Bu akıl dışı tabloyu görünür kılmak için BAREM Araştırma, Marketing Türkiye ve reklam ajansı Untold, araştırmanın bulgularından yola çıkarak dikkat çekici bir farkındalık kampanyasına imza attı. Amaç yalnızca verileri paylaşmak değil; dizilerdeki şiddet temsiline dair hem toplumu hem de pazarlama ve iletişim dünyasını düşünmeye ve harekete geçmeye davet etmek.
Kampanyanın filminde ise araştırmanın çarpıcı sonuçları, fazla söze ihtiyaç duymayan sarsıcı bir yalınlıkla izleyiciyle buluşuyor. Ekranlarda yıllardır izlenen sahneler bu kez farklı bir perspektiften karşımıza çıkıyor ve şu soruyu gündeme getiriyor: “Ekrandaki şiddete dur demenin zamanı gelmedi mi?”
BAREM Araştırma’nın 2024 yılı Kasım ayında gerçekleştirdiği ve 2014-2024 yılları arasında seçilen 94 televizyon dizisini inceleyen çalışması, yapımlarda yer alan şiddet unsurlarını sosyal antropolog ve sosyolog iş birliğiyle analiz etti. Araştırmada ayrıca bu içeriklerin izleyici üzerindeki yansımaları, Türkiye temsili kantitatif verilerle ele alındı.
Araştırma kapsamında Türkiye genelinde görüşülen 1095 kişinin yüzde 73’ü televizyondan dizi ya da film izlediğini ifade ediyor. Bu oran kadınlarda yüzde 76’ya çıkarken erkeklerde yüzde 70 seviyesinde kalıyor. Televizyondan dizi/film izleme oranı tüm yaş gruplarında yüzde 70’in üzerinde seyrediyor; en yüksek oran yüzde 77 ile 15-24 yaş grubunda görülüyor. 25-34 yaş grubunda oran yüzde 70, 35-44 yaş grubunda yüzde 72, 45 yaş ve üzerindekilerde ise yüzde 73 olarak ölçülüyor.
Araştırmada katılımcılara dizilerde fiziki saldırıya varan kavga sahneleri ve şiddet unsurlarını görmekten rahatsız olup olmayacakları soruldu; yüzde 53’ü bu tür sahnelerden rahatsız olacağını, yüzde 41’i ise rahatsızlık duymayacağını ifade ediyor. Fiziksel şiddet içeren kavga sahnelerine yönelik hassasiyet kadınlarda yüzde 69’a çıkarken erkeklerde yüzde 38 seviyesinde kalıyor. Silah kullanılan, yaralama ya da öldürme amacı taşıyan sahneler söz konusu olduğunda rahatsızlık oranı yüzde 59’a yükseliyor; bu başlıkta kadınların oranı yüzde 76’ya ulaşırken erkeklerde yüzde 41’de kalıyor. Çocuğa yönelik şiddet sahneleri en yüksek tepkiyi topluyor ve katılımcıların yüzde 91’i bu içeriklerden rahatsız olacağını belirtiyor; kadınlarda oran yüzde 94, erkeklerde yüzde 89 olarak ölçülürken, 45 yaş ve üzeri grupta rahatsızlık oranı yüzde 95 ile en yüksek seviyeye çıkıyor. Kadına yönelik şiddet unsurlarını izlemekten rahatsız olacağını ifade edenlerin oranı ise yüzde 92’ye ulaşıyor; her iki cinsiyette de oranlar yüzde 90’ların üzerinde seyrederken kadınlarda yüzde 94, erkeklerde yüzde 90 olarak sonuçlara yansıyor.
Dizilerin tamamında fiziksel ve ekonomik şiddet görülürken, yüzde 97’sinde psikolojik şiddet ve yüzde 34’ünde cinsel şiddet yer alıyor. Kadına yönelik şiddete ise dizilerin yüzde 86’sında yer veriliyor.
Dizilerdeki şiddet sahnelerinin yüzde 49,46‘sı orta yoğunlukta, yüzde 32,26‘sı ise çok fazla şiddet içeren sahnelerden oluşuyor. Veriler, dizilerdeki şiddetin genellikle orta ve yüksek yoğunluk seviyelerinde olduğunu söylüyor.
Gösterim şekli açısından ise şiddet, yüzde 52,69′u açık ve detaylı, yüzde 46,24‘ü ise dolaylı olarak sunulurken, yüzde 1,08‘lik kısım görselleştirilmiyor.
Psikolojik şiddet türleri arasında baskı, travma yaratma ve intikam gibi unsurlar yüzde 1,12 oranında dizilerde yer alırken, kıskançlık yüzde 3,37 ve diğer psikolojik şiddet türlerinin tamamı yüzde 88,76 oranında dizilerde kendine yer buluyor. Şiddet biçimlerinin yüzde 25’i için haklı bir sebep sunulurken, yüzde 20,83’ünde haklı bir sebep bulunmuyor. Yüzde 54,17’sinde ise durum bilinmiyor. Fiziksel şiddet türlerine bakıldığında ise, en sık rastlananlar yüzde 52,3 ile yumruklaşma ve dayak, yüzde 6,7 ile ateşli silah kullanımı ve yüzde 22,2 ile de hepsini içeriyor. Şiddet sahneleri yüzde 71 oranıyla genellikle ana ve yan karakterle birlikle gerçekleştiriliyor. Yüzde 29’unda ise yan karakterler tarafından gerçekleştiriliyor.
Araştırmaya göre yüzde 74 oranıyla şiddetin sonuçlarının belirsiz olduğu anlaşılıyor. Dizilerin yüzde 17’sinde şiddetin olumsuz sonuçları ve yüzde 9’unda ise olumlu sonuçları gösteriliyor.
BAREM’in Dizi ve Filmlerde Şiddet Sahnelerine Dair Algılar Araştırması, Türkiye genelinde 1095 kişiyle gerçekleştirildi. Katılımcıların yüzde 73’ü televizyondan dizi izlediğini belirtirken, yüzde 30’u hem televizyon hem dijital platformlardan içerik tükettiğini ifade etti; yüzde 27’lik bir kesim ise her iki mecradan da dizi izlemediğini aktardı. Dijital platformlardan dizi-film izleme oranı yüzde 36 seviyesinde ölçüldü. Sosyoekonomik statü kırılımında AB SES grubu yüzde 55 ile belirgin biçimde ayrışırken, en düşük oran yüzde 18 ile DE SES grubunda görüldü. Sosyoekonomik koşullar iyileştikçe televizyondan dizi izleme oranında artış gözlendi. Dijital platform kullanımı yaş bazında incelendiğinde en yüksek oran yüzde 48 ile 25-34 yaş grubunda kaydedildi.
Şiddet, dil, din, ırk ya da mezhep ayrımı gözetmeksizin hemen her toplumda karşımıza çıkan bir olgu. Kelime kökeni Latince “violentia”ya uzanıyor; sertlik, acımasızlık ve güç kullanımını ifade ediyor. Dünya Sağlık Örgütü ise şiddeti, kişinin sahip olduğu fiziksel gücü ya da kuvveti kasıtlı biçimde; tehdit yoluyla ya da doğrudan kendisine, bir başkasına ya da bir topluluğa karşı kullanması ve bunun yaralanma, ölüm, psikolojik zarar ya da gelişim bozukluğuna yol açması ya da açma ihtimali taşıması şeklinde tanımlıyor.
Uzun yıllar boyunca şiddetin daha çok alt sosyoekonomik gruplarda yaygın olduğu düşünülse de son araştırmalar, özellikle aile içi şiddetin gelişmiş toplumlarda da ciddi bir sorun olarak varlığını sürdürdüğünü gösteriyor. Şiddet; fiziksel, psikolojik, ekonomik, sözel ve cinsel boyutlarıyla çok katmanlı bir yapı sergiliyor. Fiziksel ve cinsel saldırılar görece daha görünürken, sözel, psikolojik ve ekonomik şiddet çoğu zaman fark edilmeden ilerliyor.
Fiziksel şiddet; tekme, tokat ya da çeşitli araçlar kullanılarak bedene zarar verme üzerinden ortaya çıkarken, psikolojik şiddet daha çok korkutma, sindirme ve tehdit yoluyla ilerliyor. Bu türün etkileri çoğu zaman kısa vadede değil, orta ve uzun vadede belirginleşiyor. Sözel şiddet hakaret ve aşağılamayla kendini gösteriyor; ekonomik şiddet ise maddi kaynaklar üzerinden kontrol kurma ve bağımlılık yaratma biçiminde yaşanıyor. Cinsel şiddet ise çoğunlukla en az görünür olan, en fazla gizlenen ve cinselliğin bir baskı aracı olarak kullanıldığı alanı oluşturuyor.
Şiddet çoğu zaman tekil değil; birbirini besleyen bir sarmal halinde ilerliyor. Bir türün varlığı diğerini tetikleyebiliyor, psikolojik şiddet zamanla fiziksel şiddete dönüşebiliyor. Maruz kalmak ya da tanık olmak, zaman içinde bu döngünün normalleşmesine yol açabiliyor. Bu nedenle kadına yönelik şiddetle mücadele yalnızca bireysel bir mesele değil; toplumsal refahı, aile yapısını ve çocukların ruh sağlığını doğrudan etkileyen kamusal bir sorumluluk alanı.