarılarıyla beraber, İslam ahlakıyla ahlaklanmış mütevazı bir insandı. Mühründe bulunan; "El-hakir-ül-fakir Mimar Sinan" yazısı, bunu en iyi şekilde ispat eder.

Kanuni Sultan Süleyman tarafından, 21 yaşında ölen çok sevdiği oğlu Şehzade Mehmet'in hatırasına bir türbe, cami ve külliye binalarını yapmakla görevlendirildiği zaman Mimar Sinan 54 yaşında idi. Sonradan 'çıraklık eserim' dediği Şehzade Camii ile türbe, medrese, imaret, tophane, mektep, kervansaray ve muvakkithaneden ibaret külliye, 1544-1548 tarihleri arasında dört yılda tamamlanmıştır.

'RÖNESANS MİMARLARININ RÜYASI' Yarım kubbe problemini ilk defa ele aldığı bu camide Mimar Sinan, Ayasofya ve Beyazıt Camii plan şemalarını aşarak dört yarım kubbeli ideal bir merkezi yapı meydana getirip, Rönesans mimarlarının rüyasını gerçekleştirmiştir.

Reklam
Reklam

Mimar Sinan, Şehzade Camii'nde büyük ölçüde kendi üslubu ile yepyeni bir abidevi mimarinin yolunu açmıştır. Caminin 38 metre kenarlı kare mekanı dört paye üzerine 19 metre çapında bir kubbe, dört yarım kubbe ve köşelerde birer kubbe ile örtülüdür. Camide yan motifler olmadığından daha fazla bir bütünlük kazanmış, dış yanlara alınan motifler sebebiyle hem iç mekana daha fazla ferahlık ve bütünlük etkisi sağlanmış hem de dış yapı kütlesi ağırlığı giderilmiştir.
Kendi cami ve külliyesini yaptırmak için Kanuni Sultan Süleyman sabırla beklemiş, bu arada Sinan, hazırlık araştırmalarını geliştirmiştir. Yüzyılın tam ortasında ele alınan Süleymaniye Camii'ne ve külliye binalarına başladığı zaman, Mimar Sinan büyük bir teşkilat kurup, harekete geçirmiştir.

Süleymaniye Camii ve külliyesi 13 Haziran 1550 günü padişahın emri ile Şeyhülislam Ebüssuud Efendi'nin mihraba temel koyması ile başladı ve 15 Ekim 1557'de yedi yıl içinde tamamlandı.
Camiye başlangıç tarihinde 60 yaşında olan Sinan, İstanbul şehrinin tacı olan Süleymaniye Camii'nde ilk defa iki yarım kubbeli plana dönerek Beyazıt Camii'ndeki denemeyi olabildiğince geliştirmiştir.

Reklam
Reklam

Fatih Külliyesi'nden sonra ikinci büyük üniversite olarak kurulan 18 ayrı bina halindeki külliye, tek kat pencereli bir dış avlu içine alınan camii çevresinde Haliç'e bakan tepenin teraslarına ideal bir değerlendirme ve şehircilik anlayışı ile yerleştirilmiştir.

CAMİLERİN EN YÜKSEĞİ Camide iç mekanla dış görünüş bir bütün olarak düşünülmüştür. Dış görünüş iç mekanın yapısını bütün incelikleri ile aksettirmektedir. 26,50 metre çapındaki kubbe, kilit taşına kadar bunun iki katı olan 53 metre ile Osmanlı camilerinin en yükseği olup, aynı zamanda İstanbul'da Ayasofya'dan sonra en büyük çaplı kubbedir. Giriş ve kıble tarafında ortalama 40 metre yüksekliğinde iki yarım kubbe, ikişer eksende (çeyrek kubbe) ile genişletilmiştir. Sinan, yan nefleri de beşer kubbe ile örterek birbirine eşit kubbelerin monotonluğu yerine, bir büyük bir küçük kubbe ritmi ile değişik bir etki vermiştir. Çok yükseltilmiş olan kubbe ile mekanda inanılmaz ahengi ile insanı sürükleyen mistik bir ferahlık ve genişlik etkisi oluşturmuştur.

Reklam
Reklam

Mihrap duvarında çok sınırlı çini süsleme vardır. Bunlar sıraltı tekniğinde yapılmaya başlanan ilk Osmanlı çinilerinden olup, başarılı kompozisyonlarlı daha sonra da diğer camilerde kullanılmıştır. Mihrap ve minber çok iyi cins mermerden olup bütün mahfiller de aynı üslupta mermerden yapılmıştır. Böylece 128 pencereden ışıklara bürünmüş mekan içinde dört büyük sütün ve payeler bütün ağırlıklarına rağmen adeta endamlı bir görünüş kazanmaktadır.
Süleymaniye külliyesi dik bir yamaca kurulduğundan temellerinin ve arazinin düzenlenmesi çok büyük güçlükler doğurmuştur. Bu yüzden simetri yerine değişik eksenler üzerine orijinal bir şehircilik görüşü meydana getirecek şekilde külliye binalarını yerleştirmiştir.

'USTALIK ESERİ': SELİMİYE 1569-1575 yılları arasında inşa ettiği Edirne Selimiye Camii ve külliyesine başladığında, Mimar Sinan 80 yaşına basmış bulunuyordu. İstanbul'da ve diğer bölgelerde çeşitli denemelerle camiler için kendisine ideal görünen bir plan şeklini ve yapı şemasını hazırlayıp geliştirdikten sonra, Edirne'de en büyük şaheseri, 'ustalık eserim' dediği Selimiye'nin inşasına başlamıştır.
Edirne Selimiye Camii'nde kubbeyi destekleyen sekiz büyük paye başlıksız ve yivli olarak yükselmekte, kemerler adeta payelerden gelişiyormuş gibi bir etki uyandırmaktadır.
Edirne Selimiye Camii'nde kubbeyi dört taraftan çevreleyen üçer şerefeli 70.80 metre yüksekliğinde aynı anda üç kişinin birbirini görmeden çıkabileceği üç ayrı merdiven vardır. Minareler aynı zamanda kubbenin takviyesine yaramaktadır. 31.50 metre çapındaki kubbe sekiz payeye oturmakta ve bunların dışa devamı olan sekiz takviye kulesi ile çevrelenmektedir. Ayasofya'dan daha büyük ve 45x36 metrelik bir alanı örten tek kubbe, dört kademe halinde yükselir.
Edirne Selimiye Camii, 31.50 metre çapındaki kubbesi ve sekizgen gövdenin etrafını çeviren ince endamlı dört minaresi ile çok uzaklardan kendini belli eder. Selimiye, 99 penceresiyle aydınlık, ses düzeniyle akustik, yapısıyla muhteşem bir eserdir.
Edirne halkı arasında, 'Eski Camii'nin yazısı, Üç Şerefeli Camii'nin kapısı, Selimiye'nin yapısı' diye, söylenerek, Edirne'deki bu üç büyük caminin önemli noktaları işaret edilir. Dış silüet doğrudan doğruya iç yapıdan gelişmektedir. İç mekanla dış görünüşün tamamıyla kaynaşmış olduğu muazzam kubbe, bütün dünyada kubbe mimarisi gelişmesinin en ileri noktası olarak görülebilir.

Reklam
Reklam

Türk mimarisinin yetiştirdiği, İslam aleminin bu büyük mimar ve mühendisi, 90 yaşın üzerinde, faal bir hayat sürdü. Sai Mustafa Çelebi'nin Tezkiret-ül-Ebniye'de belirttiği gibi, Mimar Sinan 84 cami, 52 mescit, 57 medrese, 7 darül-kurra, 20 türbe, 17 imaret, 3 darüşşifa, 5 su yolu, 8 köprü, 20 kervansaray, 36 saray, 8 mahzen ve 48 de hamam olmak üzere toplam 365 eser vermiştir. Eserlerinin bir kısmı İstanbul'dadır. Osmanlı ülkesinde damgasını vurmadığı bir köşe yok gibidir. 9 Nisan 1588'de İstanbul'da vefat eden Mimar Sinan, Süleymaniye Camii'nin yanında kendi yaptığı mütevazı ve sade türbeye defnedildi.

KENDİ SENTEZİNİ UYGULADI Sinan, Selçuklu dönemi yapılarını, dekoratif anlamdaki taş işçiliğini çok yakından bilmesine rağmen, eskiyi körü körüne taklit etmekten çok, kendi sentezlerine değer verip uyguladı. Bu sebeple eserlerindeki süsleme, yalnızca mukarnaslar ve kapı kenar motifleri üzerinde yoğunluk kazandı. Kullandığı malzeme yeknesak, ağır başlı ve sade bir anlatım içinde kaldı. Yine Selçuklu dönemiyle İran ve Arap mimarilerinde çok rastlanan dekoratif seramik malzemelerine özellikle dış cephelerde hiç yer vermedi.

Reklam
Reklam

Konstrüksiyon araştırmalarının üzerinde durup her eserinde ayrı bir sistem analizine yöneldi. Kare prizma üzerine yarım kürenin çeşitli varyantlarını tek tek denedi. Statik endişeden kaynaklanan kalın taşıyıcı duvarların kesitlerini inceltip, yapıda modül sistemini kullandı. Farklı renk ve dokuda çeşitli malzemeler kullanmak yerine, aynı malzemeyle ışık gölge oyunlarına tabi tutarak çeşitli zenginlikler ortaya koydu. Bu amaçla düzlemden eğri yüzeylere geçerken uygulamaya koyduğu mukarnaslar, kapı çevrelerinde yer verdiği sade taş bordürleri sık sık kullanırdı. Mekan içinde özellikle konstrüksiyona yönelik yapı elemanlarını belirleyici bir malzeme kullanımına gidip, sadece dekoratif bir görüntü elde etme gayesine yönelik malzeme kullanımına ihtiyaç duymadı.

Kubbenin beden duvarına oturuşunda veya cephe kuruluşunda eskinin masif ve boşluksuz anlayışını tamamen değiştirdi. Geliştirdiği teknik çözümlerle, bu noktalarda birbirini takip eden diziler halinde pencere boşlukları meydana getirip, iç mekanın ferah, aydınlık olmasına itina gösterdi. Kullanılan pencerelerde işin önemine göre alçı çerçeve içinde renkli cam uygulamalarına yer verdi. Hiçbir zaman fonksiyon dışında bir malzeme kullanımına gitmedi. Bu özelliğiyle yapı elemanları bina bütününde birbirlerini tamamlayarak gelişti ve yapı, onu taçlandıran, adeta boşlukta yüzer görünümündeki bir kubbe ile noktalandı.

Haberin Devamı İçin Tıklayın