Futbolun en yalnız mevkisi kaleciler olarak görülmektedir. Futbol takımları genel olarak 3 mevkide değerlendirilir. Savunma, orta alan ve hücum oyuncuları mücadele içerisinde pozisyonlar arasında görev dağılımı yapabilmektedir. Başlangıç kadrosundaki konumlanmalar değişebilir ve futbolcular birbirlerinin rollerini üstlenebilir. Kaleciler ise istisnai örnekler haricinde kariyerlerini mevkilerinde geçirmektedir. Kaleciler futbolda topa elle dokunma hakkına sahip olan tek mevki olmanın avantajını taşır. Bu avantaj kendilerine ayrılan kale çizgileriyle sınırlıdır. Bu imtiyaz kalecilerin diğer futbolculardan ayrı bir özellikle olduğunu göstermektedir. Kaleciler, "kaleci" olarak anılır. Onları ayırt eden imtiyaz ve sınırlamaları maç içerisinde sembolik olarak farklı renkte forma giymeleriyle gösterilmektedir.
Kalecilerin farklı renkte forma giyme sebebi genel olarak ayırt edilebilirlik üzerinedir. Öncelikle hakemler, takım arkadaşları ve rakip oyuncular tarafından konumlarını belirtmektedir. Özellikle ceza sahası içerisindeki karışıklık (karambol) anlarında kalecilerin elle oynama imtiyazı tespit edilmesi gereken bir durumdur. Başka bir oyuncunun topa elle dokunmadığı tespit edilmektedir.
Hakemlerin kalecileri fark etmesindeki etkenlerden birisi ofsayt kuralıdır. Futbolda ofsayt rakip kalecinin konumuna göre belirlenir. Takımlar açısından olan kısım ise takımın saha dizilişi ve pozisyon almasıyla ilgilidir. Her takım sahaya yayılımını kaleciden başlatarak yapar. Takımların ilk adamı her zaman kalecidir. Futbolda "takım boyu" olarak ifade edilen sahaya yayılmadaki sanal çizgiyi kalecilerin son konumu belirler.
Farklı renkte formaya sahip olunması takımların savunma blokunda kalecilerin ayırt edilebilmesini sağlamaktadır. Rakip takım oyuncuları açısından bu durum avantaja dönüştürülebilir. Nihayetinde rakip de kalecinin konumunu belirleyerek hücum varyasyonları oluşturmaktadır. Hücum eden takım için kalecilerin konumu rakip savunmayı bir kişi eksik olarak yakalamalarını sağlayabilir. Kaleciler atağı belirli bir sınırlamaya bağlı kalarak karşılamaktadır. Bu aşamada forma renginin belirlenmesi psikolojik bir araca dönüşebilmektedir.
Kaleciler takım arkadaşları ile aynı renkte forma giymezler. Genel olarak birçok renk paleti içerisinden parlak ve koyu tonda renkler tercih edilmektedir. Fosfor yeşili, mor, koyu kahverengi veya turuncu gibi renklere eğilim mevcuttur. Bunun sebebi çoğu zaman nöroloji ve psikolojiyi kapsayan bir alışkanlıktır. İnsan beyni renkli cisimlere karşı aşırı uyaran gerçekleştirebilir. Parlak renkler optik illüzyona sebep olabilirken koyu renkler tokluk hissi oluşturabilir.
Parlak renk forma giyen kaleciler için rakiplerine bir odak noktası hazırlanır. Şut sırasında oyuncuların parlak cisme farkında olmadan yönelmeleri mümkündür. Bu algısal bir kurmaca olarak değerlendirilir. Şutör için açısal bir daralma yanılgısı oluşabilir. Kalecinin olduğundan daha büyük bir alana sahip olduğu düşünülebilir. Kaleciler arasında bu durum "kalede büyüme" olarak anılmaktadır.
Kaleciler şut gelmeden kollarını ve ayaklarını açarak açılarını büyütür ve forma renkleri ile şutörü hatalı bir tercih yapmaya itebilirler. Koyu renkte kaleci formaları ise insan zihnindeki "karanlık = daraltı" algısına sebep olabilmektedir. Bu sayede şutör oyuncunun algısal bir kaygı duyması sağlanabilir.