Demokratik Toplum Partisi (DTP) 1. Olağanüstü Genel Kurulu'nda konuşan DTP Eşbaşkanı Aysel Tuğluk, bölücü teröristbaşı Abdullah Öcalan için, 'Sayın Öcalan' ifadesi kullandı.
Tuğluk, terör örgütü PKK'ya 'siyaset yapma' hakkı tanınmasını istedi. Türk bayrağının asıldığı, ancak İstiklal Marşı'nın okunmadığı kongrede Eşbaşkan Ahmet Türk ise 'üniter yapı bozulmadan' Kürt sorununun çözülebileceğini söyleyerek, bu konuya yeni bir açılım getirdi.
DTP 1. Olağanüstü Genel Kurulu, Kocatepe Kültür Merkezi'nde başladı. Salona, DTP Eşbaşkanları Ahmet Türk ve Aysel Tuğluk ise Diyarbakır Belediye Başkanı Osman Baydemir birlikte girdi. Kongreye ayrıca Selim Sadak, Sırrı Sakık ve yaklaşık bin kişi katıldı. Türk Bayrağı'nın asıldığı kongrede diğerlerinde olduğu gibi yine İstiklal Marşı okunmadı. 'Özgürlük ve demokrasi şehitleri' adına bir dakikalık saygı duruşunda bulunulması dikkati çekti. Salona yerel kıyafetlerle giren ve kürsüye kadar çıkan bir kadın, zafer işareti yaparak, Kürtçe "Serok Apo, Biji Apo" (yaşasın Apo, başkan Apo) şeklinde slogan attı. DTP kongresinin yapıldığı Kocatepe Kültür Merkezi içinde ve çevresinde polis yoğun güvenlik tedbirleri aldı. Güvenlik güçleri gazeteciler de dahil salona giren herkesin üzerini ve çantasını aradı. Mide rahatsızlığı nedeniyle kongreye katılamayan DEP eski Milletvekili Leyla Zana, kutlama telgrafı gönderdi. Kongrede konuşan DTP Eşbaşkanı Ahmet Türk, üniter devlet yapısı bozulmadan Kürt sorunun çözülebileceğini söyledi. Dünyada 'azınlıklar' ve 'halkların özgürleşmesi' ile ilgili yakın tarihte iki temel yöntem üzerinde çözüm arayışları geliştiğini anlatan Türk, "Bunlardan birincisi, üniter yapı içerisinde farklı dil ve kültürlere özerklik kazandırmadır. Örnek olarak, Fransa'da Oksitanca, Bretonca, Korsikaca, Bask'ca, Flamanca; İtalya'da Şartça, Almanca, Fransızca, Slovence, Finlandiya'da İsveççe, Laponca, Yunanistan'da Türkçe'yi gösterebiliriz. İkinci yöntem ise coğrafik bölge veya eyalete özerklik tanınmasıdır. Örneğin, İspanya'da Katalan, Galiçya, Bask; Belçika'da Flaman ve Valon bölgeleri, İngiltere'de İskoçya, Galer, Kuzey İrlanda biçiminde çözüm modelleri oluşturulmuştur" diye konuştu.
Türkiye karşıtı yaptığı açıklamalarla gündeme gelen Barzani ve K.Irak'ta kurulan Kürdistan Federal Yönetimine sahip çıkan
Türk, şunları kaydetti: "Yine Kuzey Irak'ta gerçekleşen Kürdistan Federal Bölgesi yönetimiyle dostane ilişkiler Kerkük ve Türkmen sorununa önemli katkı sunar. Türkmen halkının kimliksel, kültürel haklarının güvence altına alınmasında belirleyici etkisi olur. Bunun için de orada oluşan Kürt Federal Bölgesini bir tehdit olarak değil; dost, komşu ve yurttaşlarının kardeşleri olarak görmeli, bu yönüyle ilişki kurmalıdır. Saddam Hüseyin döneminde Kürtler gibi Türkmenler de büyük acılar yaşadı ama o dönemde Türkiye Saddam yönetimine karşı hiçbir ciddi girişimde olmadı. Bugün Irak parlamentosunda Türkmen temsilcisi var. Irak Anayasasının 4. ve 125. maddeleri Türkmen halkının haklarını güvence altına almıştır. Yine Kürdistan Federal Parlamentosunda 1 bakan, 4 milletvekili ile temsil ediliyor. Bütün bu olumlu adımlara rağmen Türkiye'nin tehditkar tavrı farklı bir durumu çağrıştırıyor. Rahatsızlık Türkmenler için değil, kabullenilmeyen Kürtlerin bu statüye sahip olmasındadır. Tüm Kürtlerin algıladı budur. Ortadoğu'da çalışmalı bir sürecin geliştiği günümüzde PKK barışçıl, demokratik yöntemlerle sorunun çözümü için ateşkes kararı alarak tarihi bir fırsat yaratmıştır. Bu fırsatın değerlendirilmemesi durumunda sancılı bir sürecin başlamasından kaygı duymaktayız".
TUĞLUK PKK'YA SİYASET HAKKI İSTEDİ
DTP Eşbaşkanı Aysel Tuğluk ise teröristbaşı Abdullah Öcalan için, 'Sayın Öcalan' ifadesi kullanırken, salondakiler bu ifadeyi alkışladı. DTP'nin çağrısı üzerine PKK'nın ateşkes ilan ettiğini hatırlatan Tuğluk, şunları söyledi: "Ateşkes çağrımıza sadece PKK olumlu cevap verse de, çatışmaların ve akan kanın durmasını sağlamayı başardık. Bu Türkiye'nin geleceği, halkların birlik ve kardeşliği için önemliydi, ama tek başına yeterli değildi. Bu süreçte devlet ise 'Bir tek terörist kalsa bile mücadelemiz devam edecek' mantığıyla hareket ederek, Türkiye'yi ısrarla çatışma ortamında tuttu, bunun sonucu olarak dış müdahalelere ve istismara açık bir siyasal yapı oluşturdu. Şimdi soruyorum: Türkiye'nin, Türkiye demokrasisinin, Türkiye iradesinin bugün, dünden çok daha iyi ve ileri bir noktada olduğunu kim iddia edebilir? Değerlendirilemeyen tarihi süreç ve fırsatların bizleri bu günlere getirdiği açıktır. Ve bu gün ortaya çıkan sonuç, nereden ve hangi açıdan bakılırsa bakılsın, büyük bir kayıptır. Sadece Kürtler açısından değil, Türkler ve Türkiye açısından da büyük bir kayıptır bu". Tuğluk, Kürt sorununu çözümü için ise şu önerilerde bulundu: "Tekrar belirtelim ki devletin temel ilkelerine, üniter yapısına, anayasal kurumlarına karşı değiliz. Bizim anlayış ve yapısal olarak bu kurumlarla bir sorunumuz yoktur, olamaz. Biz Türkiye'nin mevcut anayasal kurumlarını ortadan kaldırma, lağvetme amacında değiliz. Aksini iddia etmek. Kürtleri ve patimizi farklı göstermek, bizleri toplumun ve sürecin dışına iterek etkisizleştirmek isteyen güçlerin oyunudur. Devlet, hiçbir durumda ve biçimde Kürtlerin demokratik örgütlenmesine engel olmamalı, yürüttüğümüz siyasal çalışmaları 'bölücülük/ayrılıkçılık' ile eşleştirecek manipülasyonlara girmemelidir. Aksine, Kürtlerin temel hak ve özgürlükler bazında kendilerini ifade edebileceği ve örgütlenebileceği bir ortamın oluşturulması için ön açıcı olunmalıdır ve devlet engeli kaldırılmalıdır. Üniter devlet yapısınl'fdnın kimliksel, kültürel ı tartıştırmamak koşuluyla, PKK'nın sürece katılmasına, yasal demokratik siyaset yapmasına olanak tanımalı, bu konuda cesur olunmalıdır. Kürtlerdeki değişimi görmezden gelen, reddeden siyaset anlayışının Türkiye'yi kısır döngüde tuttuğu, kaybettirdiği ortadadır. Savaş ve şiddetten yana olmak, propaganda etmek, bu temelde örgütlenmeler geliştirmek, paramiliter güç gereksinimi duymak, devlet içinde derin devlet gibi oluşumlara gitmek, her ne amaçla olursa olsun çeteler oluşturmak, tim, özel tim, Jitem gibi özel birimleşmelere gitmek, köy koruyucusu, itirafçı gibi özel ağlarla olağanüstü haller yaratmak suç sayılmalı, tüm bu oluşum ve yaklaşımlar 'ortak vatanda birlikte yaşama' arzusuna saldırı sayılmalıdır".
Tuğluk, konuşmasının sonunda Talabani ve Barzani'nin tavırlarını saygı ile karşıladıklarını belirtti.
İHA