HABER

Kapat

Kamu-Sen'den Erdoğan'a destek

ANKARA (İHA) - Türkiye Kamu-Sen Genel Başkanı Bircan Akyıldız, seçim barajının düşürülmesi isteyenlere, "Daha önce aklınız neredeydi?" diye soran Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a destek verdi. Akyıldız, yönetimde istikrarı sağlamak için parçalanmanın önlenmesinden yana olduklarını ifade ederek, "Türkiye'de istikrarı sağlamak için tek başına iktidarlara ihtiyaç var" dedi.

Erdoğan'ın, "3 yıl öncesinden az ekmek alıyorsanız bana beddua edin" sözlerini eleştiren Akyıldız, "Görüyoruz ki Başbakan vatandaşın yalnızca ekmek yediğini sanıyor ya da öyle istiyor. Oysa Başbakan kira, ısınma, tüp, ulaşım gibi giderlerde ortaya çıkan olumsuzlukları gündeme hiç getirmiyor" diye konuştu.

Akyıldız, Kamu-Sen Genel Merkezi'nde düzenlediği basın toplantısında 2005 yılını değerlendirdi. 2005 yılının tüm dünyada çalışanlar, dar gelirliler ve işsizler adına büyük güçlüklerle dolu geçtiğini ifade eden Akyıldız, küresel güçlerin dünyadaki hakimiyet alanlarını genişletmesi ve tüm toplumlar üzerindeki etkisini artırmasının 2006 yılının da bir çok olumsuz gelişmeye gebe olduğunu gösterdiğini kaydetti. Küresel sermayenin, dünyanın her yerinde siyasi ve ekonomik gelişmeleri kontrol altında tutmakta ve ekonomik programları yönlendirdiğini ileri süren Akyıldız, "Ülkemizde de özellikle son yıllarda uygulanmakta olan ekonomik programların tamamında küresel sermayenin etkilerini görmekteyiz. Bu doğrultuda hükümetin 2006 yılına ilişkin bütçe planı ve 3 yıllık mali programı incelendiğinde, bunların küresel sermayenin talepleri doğrultusunda hazırlandığı izlenimi uyanmaktadır. Öncelikli olarak hükümetin uyguladığı programın, kamuoyuna duyurulan taraflarını gözden geçirmekte fayda bulmaktayız. Açıklamalara göre, hükümetin ilk 3 yılında Gayri Safi Milli Hasıla büyümüş, enflasyon tek haneli rakamlara düşmüş, dış ticaret hacmi genişlemiştir. 2006 yılı ekonomik planında da yıllık büyümenin yüzde 5 olacağı, kişi başına düşen milli gelirin 4981 dolara kadar çıkacağı ve enflasyondaki düşüşün devam ederek yüzde 5 olarak gerçekleşeceği varsayılmaktadır. Bu rakamlara baktığımızda, toz pembe bir tabloyla karşılaşmaktayız. Ancak; bir de madalyonun öbür yüzü var ki küresel sermayenin izlerini işte burada bulmak mümkündür" şeklinde konuştu.

Akyıldız, son 3 yılda enflasyon, Gayri Safi Milli Hasıla (GSMH) ve milli gelir konusunda bazı iyileşmeler görüldüğünü ancak bu iyileşmelerin daha fazla işsizliği, dar gelirli, küçük esnaf, çiftçi, memur, işçi ve istihdam sağlayan üreticinin üstüne bir karabasan gibi çöken vergi artışlarını, dolaylı vergileri ve ek vergileri de beraberinde getirdiğini savundu.

Hükümetin IMF'in hiçbir sosyal tarafı olmayan politikalarını aynen uygulayarak ne 2001 yılındaki krizin nedenlerini yok edebildiğini, ne de vatandaş üzerinde krizin etkilerini ortadan kaldırabildiğini iddia eden Akyıldız, şöyle konuştu:

"BU TÜR VERGİ UYGULAMALARI, ORTAÇAĞ DEREBEYLERİNİN TEBAASINA YAPTIĞI ZULÜMLERDE MEVCUTTUR" "Borçlanma, tüketim ve ithalattaki artış ne ekonomik anlamda ne de ticari anlamda bir başarı olarak kabul edilemez. Üstelik bu orandaki dış ticaret açığı, cari açık ve borçlanmayla, sıcak paranın ülkemizden çıkmasıyla dolar kurunda oluşacak ani bir artış sonucunda ülkemizin yeni bir krize girmeyeceğini de kimse iddia edemez. Yatırım harcamalarının kısıldığı, vergi oranlarının, dolaylı vergilerin ve istihdamdan alınan vergilerin sürekli artırıldığı bir ortamda, her şey yolunda gitse bile gelir dağılımı konusunda bozukluklar yaşanılması kaçınılmaz bir sonuç olarak karşımıza çıkmaktadır. Nitekim uygulanan ekonomik programlar, ekonomide oluşan bu olumsuzlukların yükünü, vergisini peşin ödeyen ve vergi kaçırma ihtimali olmayan ücretlilere yıkmaktadır. Tüm dünyadaki gelişmelerin aksine, son 3 yılda dolaylı vergilerin oranının yüzde 66'lardan yüzde 73'e yükselmiş olması, bütçenin yükünün ücretlilere yıkıldığının en açık göstergesidir. Bu tür vergi uygulamaları, bir 'Deli Dumrul' hikayesinde, bir de Ortaçağ derebeylerinin tebaasına yaptığı zulümlerde mevcuttur.

2006 yılı programına göre yıllık büyümenin yüzde 5 olması öngörülmektedir. Dış ticaretin önümüzdeki yıl da 38,5 milyar dolar açık vermesi beklenmektedir. İşsizlik oranıyla ilgili beklentilerin yüzde 10 olması, uygulanan ekonomik programın özellikle sosyal ayağının eksikliğini ortaya koymaktadır. Bütün bunlara ek olarak 2005 yılı hedefi 106,6 milyar YTL olan vergi gelirlerinin, 2006 yılında yüzde 22,2 oranında artışla 130,3 milyar YTL'ye çıkarılması, 2006'nın da önceki 3 yılda olduğu gibi özellikle çalışanlar ve dar gelirliler açısından zor geçeceğinin açık bir göstergesidir. Çünkü, bu artışın vergilere yapılacak zamlarla sağlanacağı açıktır. Bunun yanında 2006'da başta telefon olmak üzere KİT ürünlerine ortalama yüzde 16,4 zam yapılması ön görülmektedir. Yıllık enflasyon hedefinin yüzde 5 olduğu bir ortamda, devletin topladığı vergilere yüzde 22, ürettiği mal ve hizmetlere yüzde 16 oranında zam yapması anlaşılmaz bir tutumdur. Bütçesini IMF hedeflerine uydurabilmek için, vergilere ve kamu ürünlerine yapılacak zamlarda bu denli cömert olan hükümetin, çalışanlara ve emeklilere zam yaparken gösterdiği cimrilik, milletimizin ayakta kalma direncini kırmakta ve başta adam kaçırma, gasp, hırsızlık ve kapkaç olmak üzere, kişilere ve mala dönük suçlarda büyük artışlara sebebiyet vermektedir. Sosyal tarafı eksik ekonomik programın toplumumuza ve özellikle memurlara yansıması, son derece olumsuz olmakta; milli gelirin yükselmesine rağmen, çalışanlarımız bu büyümeden yeteri kadar pay alamamaktadır. Hükümetin ortaya koyduğu rakamlar ve kamuoyuna sunulan olumlu tablo, vatandaşlar tarafından günlük hayatta bir türlü hissedilmemektedir. Vatandaşın bu eleştirisi karşısında artık suskun kalamayan yetkililer ise ekonomideki gidişatı ekmek, simit gibi bazı harcama kalemlerindeki alım gücü hesaplarıyla açıklamakta, kendilerince vatandaşın cebinde de iyileşme meydana geldiğini anlatmaktadırlar."

Başbakan Erdoğan'ın, "3 yıl öncesinden az ekmek alıyorsanız bana beddua edin" sözlerini eleştiren Akyıldız, "Görüyoruz ki Sayın Başbakan vatandaşın yalnızca ekmek yediğini sanmaktadır ya da öyle istemektedir. Oysa Sayın Başbakan kira, ısınma, tüp, ulaşım gibi giderlerde ortaya çıkan olumsuzlukları gündeme hiç getirmemektedir. Söz konusu diğer harcamalara ilişkin hesaplamalar ortaya konduğunda AK Parti'nin iktidara geldiği günden bu yana vatandaşın cüzdanında bir rahatlama olmadığı açıkça görülecektir" diye konuştu.

"BAŞBAKAN ERDOĞAN BİZİM YERİMİZDE OLSAYDI, BU HÜKÜMETE DUA MI EDERDİ, BEDDUA MI?" Türkiye Kamu-Sen AR-GE Merkezi'nin, hükümetin açıklamalarında kullandığı son üç yıllık ekonomik verilere dönük bir çalışma gerçekleştirdiğini anlatan Akyıldız, bu çalışmadan ortaya çıkan sonuca göre 2002-2005 yılları arasında GSMH'nin yüzde 98 oranında arttığını, buna bağlı olarak da kişi başına düşen milli gelirin 2 bin 608 dolardan, 2005 yılı sonunda 4 bin 950 dolara çıkmasının beklendiğini bildirdi. 12 aylık ortalamalara göre TÜFE'nin 2003 yılında yüzde 25,3, 2004 yılında 10,6 ve 2005 yılı Kasım ayı itibariyle yüzde 8,31 oranında arttığını belirten Akyıldız, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Bu rakamları topladığımızda son 3 yıllık enflasyonun yüzde 44,21 olduğunu görüyoruz. Memur maaşlarındaki gelişme ise şöyle olmuştur; Aralık 2002 itibariyle 375 milyon TL dolayında olan en düşük memur maaşı yüzde 44,2 oranında artışla, 541 milyon TL'ye, 531 milyon TL olan ortalama memur maaşı da yüzde 42'lik bir artışla 754,8 milyon TL'ye yükselmiştir. Rakamları alt alta koyduğumuzda memur maaşlarının, ülke ekonomisinde yaşanan büyümeden hiç pay alamadığını, en düşük memur maaşının enflasyon karşısında ilerleme kaydedemediğini görüyoruz. Ortalama memur maaşı ise 3 yıllık sürede, ekonomide yaşanan bütün olumlu gelişmelere rağmen yüzde 2,2 oranında erimiştir. Bu rakamlar, memurların arttığı iddia edilen refahtan pay alamadığını çok açık bir biçimde ortaya koymaktadır. Yalnızca memurlar değil, ücretli kesimin tamamı bu sürede aynı sorunla karşılaşmıştır. Milli geliri 3 yılda yüzde 98 oranında büyüyen bir ülkede, ücretlere yapılan artışlar, enflasyon artışlarını bile karşılamıyorsa, bu ülkede paylaşım konusunda bir sorun var demektir. Vergi toplanırken yükün büyük çoğunluğunu üstlenen ücretli kesim, ne yazık ki, yaptığı fedakarlığın meyvelerini toplayamamakta, ekonomideki büyümenin aslan payını sermaye ve rant çevresi kapmaktadır. Bütün bunlara ek olarak her geçen yıl yeni vergilerle, zamlarla karşı karşıya kalınmaktadır. Hükümet iktidara geldiğinde kişi başına düşen gelirin onda biri kadar aylık alan en düşük ücretli memur; AK Parti iktidarının üçüncrü yılında, kişi başına düşen milli gelirin ancak on ikide biri kadar maaş alabilir hale getirilmiştir. Hükümet ısrarla refahın arttığını iddia etmektedir. Ancak, milli gelirdeki artışın memurun maaşına yansımadığı açıktır. Son 3 yılda milli gelirde yaşanan artışla kıyaslandığında, en düşük ücretli memurun maaşı yüzde 18 oranında erimiştir. Ortalama memur maaşındaki erime ise yüzde 20'yi bulmuştur. Kabul etmek gerekir ki; son 3 yılda Türk ekonomisi büyümüştür. Ancak, bu büyüme dar gelirliye, ücretli çalışana ve işsize yansıyacak tarzda gerçekleşmemiştir. Bu sürede ülkemizde, gelir dağılımda yaşanan adaletsizlik hızla artmış, zengin daha zengin, fakir daha fakir hale gelmiştir. Gelir dağılımında yaşanan adaletsizliği önleyecek olan vergi sistemi de bu haliyle toplumun alt kesimlerini mağdur etmekten öteye gidememektedir. Türkiye Kamu-Sen olarak itirazımız ekonomik program hazırlanırken, sosyal ayağının eksik bırakılmasınadır. Böyle bir büyümenin memleketimize fayda sağlamaktan çok, zarar getireceği açıktır. Küresel sermayenin taleplerine göre hazırlanan bu tür ekonomik programlar, sermayeyi büyütürken; başta kamu çalışanları olmak üzere dar ve sabit gelirlileri ezmektedir. Görülmektedir ki son 3 yılda kamu çalışanlarının kayıpları, simit-ekmek hesabının ötesindedir. Bütün bu verileri göz önünde bulundurarak 'Üç yıl öncesinden az ekmek alıyorsanız bana beddua edin' diyen Sayın Başbakan'a soruyorum, siz bizim yerimizde olsanız bu hükümete dua mı ederdiniz, yoksa beddua mı?"

Basın toplantısı sonunda gazetecilerin seçim barajının düşürülmesiyle ilgili soruların cevaplayan Akyıldız, "Temsilde adalet, yönetimde istikrar" felsefesinden yana olduğunu belirtti. Seçim barajının düşürülmesini isteyenlere Başbakan Erdoğan gibi, "Daha önce aklınız neredeydi?" diye soran Akyıldız, siyasi istikrar için yönetimde parçalanmaya karşı olduklarını kaydetti.

YORUMLARI GÖR ( 0 )

En Çok Aranan Haberler

Kapat