HABER

Kapat

Yediğimiz Balıkların İçinden Çıkan Mikroplastikler Sağlığımızı Nasıl Tehdit Ediyor?

Denizlere ve tatlı sulara karışan mikroplastikler balıklar aracılığıyla tabağımıza geliyor. Peki bu parçacıklar sağlığımız için ne kadar risk taşıyor?

Yediğimiz Balıkların İçinden Çıkan Mikroplastikler Sağlığımızı Nasıl Tehdit Ediyor?

Doğada yüzlerce yıl parçalanmadan kalan plastikler aslında tamamen kaybolmuyor. Güneş ışığının, rüzgarın ve dalgaların etkisiyle giderek daha küçük parçalara ayrılıyor. Bu ayrılan parçalardan 5 milimetreden küçük olanları mikroplastik olarak adlandırılıyor ve suya karıştığında planktondan balıklara kadar pek çok canlı tarafından yutulabiliyor.

Peki balık yediğimizde gerçekten ne kadar plastik tüketmiş oluyoruz? Mikroplastiklerin insan sağlığı üzerindeki uzun vadeli etkileri hala araştırılmaya devam etse de sizler için konuya hakim olmanızı sağlayacak kapsamlı bir rehber hazırladık.

1. Mikroplastiklerin balıklara ulaşma süreci

Yediğimiz Balıkların İçinden Çıkan Mikroplastikler Sağlığımızı Nasıl Tehdit Ediyor? 1

Büyük plastiklerin zamanla parçalanması ile oluşan mikroplastikler, çok çeşitli kaynaklardan denizlere, nehirlere ve göllere ulaşabiliyor. Suda bulunan bu parçacıklar balıklar tarafından doğrudan yutulabildiği gibi besin zincirindeki daha küçük deniz canlıları üzerinden de soframıza taşınabiliyor. Elbette balığın yaşadığı bölge, hangi canlılarla beslendiği ve bölgesel çevre sorunları da tabaklardaki mikroplastik miktarını etkiliyor. Dolayısıyla her balığın aynı miktarda risk taşıdığı söylenemese de genel olarak okyanuslardaki mikroplastik miktarının uzmanları alarm pozisyonuna getirecek boyuta ulaştığı da bir gerçek.

2. Soframıza kadar gelen görünmez parçacıklar

Yediğimiz Balıkların İçinden Çıkan Mikroplastikler Sağlığımızı Nasıl Tehdit Ediyor? 2

Mikroplastiklerin en riskli yanı sadece balıklarda bulunmadıkları. Gözle görülmeyen bu tehlikeleri riskli yapan ana faktör, mikroskobik boyutları sayesinde içme suyuna, tarım ürünlerine ve farklı besinlere kolayca karışabilecek olmaları. Yani yediğimiz balığın yanı sıra içtiğimiz suda ya da yemeklere eklediğimiz tuzda da benzer riskler mevcut. Dolayısıyla balık tüketimi bu genel sorunun sadece ufak bir parçası. Üstüne üstlük mikroplastikler, rüzgar gibi faktörler aracılığıyla soluduğumuz havaya da karışabiliyor.

Öte yandan, bir gıdada mikroplastik bulunması ile hastalık arasında doğrusal bir bağlantı da bulunmuyor. Ki bu da önlem almak ve tehditleri şimdiden önlemek için yeterli zamanımız olduğunu gösteriyor. Bununla birlikte Dünya Sağlık Örgütü (WHO), mevcut araştırmaların insan sağlığı üzerindeki kesin etkileri belirlemek için yeterli olmadığını tekrarlarken daha geniş ölçekli çalışmalara gereksinim duyulduğunu belirtiyor.

3. Sindirim sistemi üzerindeki olası etkiler

Yediğimiz Balıkların İçinden Çıkan Mikroplastikler Sağlığımızı Nasıl Tehdit Ediyor? 3

Balıklarla vücuda alınan parçacıkların ilk temas ettiği alanlardan biri sindirim sistemi olduğundan, olası etkilerin öncelikle burada başlaması beklenebilir. Besin yoluyla alınan mikroplastikler mide ve bağırsak sistemine ulaşarak bu dokularda tahriş ve inflamasyon gibi riskler doğurabiliyor. Ayrıca bağırsak florasında ve sindirim düzeninde bozulmalara yol açabiliyor.

4. Bağışıklık sistemi ve oksidatif stres

Yediğimiz Balıkların İçinden Çıkan Mikroplastikler Sağlığımızı Nasıl Tehdit Ediyor? 4

Oksidatif stres, hücrelerdeki koruyucu sistemler arası dengenin bozulması olarak bilinen bir sorun. Bu dengesizlik sonucu hücresel hasar riski arıyor ve vücuttaki doku hasarı ile inflamasyon şiddetlenebiliyor. Tüketilen mikroplastik miktarı bu hasarın ne kadar derin boyutlu olduğunu etkiliyor. Buna karşılık hasarın boyutu; vücuttaki parçacık miktarı, plastik türü ve maruziyet süresi gibi bir dizi faktöre göre değişiyor. Dolayısıyla haftalık balık tüketme alışkanlıklarıyla alınan mikroplastiklerin, insan sağlığı üzerindeki gerçek etkisini ölçmek için daha kapsamlı araştırmalar gerekiyor.

5. Hormon sistemi

Yediğimiz Balıkların İçinden Çıkan Mikroplastikler Sağlığımızı Nasıl Tehdit Ediyor? 5
Metabolizmayı, büyümeyi, iç dengeyi sağlayan ve birçok vücut sistemini koruyan hormon sistemi de mikroplastiklerden etkilenebiliyor. Hormon dengesini korumanın birincil adımı dengeli beslenmek olduğundan, mikroplastiklerin kendisi ve taşıdığı yan kimyasallar bu sistem üzerinde ek baskı yaratabiliyor. Bunun sonucunda ise birçok vücut dokusunu ve sistemi ilgilendiren farklı problemler gözlenebiliyor.

6. Mikroplastiklerle taşınabilen toksik maddeler

Yediğimiz Balıkların İçinden Çıkan Mikroplastikler Sağlığımızı Nasıl Tehdit Ediyor? 6

Balıklarla vücudumuza mikroplastiklerin yanı sıra birçok ek parçacık taşınıyor ve sorunun en endişe verici taraflarından birini bu durum oluşturuyor. Çünkü plastik üretiminde kullanılan bazı katkı maddeleri veya çevredeki kimyasallar, mikroplastiklerin üzerine yapışabiliyor. Özellikle BPA ve ftalat gibi katkı maddeleri ile ağır metaller, balık tüketimi yoluyla insan vücuduna girdiğinde akla pek çok ek sağlık sorununu getiriyor. İşin tehlikeli boyutu ise taşınan ek kirleticinin taşıdığı risklere göre değişiklik gösteriyor. Elbette bu maddelerin insan dokularına ne miktarda aktarıldığı kesin olarak bilinmediğinden riskler ölçülemiyor.

7. Bakteri ve patojen taşıyıcılığı

Yediğimiz Balıkların İçinden Çıkan Mikroplastikler Sağlığımızı Nasıl Tehdit Ediyor? 7

Mikroplastikler pürüzlü yüzeyleri nedeniyle sudaki zararlı mikroorganizmalara tutunacak alan tanıyor ve bu organizmaların üremesine elverişli ortamı sağlıyor. Hal böyle olunca mikroplastiklere tutunup insan vücuduna giren patojen ve bakteri riski artıyor. Üstelik bu bakteriler antibiyotik bağışıklığına sahip olabildiğinden insan sağlığını önemli ölçüde tehdit edebiliyor.

8. Tatlı su ekosistemlerini tehdit eden endüstriyel atıklar

Yediğimiz Balıkların İçinden Çıkan Mikroplastikler Sağlığımızı Nasıl Tehdit Ediyor? 8

Su kaynaklarının kirliliği plastik atık yönetiminden fazlasını kapsıyor. Çünkü iyi yönetilemeyen endüstriyel atıklar da su kaynaklarını kirletiyor. Ağır metaller, zararlı kimyasallar ve kül gibi endüstriyel atıklar yeterince arıtılmadan doğaya bırakılınca doğrudan tatlı su ekosistemlerine karışabiliyor. Çevre mevzuatlarına uymayan termik santral atıklarının su kaynaklarına karışması, ekosistemleri ve çevrede yaşayan toplulukları fazlasıyla olumsuz etkiliyor.

Mikroplastikler ile termik santral atıkları aynı kirletici türü olmasa da her ikisi de su kaynaklarını korumanın yalnızca görünen çöplerden ibaret olmadığını gösteriyor.

Su kaynaklarını korumak için alınabilecek önlemler

Yediğimiz Balıkların İçinden Çıkan Mikroplastikler Sağlığımızı Nasıl Tehdit Ediyor? 9

Balıkların içinden mikroplastik çıkabildiğini öğrenince balığı tamamen beslenme planından çıkarmak asla doğru bir yaklaşım değil. FAO (Gıda ve Tarım Örgütü) ve WHO (Dünya Sağlık Örgütü), balığın içinde bulunan Omega-3 yağ asitleri, kaliteli proteinler ve önemli vitaminler sebebiyle haftada en az 2 porsiyon tüketilmesi gerektiğini söylüyor. Güvenilir ve izlenebilir kaynaklardan ürün almak, bir yandan da resmi gıda güvenliği uyarılarını takip etmek balığı beslenme planına doğru şekilde entegre etmeye yardımcı oluyor.

Mikroplastik tehdidi her ne kadar gerçek olsa da insan sağlığı üzerinde oluşan riskler henüz araştırılmaya devam ettiğinden, su kaynaklarını koruma konusuna öncelik vermek gerekiyor. Kalıcı çözüm ise hiçbir zaman mutfakta başlayıp bitmiyor. Gereksiz plastik üretiminin azaltılması, atık su arıtma altyapısının geliştirilmesi, sanayi atıklarının sıkı biçimde denetlenmesi ve su kaynaklarının düzenli izlenmesi gerekiyor. Kömür gibi kirletici enerji kaynaklarından güneş ve rüzgar ağırlıklı bir sisteme geçiş de hava ve su üzerindeki baskıyı azaltıyor. Özetle, tehdit henüz kontrol edilebilir olduğundan zamanında önlem almak ve yenilenebilir sistemlere geçmek için önümüzde yeterli vakit bulunuyor.

YORUMLARI GÖR ( 0 )

En Çok Aranan Haberler