MYNET ÖZEL - Türkiye, henüz Şanlıurfa’dan gelen haberin şokunu atlatamamışken, Kahramanmaraş’tan gelen ikinci saldırı haberiyle bir kez daha sarsıldı. 14 ve 19 yaşındaki çocukların silahla okullara girerek saldırı düzenlemesi, okullardaki güvenlik zafiyetini yeniden gündeme taşıdı. Yaşanan can kayıpları ve silaha erişimin bu denli kolay olması, “Okullar neden bu kadar güvensiz?” ve “Çocuklarımızı nasıl koruyacağız?” sorularını acı bir şekilde akıllara getirdi.
Psikolog Cihan Çelik, okullardaki şiddet sarmalının perde arkasını, ergenlik dönemindeki öfke patlamalarını ve dijital dünyanın karanlık yüzünü tüm yönleriyle değerlendirdi.
13-14 yaş bandındaki çocuklarda görülen bu boyuttaki şiddet eylemleri, tek bir nedene indirgenemiyor. Cihan Çelik’e göre bu durum, birçok yıkıcı etkenin birleşimiyle ortaya çıkıyor. En temel faktörler arasında aile ihmali ve istismarı başı çekiyor. Buna ek olarak; olumsuz arkadaş çevreleri, dijital dünyadaki şiddet rollerinin modellenmesi, çocuğun okulda akran zorbalığına uğraması ve daha önce işlediği küçük suçların fark edilmemesi, çocuğu geri dönüşü zor bir yola sokuyor.
12-18 yaş arası, çocukların dünyada kendilerini konumlandırmaya çalıştıkları oldukça fırtınalı bir "ara dönem". Çelik, bu yaş grubundaki çocukların anne ve babalarını beğenmeme eğiliminde ve "ben bilirim" tavrıyla hareket ediyorlar. Bu ara dönemde çocuğun kendini yönetmesi ve ilişkilere anlam vermesi zor olur. Çocuk dünyada konumlanmaya çalışır ancak duygusal olarak buna hazır değildir. Duygusal altyapıları bu bağımsızlığa hazır olmadığı için öfke kontrolü ve dürtü yönetimi ciddi anlamda zorlaşıyor.
Bana göre bu dönemdeki en büyük risk annelerin babaların çocuklarını görmemesi! Çocuklar odaya hapsedilmeyecek. Çocuk bilgisayar ve telefonla büyümeyecek. Ergenlik döneminde anne baba sadece nasihat vermeyecek. Aİleler çocuklarını dinleyecek ve öfkesini görecek. Çocuğun odasına hapsedilip yalnızca bilgisayar ve telefon ekranıyla büyümesine göz yummak, onu dijital dünyanın tehlikelerine açık hale getiriyor.
Şiddet eğilimli çocuk özellikle bu ergenlik dönemiyle birlikte arkadaşlarına zarar verme, arkadaşlarının materyallerine zarar verme, oynanan oyunlarda vahşet kan gibi şeyleri içselleştirme, dünyada bu tarz meydana gelen olayların takibi birer sinyaldir. Dikkatli bir şekilde takibi yapılmalıdır.
Hiçbir şiddet eyleminin bir anda ortaya çıkmayacağının altını çizen Çelik, çocukların öncesinde mutlaka sinyal verdiğini belirterek ailelerin dikkat etmesi gereken kırmızı bayrakları şöyle sıralıyor:
Sosyal uyum sorunu: Toplum normlarına adaptasyonda yaşanan bariz zorluklar.
Okul yönetiminden ve öğretmenlerden sürekli gelen şikayetler.
İletişim kopukluğu: Ev içinde aileyle hiçbir bağ kuramayıp sadece sanal dünyaya kapanma.
Bir çocuğun ruh halini doğru okumak için o ağladığında, üzüldüğünde veya konuşmak istediğinde ona gerçekten bakmak ve onu can kulağıyla dinlemek gerekiyor. Anne ve babalar, çocuklarının öfkelerini ve dürtülerini yargılamadan anlamaya çalışmalı. Tekrar ediyorum çocuğunuzu göreceksiniz…
Okulda zorbalığa uğrayan bir çocuk açıkça mağdurdur ve bu durum ailenin okul rehberlik servisiyle acil iş birliği yapmasını gerektirir. Çelik, okulların ve ailelerin bu süreçte yaptığı en büyük yanlışın, aşırı "çocuk odaklı" bir yaklaşım sergilemek olduğunu savunuyor. Çocuğun mutsuz olmasına veya canının sıkılmasına dahi tahammül edemeyen bu sistem yerine; çocuğun sorumluluk aldığı, saygı çerçevesinde hareket ettiği norm ve kural merkezli bir düzene geçilmesi şart.
Mafya dizileri ve şiddet içerikli oyunlar tartışılırken, asıl büyük tehlike gözden kaçıyor. Sadece yasaklama mantığıyla hareket etmek gerçekçi ve kalıcı bir çözüm değildir; çünkü şiddet her dönemde farklı formlarda var olmuştur. Ancak bu, içeriklerin tamamen serbest bırakılması anlamına gelmez. Özellikle Telegram ve Discord gibi çocukları psikolojik olarak baskılayan gruplar çok daha büyük bir tehlikedir. Çözüm toptan yasaklamak değil; dijital içeriklere net yaş sınırları getirmek ve ebeveynlerin çocuklarının dijital tüketimini yakından takip etmesidir.