
O gün geldiği zaman şehirlerdeki musluklardan su akışı kesilecek, merkezi su şebekeleri işlevsiz olacak... İnsanlar sıvı ihtiyacını karşılamak için askeri gözetim altında olan su dağıtım noktalarında uzun uzun beklemek zorunda kalabilir.
Küresel ısınmadaki 1.5 derecelik artışta her ne kadar şehirlerde uygulanan kısıtlamalar dönemsel olarak yönetilebilir gibi görünse de 2 derecelik bir artış su kaynaklarını kalıcı olarak kurutabilir.
Burada yapılması gereken; kömür, petrol ve doğal gaz kullanımını kademeli bir şekilde sonlandırmaya çalışmaktır. Enerji üretirken daha çok güneş ve rüzgar enerjisi gibi dünyaya emisyon salmayacak kaynaklara geçiş yapılmalı. Fosil yakıtlara olan bağımlılık azaldığı zaman sera gazı birikimi de durur ve su döngüsünü bozan sıcaklık artışının önüne geçilebilir.

Şimdi, tatlı su kaynaklarının yaklaşık olarak %70’i tarımsal sulamada kullanılıyor. Haliyle Sıfır Günü’nde gıda üretimi mekanizmasında bir durma olacak... Sulanamayan tarlaların kuruması, temel gıda maddelerinin rekoltesinin dibe vurması gibi nedenlerle çok büyük bir gıda krizi yaşanacak.
Burada vahşi sulama tekniklerine dur denilmesi gerekiyor. Kapalı devre damlama sulama sistemlerine geçilebilir. Ayrıca toprağın nemini ölçen sensörler ve uydu teknolojileri sayesinde bitkilerin ihtiyaç duyduğu su belirlenebilir. Bir de kuraklığa dayanıklı olan yerel tohum türleri üzerine araştırmalar yapılarak ekimi yaygınlaştırılabilir. Tarımda yapılabilecek %20’lik bir su tasarrufu büyük bir rezerv oluşturacaktır!

Suyu artık temizlik ve hijyen amaçlı kullanamamaya başlayacağız. Kanalizasyonda yeterli su akışı olmayacağı için tıkanmalar olacak ve atık sular şehir sokaklarına yayılacak. Bu da kolera, tifo ve disanteri gibi suyla bulaşan hastalık vakalarının artması demek!
Dikkat edilmesi gereken bir diğer şey içme suyu şebekelerindeki sızıntılar ve boru patlamalarıdır. Su, daha musluğa gelemeden toprakta kayboluyor... Akıllı sensörler, debi kontrol vanaları ve akustik dinleme cihazları altyapının sürekli olarak denetlenmesini sağlar. Suların boşa gitme oranı %10’un altına düşerse barajlar üzerindeki baskılar da azalır!

