İnanlı, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Okul Öncesi Eğitimi Genel Müdürlüğünün 1992 yılında kurulmasının ardından okul öncesi eğitimde büyük mesafe katettiklerini vurgulayarak, Türkiye'de 16 yıl öncesinde yüzde 5 seviyesinde olan okullaşma oranının, bugün yüzde 27,5 olduğunu söyledi.
Türkiye'deki okul öncesi eğitimin, Avrupa ülkeleriyle kıyaslandığında çok gerilerde olduğunu bildiren Okul Öncesi Eğitimi Genel Müdürü Remzi İnanlı, en düşük seviyedeki Avrupa ülkesinde bile okullaşma oranının yüzde 70'lerde seyrettiğini, bunun da okul öncesi eğitime verilen önemle ilgili olduğunu söyledi.
İnanlı, okul öncesi eğitim kurumlarında bakıcılık görevi üstlenilmediğini belirterek, konuşmasını şöyle sürdürdü:
"Avrupa ülkelerinde bu kurumların bir eğitim yuvası olduğu kavranmıştır. Avrupalı ekonomistlerin hazırladığı raporlarda, okul öncesi eğitime 1 liralık yatırım yapıldığı takdirde ekonomiye 7 lira olarak geri döndüğü, bu eğitimi alanların vatanına, milletine bağlı, vatandaşlık görevini yerine getiren insanlar olacağı vurgulanmıştır.
Bunlar özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerimizde yaşayan insanlar için önemlidir. Çünkü burada yaşayan insanların dil problemi var. Çocuk dil bilmeden okula geliyor. Dil bilene müfredat uygulanırken, bilmeyen müfredatın gerisinde kalıyor. Biz okul öncesi eğitime ağırlık verirsek tüm çocuklarımızı eşit şartlarda ilköğretime başlatmış oluruz."
Okul öncesi eğitimin 2008-2009 eğitim öğretim yılından itibaren zorunlu eğitime dahil edileceğini bildiren Remzi İnanlı, şunları kaydetti: "2008-2009 eğitim öğretim yılında pilot il uygulamasına geçerek, okul öncesi eğitimi de zorunlu hale getireceğiz. Pilot uygulamadan alacağımız sonuçlara göre 5 yaşı da zorunlu eğitime dahil etmek için çalışmalarımız devam ediyor. Bu uygulamaların sonunda 8 yıllık zorunlu eğitim, okul öncesinin de eklenmesiyle 9 yıla çıkmış olacak. Uygulamanın yapılacağı pilot illerimiz henüz belli değil. İl milli eğitim müdürlüklerine yazı gönderdik. O bilgiler ışığında illerdeki okullaşma, öğretmen ve öğrenci sayısına göre pilot il uygulamasını başlatacağız."
"Çocuğa resmi bir kıyafet giydirdiğinizde çocuk bir rol üstleniyor" diyen İnanlı, şöyle devam etti: "Ana sınıfına devam eden çocuk özgür olmalıdır. Çocuklara resmi bir elbise giydirdiğinizde o elbise kirlendiği zaman 'annem kızacak, öğretmenim kızacak' gibi endişeler taşıyorlar. O zaman da bu eğitimin gereğini yapamayız. Bu serbestlik yalnızca öğrencilere değil, öğretmenlere de verildi. Çünkü öğretmen de çocukla beraber yatacak, kalkacak, gerekirse takla atacak. Takım elbise giyen bir öğretmen sınıfa girdiğinde rahat hareket edemez. Bu nedenle hem öğretmen, hem de çocuğun serbest kıyafetle okula gelmesini uygun gördük. Ana sınıflarında kırmızı önlük bir modaydı ve buna son verdik."