TİSK'ten 3 Ekim değerlendirmesi

ANKARA (İHA) - Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu (TİSK) 3 Ekim'de müzakerelerin başlamasıyla birlikte AB'ye üyelik öncesi 10 Orta ve Doğu Avrupa ülkesinin doğrudan yabancı sermaye girişinde yakaladığı başarıyı Türkiye'nin de göstermesi için ilk koşulun siyasal istikrarın korunması olduğunu bildirdi.

Reklam
Reklam

TİSK tarafından yapılan çalışmada, para ve maliye politikalarında yakalanan istikrarın devam etmesinin doğrudan yabancı sermaye girişinin diğer koşullarından biri olduğu vurgulanarak, "Faiz dışı bütçe fazlasına ilişkin hedeflerimizi korumak, bunun en iyi göstergelerinden birisi olacaktır" denildi.

TİSK tarafından yapılan "Avrupa Birliği'ne Tam Üyelik Sürecinde Doğrudan Yabancı Yatırımların Önemi" başlıklı çalışmada, Türkiye ekonomisinin 2001 Krizinden sonra gerçekleştirdiği dönüşüm sürecinin başarılı olmasının, büyümenin yüksek hızla sürdürülmesiyle sağlanabileceği belirtilerek, bunun da vazgeçilmez koşulunun doğrudan
yabancı sermayenin artması olduğu bildirildi. 3 Ekim 2005'de Türkiye'nin Avrupa Birliği ile tam üyelik görüşmelerine başlamış olmasının Türkiye'ye yönelik yabancı yatırımların artması açısından büyük önem arz ettiği vurgulanan çalışmada, "Gelişmenin olumlu yönde olacağı kesindir. Bu düşüncemizi güçlendiren temel olgu Avrupa Birliği'ne 2004'te üye olan 10 ülkenin doğrudan yabancı yatırımlar konusunda göstermiş olduğu performanstır. Ekteki tablodan da izleneceği üzere, üyelik öncesinde 10 ülke toplamı 1990 -1995 yılları arasında sadece 5 milyar dolarlık doğrudan yabancı yatırım almışken 1996 - 2004 yılları arasında bu ülkelere giren sermaye miktarı 30 kat artarak yaklaşık 150 milyar dolara yükselmiştir. Bu sermaye miktarı Cumhuriyet dönemi boyunca Türkiye'ye giren doğrudan yabancı sermaye değerinin 6 katına yakındır" denildi.

Reklam
Reklam

TİSK Çalışmasında bu 10 ülkenin göstermiş olduğu başarıyı Türkiye'nin de göstermemesi için hiçbir neden bulunmadığına dikkat çekilerek bu başarıyı yakalamanın 6 ön koşulu şöyle sıralandı:

"Hiç şüphesiz ilk koşul siyasal istikrarın korunması gerekliliğidir. Para ve maliye politikalarında yakalan istikrarın devam edeceği kuvvetli şekilde vurgulanmalıdır. Faiz dışı bütçe fazlasına ilişkin hedeflerimizi korumak, bunun en iyi göstergelerinden birisi olacaktır. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının uzun uğraşlar sonrasında reeskont faiz oranını gösterge faiz oranı haline getirmesi önemli bir başarıdır. Bu başarının sürekliliğini göstermek amacı ile Merkez Bankasına müdahalenin sözü bile edilmemelidir. Aksi durumda enflasyon beklentileri yükselebilecek ve enflasyon üzerinde baskı doğurabilecektir. Yasal düzenlemelerin sıklığının azaltılması gerekmektedir. Sürekli değişen bir vergi mevzuatı yatırımcının önünü görmesini engellemektedir. Girdi maliyetlerini aşağıya çekici politikaları hızla üretmek zorundayız. Bu konuda özellikle işgücü maliyetlerini yükselten ağır vergi ve SSK prim yükünün azaltılması ve enerji maliyetlerinin düşürülmesi öncelik taşımalıdır. AB ülkelerinin yararlandığı çağdaş esneklik yöntemlerinin ülkemizde de uygulanır hale gelmesi ve çalışma hayatının yasal çerçevede esnekleştirilmesi, yabancı yatırımcı için de son derece önemlidir. İşçi - işveren örgütleri arasındaki sosyal diyalog ve işbirliği daha da geliştirilip yaygınlaştırılmalıdır. Bu, var olan sosyal barışın sürekli olduğunun bir göstergesidir ve doğrudan yabancı yatırımlar için vazgeçilmez bir koşuldur."

Reklam
Reklam
Haberin Devamı İçin Tıklayın