Türk iş insanı aileleri için göç şirketi Euvatandas’tan bir uzmanla söyleşi.
Avrupa, Türk ailelerinin planlarında giderek daha fazla “yerleşip kalınacak son durak” olarak değil, hayatın daha geniş yaşanabildiği bir alan olarak yer alıyor. İş insanları için hareketlilik uzun zamandır mesleğin bir parçası: müzakere süreçleri, farklı ülkelerde projeler, ortaklıklar ve pazarlar. Bir noktada aile basit bir soruyla karşı karşıya kalıyor: Türkiye ile Avrupa arasında bölünmüş bir yaşam sürerken nasıl birlikte kalabilir ve özgürce hareket edebilirsiniz?
Euvatandas’ın aile danışmanlığı biriminden bir uzman bu değişimi şöyle anlatıyor: “Aileler artık göçü ‘bir daha geri dönmemek üzere taşınmak’ gibi görmüyor. Daha çok ufukları genişletmekten söz ediyoruz — ne iş düzenini ne de aile yaşamını bozmeden ülkeler arasında yaşayabilme imkânından. Avrupa pasaportu da burada sakin ve öngörülebilir bir uluslararası yaşamın anahtarı olarak görülüyor.”
Türk girişimci aileler, Avrupa pasaportu fikrine genelde soyut bir “statü alma” arzusuyla gelmiyor. Talep oldukça pratik: vize aralarından yorulmak, her seferinde planları takvimlere göre yeniden ayarlamak zorunda kalmak ve seyahatin artık basit bir lojistik iş olmaktan çıkması.
Şirketin avukatları bunu şöyle açıklıyor: “Pasaport bir hayal ülkeyle ilgili değil. Gereksiz stres olmadan hareket edebilme özgürlüğüyle ilgili. Ailenin üzerinde vize kısıtlaması olduğu sürece, her yaşam senaryosu sanki kısa bir tasma ile bağlıymış gibi hissedilir. Avrupa pasaportu olduğunda ise artık iki-üç ay için değil, yıllar sonrasına göre plan yapabilirsiniz.”
İş insanı aileleri için bu durum özellikle hassas. Eşlerden biri çoğu zaman ülkeler arasında sürekli hareket hâlindedir; çocuklar Avrupa’da eğitim görür ya da çeşitli programlara katılır; diğer eş ise aile düzenini ve günlük hayatın ritmini ayakta tutar. Bu sistemin her parçası vizeye bağlı olduğunda, aile sürekli “son tarihe yetişme” modunda yaşamaya başlar. Avrupa pasaportu bu temel duyguyu değiştirir: konsolosluk kararlarına ve kısıtlı takvimlere bağımlılık ortadan kalkar.
Aile motivasyonu içinde çocukların eğitimi en güçlü itici güçlerden biri. Üstelik mesele yalnızca en iyi üniversiteler değil. Girişimci çevresinden Türk ebeveynler, çocuklarına daha önemli bir şey vermek istiyor: bürokratik duvarlara takılmadan kendi yollarını seçebilme imkânı.
Euvatandas uzmanı, ailelerin bunu hemen fark ettiği üç basit etkiyle açıklıyor:
Euvatandas uzmanları şunu sıkça duyduklarını belirtiyor: “Çocuk hayatını hangi ülkede kurmak istiyorsa buna kendi karar versin; ama vizelerin önüne engel çıkarmasını istemiyorum.”
Bugünün Türkiye kaynaklı talebini ayırt eden de tam olarak bu: çocukların “izinle” değil, hakları gereği hareket edebildiği bir geleceğe yönelim.
Eskiden strateji daha çok işten aileye doğru konuşulurken, şimdi etki giderek ters yönde ilerliyor. Euvatandas uzmanları danışmanlıklarda şu cümleyi gittikçe daha sık duyuyor: “Bizim asıl projemiz çocuklarımız.” İş de bu aile stratejisine göre yeniden şekilleniyor.
Bu, duygusal bir tercih değil; en değerli kaynağın — zamanın — olgun bir şekilde yönetilmesi. Ailenin sağlam bir uluslararası dayanağı olduğunda, girişimci bürokrasiye daha az enerji harcıyor ve “ya vizeler uzatılmazsa” kaygısıyla daha az yaşıyor. Böylece işi de plansız tepkilerle değil, sistemli biçimde büyütebiliyor.
Uzman bunu şöyle özetliyor: “Bir noktada girişimci şunu anlıyor: AB’de uzun vadeli bir statü, hem aile hem de iş için aynı anda bir altyapı demek. İstikrar yaratıyor. O zaman karar da kendiliğinden netleşiyor.”
Artan ilgiyle birlikte tipik bir yanılgı da görüyoruz: pasaportun tek başına her şeyi çözdüğü düşüncesi. Euvatandas avukatları, danışanlarını her zaman daha net bir çerçeveye geri getiriyor.
“Pasaport bir araçtır. Kısıtlamaları kaldırır, ama aile adına seçim yapmaz. Yılın bir bölümünde nerede yaşamak istediğinizi, çocuklarınızın eğitimini nasıl organize edeceğinizi ve hangi ülkenin çalışma üssünüz olacağını yine sizin belirlemeniz gerekir.”
Bu yüzden kararı bilinçli şekilde ele alan bir aile işe “hangi ülkeyi seçmeliyiz?” sorusuyla değil, “nasıl bir hayat kurmak istiyoruz?” sorusuyla başlar. Doğru hukuki rota ancak bundan sonra seçilir.
Türk hedef kitle için özellikle şunu anlamak önemli: Avrupa pasaportu “gri bir çözüm” ya da hızlı bir numara değildir. Farklı yollarla elde edilebilen, tamamen yasal bir statüdür. Müşteri odaklı bir şirket olarak bizim görevimiz, belirli bir aileye en uygun ve hukuka bütünüyle uygun olan rotayı bulmaktır.
Euvatandas uzmanı bunu özellikle vurguluyor: “Bazı aileler, doğrulanmış bir dayanak varsa soy bağı üzerinden vatandaşlık programlarını tercih ediyor. Bu, belgelerle titiz bir çalışma ve kriterlere sıkı uyum gerektiren yasal bir mekanizmadır. Müşterilerimize her zaman şunu anlatıyoruz: önce hakkı doğrularız, sonra süreci kurarız. Burada evrensel şemalar yoktur.”
Bu yaklaşım hem etik hem de pratik açıdan önemlidir. Avrupa’nın hukuki ortamı, sistemi “arkadan dolaşma” girişimleri olmadan, şeffaf ve iyi belgelenmiş hikâyelere en iyi şekilde karşılık verir. İş insanı ailelerinin profesyonel destek seçmesinin nedeni de budur: Onlar için mesele yalnızca evrak teslimi değil, her şeyin yıllar sonrasını da güvenle taşıyacak şekilde doğru kurgulandığından emin olmaktır.
Aile hareket özgürlüğü kazanır; çocuklar daha geniş eğitim ve kariyer fırsatlarına sahip olur; iş ise istikrarlı bir uluslararası dayanak elde eder.
En önemlisi, geleceğin vize son tarihlerine bağlı olduğu hissi ortadan kalkar. Bunun yerine aile, uzun vadeli ve sakin bir şekilde uluslararası bir ritimde yaşama hakkını kazanır.
Uzman şu sözlerle noktayı koyuyor: “Ailelere sık sık şunu söylüyoruz: Pasaport sizi olduğunuz kişi olmaktan çıkarmaz. Etrafınızdaki sınırları değiştirir. Sonrasında hayatınızı nasıl istiyorsanız öyle kurarsınız.”
Türk ailelerinin bugün Avrupa hakkında konuşma biçimine bakınca da açıkça görülüyor: koşullara tepki vermekten, kendi geleceklerini tasarlamaya doğru giderek daha emin adımlarla ilerliyorlar. Bu, uluslararası hareketliliğin en olgun hâlidir.