Polonya'ya tarihi cevap

ANKARA (İHA) - Polonya Meclisi tarafından "Sözde Ermeni Soykırımı" yasa tasarısının kabul edilmesi ve ardından, TBMM Başkanı Bülent Arınç'ın parlamentodan yapılacak seyahatleri iptal etmesiyle devam eden süreç, tepkilerle devam ediyor. Tarih ve özellikle Polonyalılar'ın Türkiye'ye bakışı, Polonya Meclisi'nin aldığı kararı adeta tekzip eder nitelikte. Avrupa'daki ezilmiş insanların davası için, 25 yıllık hayatının sonunda, milli gayeler uğrunda İstanbul'a gelen ve burada hayatını kaybeden Polonya'nın milli şairi Adam Mickiewicz, Türkler'le ilgili çok önemli ve tarihi, aydınlatıcı bilgilere yer veriyor.

Reklam
Reklam

Polonya'nın en ünlü halk şairi Adam Mickiewicz, 1855 yılında İstanbul'a geldi. Mickiewicz, 1848 yılında Osmanlı Devleti'ne sığınan Polonyalılar'ın durumunu incelemek ve 1853 yılında başlayan Kırım Savaşı'nda, onların Türkiye safında aldıkları yeri güçlendirmek gayesiyle, Osmanlı Devleti'ne sığındı. O sıralarda Osmanlı Devleti'nde, Polonyalı Kazaklar'dan bir askeri birlik kuruldu. Kumandanlığına da Polonya asılı Michal Czajkowski ve Müslüman olunca Sadık Paşa olarak tanınan Kont Çayka tayin edildi. Sadık Paşa, Adam Mickiewicz'in eski bir dostuydu. Hatta onun gibi bir yazar ve şairdi.

Polonya'nın milli şairi Mickiewicz , cebinde III. Napolyon'un bir mektubuyla seyahate çıkmıştı. Bu açık mektupta, Fransa İmparatoru, şaire her yerde saygı gösterilmesini rica ediyordu. Ancak buna rağmen hiçbir yerde huzur bulamayan Adam Mickiewicz, 1855 yazı sonlarında İstanbul'a gelerek, şimdiki Bulgaristan'daki Burgaz'a gitti. Orada savaşa hazırlanan Polonya birliklerini ziyaret etti. Hemşehrisi Çayka Paşa'nın misafiri oldu.

Reklam
Reklam

Mickiewicz, İstanbul'a geldiği sabahı kendi ağzından anlatırken, "Gemi sabah saat 05.00'da, güneş doğmadan İstanbul Limanı'na girmek için yavaşlıyordu. Saat 06.00'da şehri değil, adeta bir mucizeyi gördük. Doğan güneş bütün pencereleri ve minareleri altın ışınlarıyla parlatıyordu. Gerçekten büyüleyici bir şehir" diyordu. Polonyalı tarihçilerin tespit ettiklerine göre, Mickiewicz'in İstanbul'da oturduğu yer Galata'daki St. Lazar Manastırı'ydı. Uzun süre İstanbul'da ikamet eden Mickiewicz, İstanbul'da koleranın kol gezdiği dönemde hastalara geçmiş olsun ziyaretinde bulundu. Oradan aldığı kolera mikrobuyla da, 10 gün içerisinde hayatını kaybetti. Hastalığının kolera olduğunu ve bu hastalıktan kurtuluş bulunmadığını biliyordu. Özgür Polonya ülküsü uğrunda Türkiye'ye gelen şairin, ölüme giderken başucundan ayrılmayan vefalı arkadaşı ve Türk Ordusu'nda büyük hizmetleri bulunan Polonyalı İskender Paşa'ya söylediği son sözler şu oldu:

Reklam
Reklam

"İstanbul'da koleradan öleceğimi bilseydim, yine de buraya gelirdim; çünkü bu, benim görevimdi. Ben, Fransa'da bir ilim akademisinin umumi katibi olmaktansa, bir Türk taburunun katibi olmayı tercih ederim."

Mickiewicz, 26 Kasım 1855 günü Pera'da (bugünkü Beyoğlu) vefat etti. Şair için İstanbul'da çok sessiz bir tören yapıldı. Bu töreni siyahlar giymiş Müslümanlar ile mollalar da izledi. Şair'in oda arkadaşı, bu hazin cenaze törenini şöyle anlatıyor:

"Beyoğlu'nun çamurlu yolları arasında, bir çift öküzün çektiği, sade bir tabut vardı. Polonyalılar'dan başka kimse yok sanıyordum. Yanılmış olduğumuzu biraz sonra anladık. Arkamızda, sokağı kaplamış, başlarına siyahlar sarmış, sel gibi bir kalabalık akıyordu. Cenaze alayında her ulusu temsil eden kişiler vardı. Sırplar, Dalmaçyalılar, Karadağlılar, Arnavutlar, İtalyanlar, özellikle de Bulgarlar çoğunluktaydı. Ölenin şahsında, Slav şairin dehasına duydukları saygıyı böylece gösterdiler."

Reklam
Reklam

Adam Mickiewicz'in karnı yarılarak çıkartılan iç organlarının, bugün sessiz bir ev olarak duran binanın bodrumuna gömülü olduğu belirtilmektedir. O zamanki usule göre, tahnit edilen cesedi, Fransa'nın Türkiye'deki elçiliği vasıtasıyla Paris'e gönderildi. Çünkü şair, her yerde III. Napolyo'nun misafiri sayılıyordu. Mickiewicz'in cesedi, Paris'teki Madlen Kilisesi'nde yapılan hüzünlü bir merasimden sonra toprağa verildi. 1890 yılında da, Paris'teki mezarı açılarak kemikleri Polonya'ya gönderildi ve Krakow'da bulunan Wawel Kraliyet Şatosu Kilisesi'nin mezarlığına gömüldü. Bu suretle, Şair'in bugün İstanbul'da, Paris'te ve Polonya'da olmak üzere üç ayrı yerde hatırası yaşamaktadır.

Adam Mickiewicz'in ölümünden sonra, Kalenci Kulluk Sokağı'ndaki bina, İstanbul'a gelenler veya devamlı oturan Polonyalılar tarafından sık sık ziyaret edilmektedir. Öte yandan, 1861 yılında, şairin oğlu Wladyslaw da burayı ziyaret etti. Öğrenildiğine göre, bu bina için, "Babamın son günlerini geçirmiş olduğu yeri görmeme izin vermiş çok anlayışlı Müslüman bir aile oturuyordu" demiştir.

Reklam
Reklam

Pera'nın büyük kısmı gibi, 1870 yangınında bina da yanmıştır.

"TEK DOSTUMUZ TÜRKLER"

Daha sonra ,1831 İsyanı'ndan sonra Türkiye'ye iltica eden Jan Gorczynski, bugün de aynı yerde bulunmakta olan tuğla binayı yaptırdı. Gorczynski'nin kızı Bayan Ratynska, 1884'te bu binayı şöyle anlatmaktadır:

"Şairimizin hatırası olarak, vefat etmiş olduğu binanın arsası ve Adam ismini taşıyan sokak kalmıştı. Babam, eski binanın yerine yenisini yaptırdı ve ön kapının üzerine hatıra levhasını yerleştirdi."

Bu askı hatıra levhası, bugün binanın cephesinde görülebilmektedir. Ölmüş olduğu binada Adam Mickiewicz Müzesi'ni kurma düşüncesi, şairin vefatının 100. yıldönümünde, yani 1955 senesinde gerçekleştirilmiştir. Polonya Kültür ve Sanat Bakanlığı'nın gayreti ve Türk makamlarının yardımı sayesinde, şairin hayatını konu alan sergi açılmıştır. Tatlı Badem Sokağı'ndaki binanın cephesi üzerinde bulunmakta olan dördüncü hatıra levhas'ür Polonya ülküsü uğrunda Türkiye'ye gelen şairin, öı, bu olayı anlatır.

Reklam
Reklam

Fotoğraflardan oluşan o zamanki sergi, Adam Mickiewicz Müzesi'nce hazırlandı (bugün Edebiyat Müzesi). Milli Müze'nin Krakow Şubesi'nden Prof. Zdzislaw Zygulskı, tertipleme işlerini yönetiyordu. Müzenin çalışmasını güçlendiren etmen ise, binanın özel ellerde olmasıydı. Türk makamlarının 1979 senesinde binayı İstanbul Türk ve İslam Eserleri Müzesi'nin himayesine vermiş olması, genel tamiratın yapılmasını ve Polonya tarafının işbirliğiyle modern müze icaplarına uygun olan serginin gerçekleştirilmesini sağladı.

Polonyalı tarihçilere göre geçmişte, Polonya'nın, komşuları tarafından yutulmak istendiği yıllarda, buna hiçbir Avrupa Devleti ses çıkartmadı. Bu ülkenin parçalanmasına tek itiraz sesi Türkler'den geldi. Polonyalı tarihçilere göre, "Tarih, Türk ulusunun cesaretini, insancıllığını ve mazlumlara karşı yakın ilgisini gösteren böylesine göğüs kabartıcı olaylarla doludur" ve bunlar, Polonya kaynaklarına, Polanyalılar tarafından yazıldı. Büyük Şair Mickiewicz, gerek Paris'te gerekse Türkiye'ye geldiğinde bunu daima tekrarlamıştır:

Reklam
Reklam

"Polonya'nın komşu düşmanlar tarafından ezilmesine hiçbir devletin ses çıkarmadığı günlerde, tek dostumuz Türkler olmuştur. Biz, Türkler'i, düşmanımızın önünde eğilmediği ve Polonya'nın işgalini kabul etmediği için, üstün bir millet olarak severiz."

Bugün, sözde Ermeni soykırımı konusunda karar alan Polonya'ya, Türkler hemen her dönemde destek vererek sahip çıktı. Bunların en önemli göstergelerinden biri de, II. Dünya Savaşı yıllarında yaşandı. Türkiye, imkanları ölçüsünde Polonya'ya yardıma çabaladı. Savaşın ilk aylarında Polonya'dan kaçan askerlerle siviller, Türkiye üzerinden geçerek Batı ülkelerine ulaşabildi. Polonya Hükümeti'ne ait hazine altını İstanbul'a getirildi ve sonradan Anadolu üzerinden emin bir yere ulaştırıldı. Bu hazinenin serbestçe taşınması imkanını Türk Hükümeti sağladı. Savaşa katılmayan Türkiye, faşizm tehlikesinin dışında bulunduğu için, Polonya kuryelerine güvenlik sağlayan bir ülke oldu. Polonya kuryeleri, diğer ülkelere Türkiye üzerinden gidip geliyorlardı.

Reklam
Reklam

Yine II. Dünya Savaşı sırasında, Ankara'daki Polonya Büyükelçiliği yoğun şekilde çalışıyordu. Hitler Almanyası'nın Türkiye Büyükelçisi Von Papen, Türkiye Hükümeti'ne başvurup, Ankara'daki eski Çekoslovakya Büyükelçiliği'nin, Çekoslovakya'nın II. Dünya Savaşı'ndan 1 yıl önce imzaladığı Anschluss Antlaşması gereğince Almanlar'a ait olması gerektiğini anlatmıştı. Sonuçta bina Almanya'ya verildi ve Von Papen de oraya yerleşti. Nazi Orduları, 1939'da Polonya'yı işgal edince, Von Papen yine sahneye çıkıp, Polonya diplomatik misyonunun günümüzde de içinde bulunduğu binanın ve güzel bahçesinin (Polonya Büyükelçiliği binası, eski Çekoslovakya misyonu binasının 150 metre uzağında bulunuyordu), tıpkı Çekoslovakya örneğinde olduğu gibi kendisine verilmesini talep etti. Zamanın Cumhurbaşkanı İsmet Paşa, bu isteğe karşı çıkıp, "Bizim Polonya ile ananevi bir dostluğumuz var. Geçmişte, Polonya'nın taksimi zamanında, Türkiye Polonya Büyükelçisi'nin gelişi için 150 sene beklenmiştir. Şimdi, çok kısa bir müddet için Polonyalı dostlarımızı kıramam ve sizin bu talebinizi, Türkiye katiyen yerine getirmez" diye bir cevap verdi.

Reklam
Reklam

POLENEZKÖY VE TÜRKİYE-POLONYA DOSTLUĞU

Polonya Büyükelçiliği'nden Grzegorz Michalski, Türk-Polonyalı dostluğunu ve Polenezköy'ün kuruluşuyla ilgili şu bilgileri verir:

"1772 yılında, Avusturya, Rusya ve Prusya, Polonya'yı aralarında paylaşmaya yönelik bir anlaşma imzaladı. Osmanlı İmparatorluğu, Polonya'nın parçalanmasını hiçbir zaman kabul etmedi. Bu dostane tavırla Osmanlı toprakları, Polonyalı siyasi göçmenlerin sığınağı haline geldi. Özellikle 1831 savaşından, 1848 Macar ayaklanmasından, Kırım Savaşı'ndan ve 1863 Ayaklanması'ndan kaçan askerlerden oluşturan kitleler, Türkiye himayesinde yaşamak üzere güven yeri buldu. O zamanlar Fransa'ya yerleşmiş olan Polonyalı Prens Adam Czartoryski, İstanbul'da, 1841 senesinde, kendi olanaklarıyla bir Polonya temsilciliği kurdu. Temsilciliğin ilk yöneticisi Michal Czajkowski'ydi (Çayka Paşa). 1842'de Prens Czartoryski, İstanbul'da yerleşmiş olan Lazarist rahiplerin elindeki geniş arazilerde bir Polonya kolonisi kurulmasını teklif eden mektubu Osmanlı Hükümeti'ne gönderdi. Lazarist rahipler ile Osmanlı Hükümeti teklifi kabul etti ve 3 Mart 1842'de imzalanan anlaşmaya göre, prens, Lazarist rahiplerin arazilerinin 5 bin dönümünü sonsuza kadar kiraladı. Bu anlaşma, Osmanlı topraklarındaki Polonya tarım kolonisinin kuruluşuna tekabül eder. 19 Mart 1842' de dini bir tören yapılarak köye Adampol adı verildi.

Reklam
Reklam

Polonezköy'de, kuruluşundan itibaren tarım ve hayvancılık yapılırdı. 1920'li yıllardan itibaren turizme yönelik çalışmalar başladı. Zira o zamanlarda İstanbul'da bulunan gayrimüslimler, Polonyalılar'ın nasıl çalışıp yaşadıklarını merak ederler ve bu vesileyle köye gelirlerdi. Çok kısa bir sürede ve çok büyük emekle, köyün ünü İstanbul'a yayıldı. 1936'da, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Atatürk de Polonezköy'ü ziyaret etti. Polonyalılar'la sohbet etti ve onuruna balo düzenlendi. Çok güzel ve tarihi bir gündü. Son 25 yılın hızlı yaşantısı ve dünya değişimi, Polonezköy'ü de değiştirdi. Tarım ve hayvancılık bitti. Tarlaların bir kısmı satıldı, inşaatlar yapıldı. Buralara, tatil için villalar inşaa edildi. Köy halkı modern turistik tesisler kurdu. Bugünkü Polonezköy, tamamıyla turistik bir köydür. Tarkiye Cumhuriyeti Hükümeti, bu köyü İstanbul'un ilk tabiat parkı ilan etti. Polonya Cumhurbaşkanları, 21 Temmuz 1994 senesinde Lech Walesa, sonra da 13 Haziran 1996 tarihinde Aleksander Kwasniewski, Polonezköy'ü ziyaret etti. Bunun yanında, çok sayıda Polonyalı diplomat ve bakanlar da Türkiye ziyaretlerinde Polonezköy'e mutlak uğrar. Polonya ordu mensupları da bu köyü en çok ziyaret edenlerdendir. Eski Genelkurmay Başkanı Tadeusz Wilecki ve Genel Kurmay Başkanı Henryk Szumski de, bu sene Polonezköy'ü ziyaret etmişlerdir.
Türkiye topraklarındaki Polonezköy, 150 yılı aşkın bir süredir Polonya kültürünü yaşattı. Adampollular vefalı birer Türk yurttaşı olmalarına karşın, kendilerini Polonyalı hissediyorlar. Her şeyden önce kendi aralarında Lehçe konuşuyor ve atalarının dinsel inancını aynen taşıyorlar. Polonya, aynı zamanda köyün binalarında, insanlarının yaşama biçiminde, boş zamanlarında, evlilik törenlerinde, kısacası her şeylerinde yaşıyor.

Reklam
Reklam
Haberin Devamı İçin Tıklayın