Dr. Aleksander Olech (AO): Türkiye, NATO’nun en dinamik savunma sanayii oyuncularından biri haline geldi. Özellikle ihracat, teknolojik bağımsızlık ve müttefiklerle iş birliği açısından Türk savunma sanayiinin bugün temel öncelikleri nelerdir?
Prof. Dr. Haluk Görgün (HG), Savunma Sanayii Başkanı: Türkiye’nin savunma sanayii son yirmi yılda köklü bir dönüşüm geçirdi. Büyük ölçüde dış tedarike bağımlı olduğumuz bir dönemden; şirketlerimizin farklı operasyonel alanlarda ileri teknolojili sistemleri tasarlayabildiği, geliştirebildiği, üretebildiği, modernize edebildiği, sürdürebildiği ve ihraç edebildiği bir döneme geçtik.
Bugünkü temel önceliğimiz, bu dönüşümü sürdürülebilir bir şekilde pekiştirmektir. Bizim için teknolojik bağımsızlık bir slogan değil, stratejik bir zorunluluktur. Bu; kritik teknolojilerin güvence altına alınması, tedarik zincirlerinin güçlendirilmesi, kendi mühendislik kabiliyetlerimizin geliştirilmesi ve güvenlik güçlerimizin ihtiyaç duydukları anda güvenilir sistemlere erişebilmesinin sağlanması anlamına gelmektedir.
Türkiye’nin amacı, NATO’nun caydırıcılık ve savunma duruşuna daha etkin katkı sağlamak ve aynı zamanda dost ve müttefik ülkelerle uzun vadeli ortaklıklar geliştirmektir.
İhracat konusunda başarıyı yalnızca rakamlarla değerlendirmiyoruz. Elbette ihracattaki büyüme, sektörümüzün sürdürülebilirliği ve ölçek kazanması açısından önemlidir. Ancak asıl hedefimiz, güvene dayalı, uzun vadeli ve karşılıklı fayda sağlayan iş birliği modelleri oluşturmaktır. Türk savunma ürünleri ve teknolojilerinin; caydırıcılığa, meşru güvenlik ihtiyaçlarına, bölgesel istikrara ve barışa hizmet etmesini istiyoruz.
Türk savunma şirketleri Avrupa, Orta Doğu, Afrika ve Asya’ya giderek daha görünür hale geliyor. Türkiye’nin ihracat stratejisinde şu anda hangi ürünler ve kabiliyetler en önemli konumda bulunuyor?
Türkiye, geniş, olgun ve son derece yetkin bir savunma sanayii ekosistemi geliştirdi. Bugün, savunma sanayii yelpazesindeki hemen hemen her ana kategoriyi millî ve yerli kabiliyetlerle üretebilecek, bakımını yapabilecek ve sürdürebilecek sanayi derinliğine ve insan kaynağına sahibiz.
Bu kapsamda; deniz platformları, kara araçları, insanlı ve insansız hava sistemleri, elektronik harp sistemleri, radar teknolojileri, hassas güdümlü mühimmatlar, füze sistemleri, hava savunma sistemleri, komuta-kontrol çözümleri, siber güvenlik kabiliyetleri, simülasyon ve eğitim sistemleri ile bakım-modernizasyon hizmetleri yer almakta.
Bu nedenle Türkiye’nin ihracat stratejisini tek bir ürün, platform veya coğrafya ile sınırlayamayız. Gücümüz tam da bu çeşitlilikten kaynaklanmaktadır. Biz yalnızca münferit ekipmanlar değil, entegre çözümler sunabilme yeteneğine sahibiz.
Türkiye, muharebe sahasında kendini kanıtlamış İHA’lar da dahil olmak üzere insansız sistemlerde büyük başarı elde etti. Tecrübeler yeni nesil Türk insansız platformlarının geliştirilmesine nasıl yön veriyor?
Son dönemde yaşanan çatışmalar, insansız sistemlerin artık yardımcı unsurlar olmaktan çıktığını göstermiştir. Bu sistemler modern savaşın temel unsurlarından biri haline gelmiştir. İstihbarat, gözetleme, hedef tespiti, hassas vuruş kabiliyeti, operasyon temposu, maliyet etkinliği ve caydırıcılık üzerinde doğrudan etkili olmaktadırlar.
İlk önemli ders, otonomi ve yapay zekânın önemidir. Geleceğin insansız platformları daha güçlü karar destek kabiliyetlerine, gelişmiş görev planlama sistemlerine, hedef tanıma yeteneklerine, sürü konseptlerine ve insan-makine iş birliğinin daha ileri seviyelerine ihtiyaç duyacaktır. Yapay zekâ insan sorumluluğunun yerini almayacak, ancak hız, doğruluk ve operasyonel esnekliği önemli ölçüde artıracaktır.
İkinci ders ise entegrasyondur. Hiçbir platform, daha geniş operasyonel ağdan bağımsız değerlendirilemez. İnsansız hava, kara ve deniz sistemleri; komuta-kontrol merkezleri, hava savunma sistemleri, insanlı hava araçları, deniz platformları ve giderek artan şekilde uzay tabanlı unsurlarla güvenli iletişim kurabilmelidir. Geleceğin muharebe sahası, “sistemlerin sistemi” yaklaşımıyla şekillenecektir.
Üçüncü ders ise hayatta kalabilirliktir. Düşük radar izi, elektronik harp dayanıklılığı, güvenli veri bağlantıları, yerli motorlar, modüler faydalı yükler ve esnek mühimmat entegrasyonu her geçen gün daha fazla önem kazanmaktadır. Bu nedenle yalnızca platformun kendisi üzerinde değil; motorlar, sensörler, mühimmatlar, haberleşme sistemleri, yer kontrol istasyonları, bakım altyapısı ve operasyonel konseptler dâhil olmak üzere tüm ekosistem üzerinde çalışıyoruz.
Bir diğer önemli boyut ise daha geniş hava muharebe ekosistemimizle olan uyumluluktur. Yeni nesil insansız sistemlerimiz, Türkiye’nin beşinci nesil Millî Muharip Uçağı KAAN ile uyumlu çalışabilecek şekilde geliştirilmektedir. Önümüzdeki dönemde insanlı ve insansız sistemler, karmaşık operasyonel ortamlarda birbirlerini tamamlayarak giderek daha fazla birlikte görev yapacaktır.
Ayrıca faydalı yük ve mühimmat çeşitliliğine de büyük önem veriyoruz. Modern çatışmalar, operasyonel başarının esnekliğe bağlı olduğunu göstermiştir. Bir platformun farklı sensörler, mühimmatlar ve görev sistemleriyle çeşitli görevleri yerine getirebilmesi gerekmektedir.
Bununla birlikte Türkiye, hızlı, ölçeklenebilir ve coğrafi olarak yaygınlaştırılmış üretim ile eğitim kabiliyetlerine de önem vermektedir. Bu kapsamda, 81 ilin tamamında drone üretim ve eğitim tesisleri kurulmasına yönelik vizyon, daha geniş yaklaşımımızın bir yansımasıdır: ülke çapında teknolojik kapasite oluşturmak, yetenek havuzunu genişletmek ve bilgi birikiminin yalnızca birkaç merkezde yoğunlaşmasını önlemek.
Sonuç olarak temel hedefimiz nettir: en üst düzey caydırıcılığı sağlamak. Türkiye’nin insansız sistemleri, krizleri tırmandırmak için değil; saldırganlığı etkisiz ve sürdürülemez hale getirerek krizleri önlemek amacıyla geliştirilmektedir.
Önümüzdeki yıllarda Türkiye’deki hangi büyük tedarik ve modernizasyon programları en önemli olacak ve bunlar Türkiye’nin ihracat kabiliyetlerini nasıl etkileyebilir?
Türkiye savunma sanayiinin bir sonraki aşamasını şekillendirecek birçok stratejik program bulunmaktadır. Bunlar arasında özellikle KAAN, KIZILELMA, ANKA III, TB3 ve katmanlı hava savunma sistemlerimiz öne çıkmaktadır. Ayrıca, uçak gemisi odaklı gelecekteki konseptler ve kısa pistli deniz hava unsurlarını da içeren deniz havacılığı vizyonumuz önemli etkiler yaratacaktır.
KAAN, yalnızca bir savaş uçağı projesi değildir. Aynı zamanda ulusal bir teknoloji ekosistemidir. Sistem tasarımı, ileri malzemeler, aviyonikler, sensörler, görev bilgisayarları, yazılımlar, silah entegrasyonu ve test altyapısı gibi alanlarda Türkiye’nin kabiliyetlerine katkı sağlamaktadır. KAAN kapsamında ortaya çıkan bilgi birikimi, savunma sanayiimizin birçok farklı alanını da güçlendirecektir.
KIZILELMA ve ANKA III, insansız muharip havacılığın bir sonraki aşamasını temsil etmektedir. Bu platformlar, insanlı ve insansız unsurların entegre bir mimari içinde birlikte görev yapacağı geleceğin hava muharebe konseptleri dikkate alınarak geliştirilmektedir.
TB3 de stratejik açıdan önemli bir platformdur; çünkü yeni bir operasyonel konsept ortaya koymaktadır. Kısa pistli deniz platformlarından görev yapabilme yeteneği, özellikle esnek ve maliyet etkin çözümlere ihtiyaç duyan ülkeler için deniz hava gücü alanında yeni imkânlar sunmaktadır.
Hava savunması, bir diğer kritik alandır. Son çatışmalar, katmanlı hava savunmasının artık bir lüks değil, bir zorunluluk olduğunu göstermiştir. Türkiye’nin hava savunma sistemleri, radarlar, sensörler, komuta-kontrol ağları ve güvenli haberleşme sistemleri üzerine yürüttüğü çalışmalar, hem ulusal savunmamızı hem de uluslararası iş birliği potansiyelimizi güçlendirecektir.
Denizcilik alanında ise Türkiye; yerli platformlar, insansız deniz sistemleri ve geleceğin deniz havacılığı kabiliyetlerini geliştirmeye devam edecektir. Bu alandaki çalışmalarımız tek bir platformla sınırlı değildir; daha geniş bir deniz güvenliği vizyonunun parçasıdır. Bu vizyon; millî savaş gemilerini, insansız su üstü araçlarını, deniz hava platformlarını ve güç aktarımı, deniz durumsal farkındalığı ile caydırıcılığı destekleyebilecek geleceğin konseptlerini kapsamaktadır.
Tüm bu programların ortak özelliği, birbirinden bağımsız projeler olmamalarıdır. Bunların her biri bir ekosistem inşa etmektedir. Bu ekosistem olgunlaştıkça, Türkiye’nin ihracat kabiliyetleri de daha kapsamlı, daha entegre ve daha stratejik bir yapıya kavuşacaktır.
Ankara’da düzenlenecek NATO Zirvesi öncesinde Türkiye, savunma sanayiini müttefiklerine nasıl tanıtmak istiyor? Bu zirve, Türk ekipmanlarını, teknolojilerini ve sanayi iş birliği modellerini NATO içinde öne çıkarmak açısından önemli bir fırsat olabilir mi?
Ankara’daki NATO Zirvesi, Türkiye açısından yalnızca siyasi ve askerî açıdan değil, aynı zamanda savunma sanayii iş birliği bakımından da önemli bir fırsat olacaktır.
Türkiye’nin savunma sanayiini; güvenilir, yenilikçi, birlikte çalışabilir (interoperable), sahada kendini kanıtlamış ve ortaklık odaklı bir yapı olarak tanıtmak istiyoruz. Türkiye; güçlü bir sanayi altyapısına, geniş bir mühendislik ekosistemine ve kara, deniz, hava, uzay, siber ve elektronik harp alanlarında giderek gelişen kabiliyetlere sahip bir NATO müttefikidir.
Mevcut güvenlik ortamı; daha güçlü tedarik zincirleri, daha hızlı inovasyon süreçleri, daha yüksek birlikte çalışabilirlik ve yük paylaşımında daha dengeli bir yaklaşım gerektirmektedir. Türkiye bu alanların tamamına katkı sağlayabilecek durumdadır. Şirketlerimiz; insansız sistemler, hava savunması, komuta-kontrol, güvenli haberleşme, elektronik harp, deniz sistemleri, siber dayanıklılık ve yeni nesil teknolojiler alanlarında NATO’nun kabiliyet ihtiyaçlarını destekleyebilir.
Türkiye, hem Avrupa Birliği’ne hem de NATO’ya yalnızca askerî gücüyle değil; aynı zamanda gelişmiş savunma teknolojileri, sanayi kapasitesi ve sahada kendini kanıtlamış sistemleriyle katkı sağlamaktadır.
Bunun yakın ve somut örneklerinden biri, Türkiye’nin NATO’nun Steadfast Dart 26 tatbikatındaki rolüdür. 2026 yılında Almanya’da gerçekleştirilen ve NATO’nun en kapsamlı canlı tatbikatlarından biri olan Steadfast Dart 26, İttifak’ın Müttefik Reaksiyon Gücü unsurlarını hızla konuşlandırma ve entegre etme kabiliyetini göstermiştir.
Bu kapsamda Türk Silahlı Kuvvetleri, kara ve deniz unsurlarını içeren yaklaşık 2.000 personelden oluşan bir gücü 6.450 kilometre (3.480 deniz mili) mesafeye intikal ettirmiş; aynı zamanda Türk kabiliyetlerinin hareketlilik, hazırlık seviyesi, birlikte çalışabilirlik ve operasyonel değerini ortaya koymuştur. Bu katkı, Türkiye’nin NATO’yu yalnızca askerî varlığıyla değil; savunma sanayii gücü, yerli platformları ve sahada kanıtlanmış sistemleriyle de desteklediğini açıkça göstermiştir.
Ayrıca NATO içinde yenilikçilik temelli iş birliklerine de büyük önem veriyoruz. Geleceğin güvenlik tehditleri yalnızca geleneksel tedarik modelleriyle karşılanamaz. Silahlı kuvvetler, sanayi kuruluşları, araştırma merkezleri, üniversiteler ve girişimlerin daha dinamik bir şekilde bir araya getirilmesi gerekmektedir.
Türkiye, NATO’nun savunma sanayii ekosistemi içinde daha fazla sorumluluk üstlenmeye hazırdır. Müttefiklerimize verdiğimiz mesaj nettir:
“Daha güçlü bir Türk savunma sanayii, daha güçlü bir NATO İttifakı anlamına gelir.”
Türkiye’nin NATO içinde ve ötesinde bir savunma sanayii aktörü olarak rolü konusunda uluslararası ortaklara vermek istediğiniz mesaj nedir?
Artık doğduğumuz dünyada yaşamıyoruz. Günümüzde neredeyse tamamen bölgesel olarak kalabilen bir krizden söz etmek mümkün değildir. Bir coğrafyada yaşanan bir çatışma; enerji güvenliğini, gıda güvenliğini, göç hareketlerini, ticaret yollarını, tedarik zincirlerini ve savunma planlamasını dünyanın birçok farklı bölgesinde etkileyebilmektedir.
Bu nedenle güvenlik giderek daha fazla bölünemez bir nitelik kazanmıştır. Ya daha fazla ülkenin kendini güvende hissedebileceği bir dünya inşa edeceğiz ya da artan risklerle birlikte karşı karşıya kalacağız.
Türkiye tam da bu noktada sorumluluk üstlenmektedir. Diplomasimiz, askerî kabiliyetlerimiz, insani yaklaşımımız ve savunma sanayiimiz aracılığıyla daha istikrarlı ve daha güvenli bir uluslararası ortamın oluşmasına katkı sağlamaya çalışıyoruz.
Savunma sanayiimizi yalnızca ulusal bir kapasite olarak değil; aynı zamanda küresel güvene, dayanıklılığa ve uzun vadeli iş birliğine katkı sağlayan bir unsur olarak görüyoruz.
Türkiye; bir NATO müttefiki, bölgesel istikrar sağlayıcı bir aktör, teknoloji üreten bir ülke ve dost ile müttefik ülkeler için güvenilir bir ortaktır. Biz yalnızca ürün sunmuyoruz; aynı zamanda tecrübe, eğitim, idame desteği, teknoloji iş birliği ve stratejik ortaklık da sunuyoruz.
Savunma sanayiimiz, bundan sonra da caydırıcılığa, meşru güvenlik ihtiyaçlarına, barışa ve istikrara hizmet etmeye devam edecektir. Bu anlayışı paylaşan tüm ortaklarla birlikte çalışmaya hazırız.
Birlikte, geleceğin daha dayanıklı ve sürdürülebilir güvenlik mimarisini inşa edebiliriz.