HABER

Kapat

Erdoğan, '3 çocuk' tavsiyesinde ısrarlı

ANKARA (İHA) - Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye'nin 2038 yılında yaşlı bir nüfusa sahip olacağı gerekçesiyle mevcut durumu korumak için '3 çocuk' ısrarını bugün de sürdürerek, "Ben sorumluluk mevkiinde bir insan olarak, bir Başbakan olarak ülkemin geleceği için bunu söylemek zorundayım. Bunu bilimsel çalışmaya dayalı olarak söylüyorum. 'Yandım Allah' diyeceğiz ama iş işten geçmiş olacak. Bunun için 2 çocuk olması bile gerileme demektir. Durumu korumak değildir. Ancak 3 olursa durumu koruruz" dedi.

Başbakan Erdoğan, eşi Emine Erdoğan ile birlikte Başbakanlık Aile ve Sosyal Araştırmalar Genel Müdürlüğü tarafından düzenlenen 5. Aile Şurası'na katıldı. Toplantıda konuşan Başbakan Erdoğan, çocuk, yaşlı, özürlü bakımıyla ilgili rakamın Kasım ayı itibariyle 85 binden 106 bine çıktığını söyledi. Tüm çalışmaların temelinde aile kurumunu güçlendirme hedefinin yattığını dile getiren Erdoğan, "Eğer aile kurumumuz güçlüyse millet olarak güçlüyüz. Eğer aile kurumumuz erozyona uğramışsa, uğruyorsa o zaman biz de millet olarak çökmeye yüz tuttuk demektir. Bu bakımdan ben ille de aile diyorum. Aile kurumunu darmadağın edecek dış baskılara karşı çok daha özgüven içinde olmamız, bunu adeta korunak içine alacak tedbirleri geliştirmemiz gerekiyor. Aile yapımızın güçlü olması pek çok sorunumuzun çözümüne katkı sağlayacaktır" diye konuştu.

AİLE PLANLAMASINA KIZDI
Özellikle gelişmiş ülkelerin bir dönem bölünen ve küçülen aile yapılarını yeniden derleyip, toparlama çabası içinde olduğunu belirten Erdoğan, eski Almanya Başbakanı Schröder'in kendisine bir uluslararası toplantı sırasında 'Nüfus itibariyle yaşlanıyoruz. Aile yapılarımız çökme ile karşı karşıya ve geleceğimiz bu noktada, ülkemizin nüfusu itibariyle de ciddi sıkıntımız var. Öyle bir gün gelecek ki, biz sizin kapınıza gelerek, gençlerinizi gönderin Almanya'da çalışsın diyeceğiz' dediğini hatırlattı.
Türkiye'de bu durumun şimdi tam aksine işlediğine dikkat çeken Başbakan Erdoğan, nüfus planlamasına kızdı. 3 çocuk konusundaki tavsiyesini tekrarlayan Başbakan Erdoğan, şunları söyledi:
"Nüfus kontrolü, aile planlaması, nüfus planlaması adı altında tam aksine 'aman doğum yapmayın' gibi bir anlayış sürekli olarak tavsiye ediliyor. Tabii bu Türk milletinin geleceğine yönelik yaşlı bir nüfusla değil, bizim tespitlerimizin hepsi bilimseldir. 2038 yılı itibariyle Türkiye'nin nüfusu şu anda Almanya'nın bulunduğu duruma gelmiş olacak. O zaman da biz 'yandım Allah' demeye başlayacağız ama o zaman iş işten geçmiş olacak. Bunun adımlarını atmak için, şu andaki mevcut durumu koruyabilmemiz için her ailede 3 çocuk en azından olması lazım. Bunu kabul eder, etmez o ayrı mesele. Ama ben sorumluluk mevkiinde bir insan olarak, bir Başbakan olarak ülkemin geleceği için bunu söylemek zorundayım. Bunu söylerken bilimsel çalışmaya dayalı olarak söylüyorum. Çünkü 2 olması bile gerileme demektir. Durumu korumak değildir. 3 olursa durumu korumak olur. Buna yönelik olarak biz bu adımı atacağız ki, ülkemizin geleceği güçlü olsun. Ülkemizin geleceği bu noktada sağlama bindirilsin. 'Efendim herkes bakabileceği kadar' diyorlar. Eğer böyle yaklaşırsanız işe kusura bakmayın o zaman Güneydoğu, Doğu'daki durumları hep örnek verenler oluyor. Orayı örnek vermeyin, bunun sorumluluğunda şüphesiz ki bizlerin sorumluluğu olduğu kadar anne babaların da sorumluluğu var. Biz birinci derecede sorumluyuz. Niye, biz bu ülkeyi yönetiyorsak şüphesiz tüm tedbirleri alacağız. Belki herkese iş bulamayabiliriz, bulamıyorsa bu ülke demokratik, laik, sosyal bir hukuk devletidir diyorsak, o zaman sosyal denilen kavramın içini iyi dolduracağız. Ailelere destekler vereceğiz."

İŞSİZLİK FONU'NDAN MAAŞ ALMA SÜRESİ 1 YILA ÇIKARILIYOR Başbakan Erdoğan, ABD'de işsizlik oranının yüzde 6'ye çıktığını, Türkiye'de de bunun yüzde 11 civarında olduğunu ifade ederek, iş sahibi olma noktasına gelenleri iş sahibi yapma noktasında gerekli gayretleri gösterdiklerini kaydetti. ABD ve Batı ülkelerinin İşsizlik Fonu noktasında avantajları olduğuna dikkat çeken Erdoğan, gelişmiş ülkelerde destekleme süreçlerinin Türkiye'ye göre ileride olduğunu kaydetti. Erdoğan, Türkiye'de de İşsizlik Fonu'ndan yararlanma süresini 8 aydan 1 yıla çıkaracaklarını
açıkladı. Bu konuyu değerlendirdiklerini belirten Erdoğan, "Biz şu anda 8 ay işsizlik sigortasından maaş verebiliyorsak, onlar 1 veya 1.5 yıl ücret verebiliyorlar. Şimdi bu değerlendirmeyi iyi yapacak olursak. Türkiye olarak ekonomik noktada güçlendikçe 8 ayı 1 yıla çıkaracağız. Örneğin şu anda bunu aramızda değerlendiriyoruz. Diyoruz ki işsizlik fonundan biz bu 8 ayı arttıralım, biraz daha geliştirelim diyoruz. İşsiz olanların iş bulma noktasındaki imkanlarını arttıralım istiyoruz. Bu adımları atacağız,
bunların üzerinde değerlendirmelerimizi yapıyoruz. Fondaki imkanlarımızı daha artan konuma nasıl getirebiliriz, onun da çalışmasını yapıyoruz" diye konuştu.
Erdoğan, Doğu ve Güneydoğu'daki yatırımcılara da 'bir aileden 2 kişi değil, her aileden bir kişi alın' tavsiyesinde bulunduklarını belirterek, iş bulamayan aileler olduğunu, bu ailelere bu şekilde destek sağlanması gerektiğini kaydetti.

"ÇOCUKLARIMDAN AYRI KALDIĞIMDA IZDIRAP ÇEKİYORUM"
Erdoğan, konuşmasında anne babalarını huzurevlerine ve hizmetlilerin eline bırakanlara da sert çıktı. Daha çok entelektüel kesimin ve para sahibi insanların bu yolu tercih ettiğine işaret eden Başbakan Erdoğan, tepkisini şu sözlerle dile getirdi:
"Huzurevlerinde yaşlı annelerle, teyzelerle görüştüğümüzde evlatlarından dert yandığında, aramıyor, sormuyor dediklerinde biz de dertleniyoruz. Tabii toplumumuzun birçok kesiminde entelektüel diye gördüğümüz, para sahibi diye gördüğümüz insanların annelerini, babalarını tek başına yaşama terk ettiğini görüyoruz. Yaptığı iş; yanına bir hizmetli koyuyor. 'Yanında bir hizmetlisi var, o ona bakıyor' deniyor. Mesele hizmetlinin annenin veya babanın yanında olması değil. Kendisini o hale getiren anne ve babasıyla aynı çatı altında olmasıdır. Bizim geleneğimizde göreneğimizde bu var. Ama bundan kopmuş olanlar bilmiyorlar ki bir anneyi babayı yarın çok farklı tehditlerle karşı karşıya bırakıyorlar. İşte bu ailenin darbe yemesidir. Benim bu sözlerim belki eleştiri alacak, ama ben inandığımı söylemek zorundayım. Çünkü biz o yaşlı anne babaların ölüp, kokuları dışarıya yayıldıktan sonra duyulan annelerin babaların hikayelerini hep izledik. Buralardan hareketle bizim aileye bakışımızın çok farklı olması lazım. Anne ve babalar hayatlarını evlatlarının yanında idame ettirmeli. Yani onları yaşlılıklarında kendi halinde bırakmak kadar bir vefasızlık bir evlat için olamaz diyorum."

Erdoğan, kendisinin de çocuklarından ayrı kaldığında ızdırap çektiğini belirterek, "Hepimiz anneyiz babayız. Aynı yalnızlığı yarın bizler de yaşayabiliriz. Ben şahsen çocuklarımdan ayrı kaldığım zaman çektiğim acıyı, ızdırabı eşimle birlikte biliyorum. Ben bu acıyı eşimle birlikte bildiğime göre diğer anne babalar da aynı acıyı inanıyorum ki çekiyorlar" dedi. Erdoğan, aile birliği için tehdit unsuru oluşturan unsurları da şöyle açıkladı:
"Yazılı ve görsel medyasıyla bu noktada ciddi bir taarruz var. Uyuşturucuyla çok ciddi bir tasallut altındayız. Sulu tipiyle uyuşturucu çok ciddi tehdit oluşturmaktadır. Göç de aynı şekilde ciddi bir tehdit. Biz de bu tehditlere karşı savunma aparatlarımızı iyi kullanmak durumundayız."

"SADAKA DİYENLER ANAYASA'DAN 'SOSYAL DEVLETİ' ÇIKARSIN" Hükümet olarak 2 milyon 100 bin aileye 1 milyon 750 bin ton kömür dağıtıldığını anlatan Erdoğan, muhalefetin eleştirilerine de sert bir dille cevap verdi. Erdoğan, şöyle konuştu:
"Yok sadakaymış, yok dilenci kültürü, yok şu kültürü, yok bu kültürü. O zaman lütfen Anayasa'yı açarsın, demokratik, laik, oradaki sosyalı çıkarırsın. Demokratik, laik bir Türkiye Cumhuriyeti dersin. Dünyanın hiçbir yerinde devlet sosyal devlet ilkesini bir tarafa atmaz. Sosyal özelliği olmayan bir devlet dünyada yoktur. Bu sosyal devletten istifade edenlere de kimse dilenci yaftasıyla hakaret edemez. Bu bir haktır. Dilenci anlayışıyla değil, gizlilik içinde sahiplerine dağıtılıyor. Dağıtımları gündüz
yapmayın, gece yapın diye mülki idare amirlerine de talimat verdik. Bu hassasiyetlere dikkat ediyoruz."

FAKİRLERE 45 METREKARELİK BEDAVA STÜDYO DAİRELER
Başbakan Erdoğan, 2 ay önce ismini vermediği bir şehirde gittiği yoksul evle ilgili izlenimlerini de paylaştı. Bodrum katd hında bir eve gittiğini anlatan Erdoğan, "Başım tavana değiyordu. Bunlar ülkemden görüntüler. Gerçekleri gizlemenin, saklamanın anlamı yok. Tek oda, sıcak olsun diye tavanı tezek gibi bir şeyle sıvamışlar. Başım da tavana değdi. O denli alçak. 12 metrekarelik tek odanın içinde 6 kişi yaşıyorlar. Tuvalet gibi bir şey yapmışlar. Perdeyle kapalı. Oranın halini tasavvur edin. Kokusundan yaşam koşullarına kadar. Valime talimat vererek, hemen başka bir eve alınmalarını istedim" dedi.
Bu tablonun kendilerine yeni bir açılım getirdiğini de söyleyen Erdoğan, TOKİ'nin illerde 45 metrekarelik ABD'deki stüdyo daire tiplerinden yaparak, fakirlere bedava vereceğini söyledi. Bu evlerin hiç imkanı olmayanlara sağlanacağını belirten Erdoğan, "İmkan sahibi oluncaya kadar kira vermeden oturacak. Bedavacılığa alıştırmadan iş imkanı sağladıktan sonra cüzi bir miktarla o dairelerin sahibi olacaklar. Şimdi bunun çalışması içindeyiz" diye konuştu.

"GÜLLÜK GÜLİSTANLIK DEĞİLİZ"
Başbakan Erdoğan, hükümet olarak daha yapılması gereken çok şeyin olduğunun bilincinde olduklarının da altını çizerek, herkesi dayanışma içinde hareket etmeye davet etti. Erdoğan, şöyle konuştu:
"Her şeyi hallettik, her taraf güllük gülistanlık iddiasında değiliz. Ama iyi yoldayız önemli olan samimiyetle, iyi niyetle, kararlılıkla çaba göstermek. Burada yazılı, görsel medya hep beraber dayanışma içinde olmalıyız. Bir yerde kötü bir olay, olumsuz bir vaka yakalayıp da onu bütün Türkiye böyleymiş gibi anlatmak moral değerlerimiz üzerinde nasıl olumsuz tesirler gösterdiğini bilmeliyiz, dayanışma içinde olmalıyız. Hem fert hem toplum olarak dayanışma içinde olmalıyız. Bu olduğunda Türkiye'de ciddi
özgüven olacak. Aile yapımızı zafiyete uğratan olaylar karşısında toplumsal duyarlılığımızı arttırmalıyız. Aile yapımızı hızla aşındıran tahrikler ve faaliyetlere karşı hep birlikte çaba göstermeliyiz. Türk kültürüne, geleneksel değerlere uygun düşmeyen toplumsal dokumuzu zayıflatan tarz ve davranışların yaygınlaştırılmasından hep birlikte. Bunda komplekse girmenin anlamı yok, sanki biz şarkın çocukları olarak ilkel çocuklarıyız. Niçin bu anlayış içerisindeyiz? Tam aksine hem şarkın hem Batı'nın ortasında
bulunan, ikisinin kapısını birbirine açan örnek bir toplum olabiliriz."
Devlet Bakanı Nimet Çubukçu da, medyaya yüklenerek, medyanın aile yapısı üzerinde olumsuz etkileri olduğunu söyledi.

En Çok Aranan Haberler

Kapat