ANKARA (İHA) - Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Ali Babacan, amaçlarının bu yıl sonuna kadar en az bir faslın fiili müzakerelerinin açılması olduğunu belirterek, bunun zor gözüktüğünü, ama çalıştıklarını ifade etti.
Babacan, basın toplantısının sonunda gazetecilerin sorularını cevapladı. AB İletişim Grubu'nun yapılanmasının nasıl olacağı sorusu üzerine Babacan, iletişimle ilgili çalışmaların son 3 yıldır devam ettiğini belirterek, gözle görülmeyen ama hedefe yönelik çalışmalar yaptıklarını söyledi. Siyasetçilere, kanaat liderlerine Türkiye'yi anlatan çalışmalar yaptıklarını kaydeden Babacan, bu çalışmaların çok başarılı olduğunu dile getirdi. Yeni süreçle beraber 3 temel ayaktan bahsettiklerini ifade eden Babacan, bunlardan birinin de iletişim olduğunu kaydetti. İletişime çok önem verdiklerini anlatan Babacan, Reform İzleme Grubu gibi iletişim konusunda da bir AB İletişim Grubu kurduklarını, burada 3 Bakan olarak görev yapacaklarını söyledi. Babacan, Grubun icradan sorumlu üyesinin Ahmet Sever olacağını açıkladı.
AB Komisyonu Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehn'in, Ek Protokol'ün biran önce onaylanması gerektiğini söylediğinin hatırlatılması ve Ek Protokol'ün onay sürecinin müzakere sürecini nasıl etkileyeceğinin sorulması üzerine Babacan, bu konunun tamamen Türkiye'nin iradesindeki bir konu olduğunu dile getirdi. Babacan, zamanı geldiğinde gerekenin yapılacağını bildirdi. Babacan, Dışişleri Bakanlığı ve Başbakanlık'tan Müsteşar Yardımcısı seviyesinde müzakere heyetinde kimlerin yer alacağının sorulması üzerine, şu anda Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Volkan Bozkır'ın müzakere heyetinde görüldüğünü, ancak kısa süre sonra Bozkır'ın Türkiye'nin Brüksel'deki Daimi Temsilcisi olacağını ifade etti. Bozkır'ın yerine gelecek Müsteşar Yardımcısı'nın Dışişleri Bakanlığı tarafından belirleneceğini duyuran Babacan, Başbakanlık'tan ise Müsteşar Yardımcısı Mehmet Emin Zararsız'ın müzakere heyetinde bulunacağını söyledi.
Babacan, Hazine ve DPT'nin müzakerelerdeki rolünün ne olacağı sorusu üzerine, Hazine Müsteşarlığı'nın hangi fasıllarda çalışma yapacağının belli olduğunu, DPT'nin AB birimlerinin de katılım sürecinin etkilerini Türkiye'nin menfaatleri açısından değerlendireceğini ve DPT'nin tüm fasıllarda rol oynayacağını anlattı. Müzakerelerde teknik düzeydeki çalışmaların 5 kişiden oluşan İzleme ve Yönlendirme Komitesi tarafından yürütüleceğini dile getiren Babacan, bunların tamamının yönetiminden ise kendisinin sorumlu olacağını bildirdi. "Bazı alanlarda geçiş süreci talep edebileceğinizi söylediniz. Neyle karşılaştığınızda geçiş süreci talep edeceksiniz? Müzakerelerin, hangi gelişmelerin yaşanması halinde askıya alınacağı konusunda bir kırmızı çizginiz var mı?" şeklindeki soru üzerine de Babacan, AB'ye uyum için yapılacak çalışmalarda Türkiye'nin kısa vadede olumsuz etkilenebileceği bazı konuların olacağını, ama bunların uzun vadede Türkiye'nin lehine olacağını ifade etti. Babacan, müzakerelerin çevre faslında bunun yaşanabileceğine işaret ederek, çevreyle ilgili fasılda pek çok yeni üye ülkenin geçiş süresi talep ettiğini belirtti.
Bunun kamuya ve özel sektöre maliyetleri olacağını anlatan Babacan, "Diyelim ki bu başlıkla ilgili 5 sene içinde, 10 sene içinde belli oranda para harcamamız lazım. Mali yapımız tam üyelikten önce bunu harcamaya müsait değilse, bunun ekonomik maliyetini zamana yaymak mümkün olabilecek. Çevreye yatırım uzun vadede çocuklarımızın çok daha güzel bir Türkiye'de yaşamasını sağlayacak. Kısa vadede güçlüklerimiz olabilir, ama bunları uzun vadede halkımızın yaşam kalitesini yükseltmek adına yapacağız" şeklinde konuştu.
HER BİR FASIL İÇİN MÜZAKERE POZİSYON BELGESİ HAZIRLANACAK Türkiye'nin katılım sürecinin, pek çok ülkeninkinden farklı olacağına dikkat çeken Babacan, herkesin buna hazırlıklı olması gerektiğini belirtti. Türkiye'nin, nüfusu ve coğrafyasıyla büyük bir güç olduğunu vurgulayan Babacan, "Türkiye'nin AB'ye üye olup olmaması, 26. ülkeyi Birliğe kabul edip etmeme olayı değildir. Türkiye'nin üye olması, AB'nin çok daha farklı bir birlik olmasını sağlayacaktır. Bu, önemli bir barış projesidir. Türkiye'nin de bu projede yer alacak olması, medeniyetlerin evrimi açısından da çok önemlidir. Müzakere süreci çok pürüzsüz bir süreç olmayacak. İnişli çıkışlı bir süreç olacak. Önümüzdeki dönemde belki 25 ülkeden bazılarında farklı sıkıntılar yaşanacak, başka ülkeler farklı yaklaşımlar sergileyecek. Bizim için önemli olan içinden geçeceğimiz reform süreci. Biz, 'Önümüzdeki 8 sene ne olacak' diye düşünmeden her alanda ülkemizin standartlarını yükselteceğiz" değerlendirmesini yaptı.
Babacan, AB Genel Sekreterliği'nin güçlendirilmesinin gündemde olup olmadığı sorusu üzerine de, sadece AB Genel Sekreterliği'nin değil, çalışmaların içindeki tüm kuruluşların insan kaynakları kapasitelerinin ve diğer kapasitelerinin gözden geçirileceğini kaydetti. Şu anda kurumların yapısının müzakerelerin başlamasına engel bir durum ortaya koymadığını vurgulayan Babacan, "Kimse merkezde devasa bir yapı beklemesin. AB işi, tüm kurumların işi. Hiçbir kurumun başka kuruma üstünlüğü yok. Tüm kurumlar ve Bakanlıklar bu işin sahibi ve parçası olacaklardır. Bizim, devlette çalışanlarımızın sayısı, pek çok üye ülkeninkinden fazla. Bazılarının nüfusunun tamamından fazla. AB'ye tam üye olduğumuz noktada aynı zamanda AB'nin en büyük üyesi olacağız. Toplum olarak bu projeyi benimsemedikten sonra, kurumlarımızın temsilcileri 'Bu benim bir numaralı işim' demedikten sonra süreç iyi işlemez. Biz, bütün AB nosyonunun neredeyse tüm kurumlarla yerleştiği bir ülkeyiz. Kurumlarımızın tamamı bu sürece yüzde 100 hazır olmayabilir, 1 yıllık bir tarama süreci var, hazırlanırlar" dedi.
AB üyelik sürecinin Türkiye'ye maliyeti konusunda bir çalışma yapılıp yapılmadığı sorusu üzerine ise Babacan, Türkiye'nin her bir fasıl için Müzakere Pozisyon Belgesi hazırlayacağına işaret ederek, AB müktesebatıyla Türkiye'deki mevzuatın karşılaştırılacağını ve bu tespitin yapılmasından sonra uyum için Türkiye'nin katlanacağı maliyetin belirleneceğini dile getirdi. 35 fasıl için ayrı ayrı etki analizi çalışması yapılacağını duyuran Babacan, Türkiye'nin katlanacağı maliyetlerin kısa vadeli olacağına işaret etti. Babacan, etki analizleri konusunda özel sektörün ve sivil toplum örgütlerinin desteğine ihtiyaç duyacaklarını bildirdi. Babacan, "2005 yılı sonuna kadar açılacak başlık var mı?" sorusuna ise şu karşılığı verdi:
"Her faslın açılmasıyla ilgili bürokratik süreç var ve 25 üye ülkenin ortak tutum belgesi hazırlaması ve bunu kabul etmesi gerekiyor. Bu ne kadar zaman alır, şu anda öngörmek zor. Bizim arzumuz bu yıl sonunda en az bir faslın fiili müzakerelerini açmış olmak. Yıl sonuna kadar yetişmesi zor görünüyor, ama bunun için çabalıyoruz."